1869 yılının bir bahar günü, öğlen Petersburg’un Subaylar Sokağı’nda beş katlı bir apartmanın arka merdivenlerinden özensiz, yoksul giyimli, yirmi yedi yaşlarında bir adam çıkıyordu. … ..
… ..
… ..
Maşurina bir buçuk yıl önce Rusya’nın güneyinde, doğup büyüdüğü yeri , yoksul ama soylu ailesini terk edip cebinde altı rubleyle Petersburg'a gelmiş, kadın doğum okuluna girmiş, büyük bir azimle çalışarak arzuladığı diplomaya sonunda kavuşmuştu. Genç bir kızdı… hem de çok iffetli bir genç kız. Her şeyden kuşkulanan biri, bu kızın dış görünümü için söylenenleri hatırlayınca “Şaşılacak bir şey yok bunda!” diyecektir. Biz ise şöyle diyeceğiz: “İnanılmaz ve az görülen bir şey!”
Maşurina’nın ters cevabını duyunca Paklin tekrar güldü.
-Harikasınız canım! -dedi yüksek sesle.- Çok güzel terslediniz beni! Hakkettim bunu! Böyle cüce kaldığım için! Bu arada sizin şu ev sahibiniz nerede kaldı?
Paklin konuyu bilerek değiştirmişti. Boyunun kısalığı, bedeninin biçimsizliğini bir türlü kabullenemezdi. Kadınlara pek düşkün olduğu için bu konuda da hassastı. Kadınların ondan hoşlanmaları için neler vermezdi! Zavallı dış görünüşünün bilincinde olması, alt tabakadan gelmesinden ve toplum içindeki hiç de gıpta edilmeyecek yerinden daha çok kemiriyordu içini. Paklin’in babası birtakım yalan dolanla dokuzuncu dereceden memurluğa kadar yükselmiş sıradan bir küçük burjuva; mahkeme işlerinde usta bir dolandırıcıydı. Çiftlikler, apartmanlar yönetiyor, çok para kazanıyordu, ama son günlerinde kendini içkiye vermiş ve öldüğünde hiç miras bırakmamıştı. Genç Paklin (adı Sila’ydı…Sila Samsonıç ki, bunu da kaderin kendisine bir alayı (Sila Rusça’da güç anlamına gelir), kabul ediyordu. Almancayı çok iyi öğrendiği ticaret okulunu bitirdi. Birçok badire atlattıktan sonra nihayet bin beş yüz gümüş ruble ücretle özel bir büroda işe başladı. Bu parayla kendi geçiniyor, hasta teyzesiyle kambur kız kardeşine de bakıyordu. Bizim öykümüzün başladığı sıralar






