Kitaplar vardır,bir sayfadan öbürüne geçerken unutarak keyifle gözden geçiririz; bazılarını , hemfikir olmaya ya da karşı çıkmaya kalkışmadan saygı ile okuruz; bazıları yalnızca bilgi sunar bize, yorum beklemez bizden; yine bazılarını, nicedir, nasıl büyük büyük bir aşkla sevdiğimiz için, sözcüğüne sözcüğüne tekrarlayabiliriz., çünkü tam anlamıyla ezberim izdedirler.
Okumak sohbet etmektir. Deliler, zihinlerinin bir köşesinde yankılandığını hissettikleri hayali diyaloglarla uğraşırlar; okurlarsa, bir sayfa üzerindeki sözcüklerin sessizce harekete geçirdiği benzer bir diyalogla. Genellikle okurun yanıtı kaydedilmez.,, ama okur çoğu kez bir kalem alığı metnin kenarına cevaplar yazma gereksinimi duyar.. Bazen en sevdiğimiz kitaplara da eklenen bu yorum, bu açıklama, bu yankı genişler ve metni bir başka zamana, bir başka yaşantıya taşır; bir kitabın bizimle konuştuğu ve bizi (okurlarını) var olmaya zorladığı yanılsamasına gerçeklik katar.
… ..
… ..
Okumak rahat, tek başına gerçekleştirilen, yavaş ve duygusal bir görevdir. Bir zamanlar yazmada da vardı bu niteliklerden bazıları. Fakat son zamanlarda yazarlık uğraşı, eski gezgin satıcıların, repertuar aktörlerinin uğraşlarına benzer nitelikler edindi; yazarlar, tuvalet fırçaları ya da ansiklopedi setleri yerine kendi kitaplarının özelliklerini övecek bir gecelik gösteriler yapmak üzere uzak yerlere çağrılıyor. Daha çok bu görevlerden dolayı, okuma yılım boyunca çok farklı kentlere yolculuk eder halde buldum kendimi, ama her defasında , yuvama dönmeyi, kitaplarımın bulunduğu ve işimi yaptığım, Fransa’nın ufak bir köyündeki evimde olmayı istedim.
… ..
Bir yıldan biraz fazla zamandır Fransa’daki evimizdeyiz ve şimdiden Buenos Aires’teki ailemi ziyaret etmek için buradan ayrılmam gerekiyor. Gitmek istemiyorum. Yazı köyde geçirmek, bahçenin, eski kalın duvarlarının serin tuttuğu evin tadını çıkarmak istiyorum. Kitapları yeni yaptırdığımız raflara






