İşte bu kadar. Angela Merkel gidiyor. Açık mavi gözleri ve iki sert çizgiden ibaret olan bu tanıdık yüzü artık ekranlarda görmeyeceğiz. Artık bir devlet başkanını selamlamak üzere yürürken attığı kararlı adımlarını, uzun sürmeyen kibar bir tebessüm ve çok kısa bir baş hareketinin eşlik ettiği, tamamen kendine özgü tokalaşma yöntemini görmeyeceğiz.Twitter veya Instagram’d, hiçbir zaman cazip jestlerle, ikna edici hlelerle veya bir iletişim danışmanının hazırladığı sloganlarla canlanmayan monoton sesinin kesitleri dolaşmayacak. Gösteriş çabaları ona göre değildi, aynı şekilde Mannschaft tarafından atılan bir gole eşlik etmedikçe, çoğu zaman gereksiz, dolayısıyla uygunsuz olduğunu düşündüğü coşkulu duygusal tepkiler de ona göre değildi. Artık tüm fırtınalara karşı dirençli ruh hâlinin tek belirgin varyasyonu olan ceketinin, o günkü rengini merak etmeyeceğiz. Onu bir daha görmeyeceğiz çünkü Angela Merkel Şansolyelik’ten ayrıldığında resmi siyaseti tamamen bırakacağından neredeyse eminim. Uluslararası ilişkilerde kurumsal bir göreve atandığını duymayacağız. Arkasından gelenleri politikası hakkında yorum yapmayacak. Kendini ahlaki bir vicdan olarak yüceltmeyecek ve rol model üstlenebileceği kimliği kesinlikle reddedilecektir. Biriken talepleri sistematik bir şekilde reddetmekten yorulduğu bir gün ya da demokrasinin veya çok taraflılığın yeniden kötü bir döneme girdiği bir zaman ya da gerçekten gerekli gördüğü bir noktada kuşkusuz yeniden bir konuşmayla ortaya çıkacaktır. Ama yeni bir sorumluluk pozisyonunu kabul etmeyecek, sadece sosyal eylemlerde bulunacak, gelişmekte olan ülkeler ve çocukluğundan beri kendisini şekillendiren, hırsını kamçılayan değerleriyle ilgili diğer tüm amaçlar için çeşitli projeleri destekleyecektir.
Belki seyahat edecek. Rusya, Amerika ve açık havanın hayalini kuruyordur. Tolstoy'u ve Pasternak'ı, Volga'yı ve Trans-Sibirya Demiryolu'nu düşünüyordur. Rocky Dağları'nı Kaliforniya'nın kaktüslerini, dikenli teller ve gözetleme kulelerinden başka ufkun olmadığı zamanlarda geçirdiği Doğu Almanya'da yaşlandığında ziyaret etmeyi hedeflediği o özgür dünyayı hayal ediyordur. ... ..
… ..
… ..
Bayan Kasner’den Doktor Merkel’e
… ..
… .. Templin’de ortaokul ve lise öğrencisiyken kimse, Berlin Duvarı’nın yıkılacağını, Sovyet İmparatorluğu’nın çökeceğini, Doğu Alman diktatörlüğünün sona ereceğini hayal edemezdi.Daha sonra katılacağı rejim muhaliflerinin sayısı fazla değildi. Kendileri bile mücadelelerinin başarılı olacağına inanmıyorlardı. Kilise düşmanı bir diktatörlükte, bir papazın kızı olan Angela Merkel, sınırları aşmadan kendi yolunu çizmek zorundaydı, derslerinde başarılı olmalı, ihtiyatlı olma sanatını kullanılmalı mükemmel bir komünist kalıbına girmeliydi. Bunlar, barışı sağlamanın gerekli koşullarıydı. Bazıları kahramanlıklarıyla öne çıksa da Angela Merkel için durum kesinlikle böyle değildi. O ne kahramandı ne de atılgan, ayrıca parlak yarınlara da inanmıyordu. 30 yaşına kadar akademisyenlere açık olan rejimin gençlik örgütü FDJ’nin bir üyesi olmaya devam ediyordu. Hatta ADlersfof Bilimler Akademisi’nde, bölümünden resmi olarak sorumlu olacak kadar ileri gitti, daha sonra somut olarak kültürden sorumluydu. … ..
… ..
… .. 20. yılında, devlet televizyonu ARD’de anlatırken şunları söyledi. “ … .. Dilimizi tutamadığımızı ve her şeyi anlatacağımızı söyle. Böyşlece işe alım görevlilerini kendisinin sır saklayamayan, iflah olmaz geveze biri olduğuna inandırarak caydırmayı başardı.
… ..
… ..
Angela Merkel, evlendikten bir yıl sonra final sınavına girdi. “Çok İyi” derecesini alan “Yoğun Ortamlarda Bimoleküler Reaksiyonlardaki Uzamsal Koerlasyon Hızına Etkisi” başlıklı teziyle … ..
… ..
… .. Angela Merkel tedbirli politikasını sessizce sürdürüyordu. Doktora tezinin başlığı, Leipzig’deki mezuniyet tezininki gibi onu her türlü yıkıcı siyasi düşünce suçlamasından kurtardı: “Tek bağ kırılmasıyla ayrışma reaksiyonlarının mekanizmasının incelenmesi ve hız sabitlerinin kuantum kimyası ve istatistiksel yöntemlere dayanarak hesaplanması.” 1980’lerde, George Orwell’in yazdığı 1984’ü okumuş ve kendisini, kitapta anlatılan topyekûn gözetim rejiminin merkezinde bulunduğunu fark ettiğinde korkmuşrtu. Aynı zamanda herkes gibi o da günlük Sovyet propaganda gazetesi Pravda’yı okuyordu. Diktatörlük düştükten sonra, Merkel’in “arkadaş arasında” olduğuna inanarak bazen ağzından kaçırdığı Doğu Almanya hakkında aşağılayıcı yorumları, laboratuvar yoldaşlarının yetkililere bildirdiklerini keşfetmişti. “Bir arkadaşından” alınan bilgiye göre oluşturulan Angela Merkel’e ilişkin 1984 tarihli Stasi (*Devlet Güvenlik Bakanlığı Alman Demokratik Cumhuriyeti'nin güvenlik ve istihbarat teşkilatı )dosyasında “devletimize karşı çok eleştirel olduğu ve Polonya’daki Solidarnosc sendikasına karşı “çoşkulu” olduğunu belirtiyordu…. ...
.. ..
… .. Angela Merkel, her zaman olduğu gibi, duygularını kontrol altına aldı ve hiçbir şey hissettirmemeye çalıştı. Acele etmemek, önce analiz etmek, sonra harekete geçmek: Liderliğinin bu sırrını, Doğu’da dikkatli olma okulunda öğrenmişti. … ..
… ..
… ..
Prenzlauer Berg Karmaşası
… ..
… .. her zaman olduğu gibi yavaş hareket ediyordu. Diktatörlükten, dikkatli olmayı öğrendi. Bilimdense yavaşlığı. Hipotez, deney, kuramsallaştırma. Sonuca varmadan önce her zaman dinlendirmeye bırakın ve kararı verdikten sonra arkasında durun. … ..
… … Angela Merkel kaosa inanılmaz bir şekilde hâkimdi. Fırtınadaki sakinliğine hayran kaldık. Duygulara kapılmadan sessizce ve mantıklı bir şekilde düşünme tarzı vardı. BU sakinlik onun en büyük gücüydü.
… ..
… ..
Dünyanın Mutti’si
… ..
Ancak Angela Merkel, Almanya’yı temsil etmekten başka bir şey yapmıyordu. Almanya, nazizim karşısındaki suçluluk duygusuyla ahlaki olarak ve Hitler’in yükselişini hızlandıran 1920’lerin hiperenflasyonuyla ekonomik olarak uzun süredir travma yaşayan bir ülkeydi. …
… .. Eski İtalya başbakanı ve Silvio Berlusconi’nin halefi olan saygıdeğer Mario Monti durumu çok güzel özetlemişti: “Almanya’da ekonomi bugün hâlâ ahlak felsefesinin bir parçası olarak kabul ediliyor. Ekonomideki büyüme; vatandaşların, iş dünyasının ve devletin erdemli davranışlarının bir sonucu olarak görüşüyor.Bayan Merkel’i veya Alman kamuoyunu kamu açıklarının iyi bir şey olabileceğine ikna etmenin hiçbir yolu yoktur.” Bu ince ayrıntılar, Ren’in karşı kıyısındaki harcama yanlısı komşuları Fransız ortaklar için kabul edilmesi zor olan ve Barack Obama için tamamen anlaşılmazın da ötesinde şeylerdi.
… ..
… .. Angela Merkel sesini yükseltme ihtiyacı bile hissetmeden Almanya’nın ağırlığını hisettirmeyi biliyordu. Seleflerinin sahip olmadığı bir sükûnete sahipti. … ..
… ..
Bir Şansölye, Dört Başkan
… ..
… ..Şansölye Beşinci Cumhuriyet’in bir cumhurbaşkanı değildi ve güçlerin ayrılığına büyük titizlikle dikkat ediyordu. KOalisyondaki partinin görüşünü dikkate almalı, bu görüşü büyük bir saygıyla Federal Meclis’e havale etmeli, eyaletlerin başkanlarına danışmayı asla ihmal etmemeli, ve güçlü Anayasa Mahkemesi’nin denetimi olmadan hiçbir şey yürütmemeliydi. Olayların önüne geçmez, kendini öne sürmez ve tüm uzlaşma yolları tükendikten sonra tahkim yetkisini kullanırdıç Şansölyenin yetkişsi nispeten sınırlıydı çünkü kurumsal olarak paylaşılıyordu. Nu, Nicolas Sarkozy’yi kızdıornaktaydı … …
… ..
2016, Annus Horribilis (*Korkunç yıl anlamına gelen Latince bu ifade kötü geçen veya felaketlerle dolu bir yıl için kullanılır.)
… ..
28 Mayıs 2017’de Münih’te Angela Merkel tarihi bir konuşma yaptı.Ne yer, ne de izleyici ne de durum bilhassa buna uygundu: CDU’nun Bavyeralı müttefiki CSU’nun üyelerinin ve sempazitanlarının önünde basit birr seçim toplantısıydı. Ancak Merkel, Taormina’daki önemli bir G/’den yeni dönmüştü ve Amerika Birleşik Devletleri’yle Avrupa’yı ayıran yeni uçurumun farkına varmıştı. Bu zirvede Başkan Trump, gezegenikurtarmak için ortak çabaya katılmayı kesinlikle reddetti. Birkaç gün sonra Paris İklim Anlaşması’ndan çekildiğini açıklayarak dünyaya sırtını döneceğini öne sürecekti. ABD’nin ve Brexit’in tam ortasında bulunan İngiltere’nin çifte geri çekilmesi Batı’nın jeopolitik düzenini sarsıyordu. … ..
… .. “ … … Biz Avrupalılar gerçekten kendi kaderimizi, kendi elimize almalıyız. Tabii ki mümkün olduğu kadar ABD ve İngiltere’yle ve iyi komşular olarak Rusya’yla dost kalmalıyız. Ama şunu bilmeliyiz ki Avrupalılar olarak geleceğimiz ve kaderimiz için kendimiz mücadele etmeliyiz.” Bu aynı zamanda seçmenlerini Almanya’da son derece hassas bir konu olan savunma bütçesinde ek bir artışa hazırlamanın bir yoluydu. … .. … .. … .. Berlin ve Washington arasında, uzun ve sadık bir ittifakta aksaklık yaşanıyordu. … ..
… .. “... .. Trump öngörülemiyor. Artık Almanya’nın bir savunma politikası olması gerektiğini ve daha fazla dış askeri operasyonlara yönelmesi gerektiğini kabul ediyor.”
… ..
… .. Beyaz Saray’dan ayrılmadan önce Berlin’e gelerek Angela Merkel’i ziyaret eden Barack Obama açık bir mesaj verdi: 1945‘ten beri ilk kez ABD’nin artık garantör olmayacağı Batı değerlerinin meşalesini Angela Merkel’e devrediyordu. 2017 seçimleri için adaylığını açıklarken özel bir sorumluluğu -terörist artığı ve sallantılı eksenler üzerindeki bir dünya bağlamında, kendisini gerileme hâlindeki bir dünyada belki de son demokrat olarak bulunma sorumluluğu- üstlenen birinin ciddiyetine sahipti. Üzerine hiç almaya niyeti olmadığı bir konumdu bu. Angela Merkel, Avrupa’nın refahını sağlamayı, sosyal piyasa ekonomisinin düzgün işlemesini, ilkelere, bütçe taahhütlerine, ahlak kurallarına, anlaşmalara, hukuka saygı göstermeyi ama her şeyden önce özgür dünyanın kahramanı olarak görülmemeyi arzuluyordu. … ..
… ..
… ..
Son Merkel
… ..
… .. göçmenlere kapıyı açması iki saatini bile almıyor. Bir gün şunu söyledi: ‘Bek Şansölye olduğum sürece Almanya sınırında dikenli tel olmayacak.’ O gün büyük bir lider haline geldi.
Yayın, 15 Temmuz 2015’te gerçekleşti. Bir önceki yıl, Almanya zaten 200.000 mülteciyi kabul etmiş ve 2015 yılı boyunca bu akın aydan aya artmaya devam etmişti.31 Ağustos’ta, Şansölye “Wir schaffen das,“ dediğinde, bu sayı 800.00’i geçmişti ve sonrasında bir milyonu aşacaktı. 2 Eylül’de Türkiye’de bir sahile vuran Suriyeli küçük Aylan’ın cansız bedeninin fotoğrafı tüm dünyada büyük yankı oluşturdu. … ..
… ..
… .. Almanlar öfkeliydi. Angela Merkel, büyük bir zerafetle yanıt vermiyor ve ısrar ediyordu: “Acil bir durumda dostane bir yüz gösterdiğimiz için şimdi özür dilemek zorunda kalıyorsak, o zaman burası artık benim ülkem değildir. … ..
… ..
… .. Avrupa Konseyi, Emmanuel Macron’un girişimiyle Seehofer’i sakinleştirmek ve Sansölye’yi desteklemek için harekete geçti. (Merkel bunu unutmayacaktı) Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’la tek başına imzaladığı (kuşkusuz ahlaki açıdan şüpheli) anlaşma, sığınmacıların ve ekonomik göçmenlerin Yunanistan’a ve dolayısıyla Almanya’ya akışını durdurmayı mümkün kıldı. 2020’nin sonunda, önemli finansal kaynaklar pahasına, beş yıl önce gelen mültecilerin yaklaşık üçte ikisi (bir milyondan fazla kişi) Almanya’da iş buldu. Merkel için bu bir başarıydı. Onun insani tavrı meyvesini verdi ama buna rağmen aşırı sağ güçlendi… ..
… ..
Bunu neden yaptı? Hangi gizli çıkar için? Hangi açıklanmamış siyasi kazanç için? Manuel Valls onu sorumsuzlukla suçluyordu. Akıllı bazı insanlar demografik ve ekonomik bir açıklama buluyordu: Almanya yaşlanıyordu, Merkel’in işgücüne ihtiyacı vardı, kendine daha iyi hizmet etmek için cömert numarası yaptı! Bazıları, sıkıntı içindeki bir milyon insanın bir satranç tahtasına benzemediğini unutarak ona Kasparov’a yakışır bir strateji öngörü yeteneği atfediyordu. … ..
… ..
… ..
Almanya Şansölyesi Mutlu
… ..
… ..
Angela Merkel, bu durumlarda daima kendisi gibi davranırdı. Uzmanların görüşlerini dinler, durumu analiz eder, muhataplarına(veya parlamentosuna) danışır, sakin kalır, müzakere eder, gerekirse harekete geçmeye karar verir, aksi takdirde geçmesini beklerdi. Sabırlı, sakin, pragmatikti. Lirik patlamalar veya çarpıcı beyanlar yoktu. Bildiğinden fazlasını söyleme, yapabileceğinden fazlasını vadetme. Güç kazanmak için Makyavelci planlar oluştur. … ..
… …
… .. Doğu Almanya’daki matematik öğretmeninin zaten fark ettiği gibi bir sorun ortaya çıktığı anda çözüm bulmak, yalnızca hırsının arkasındaki ana itici güç değil, aynı zamanda asla bitmek bitmeyen bir zevkti. … ..
… ..
… .. Gerimi tırmandırarak veya kahramanca muhalefetle enerji tüketmezdi. Kaderi zorlamazdı. … ..
… ..
… .. Ülkenin nazizm ve Holokost suçluluğuyla yaşamayı öğrenmesi ve bu trajik geçmişin yıkıntıları üzerinde örnek bir demokrasiyi yeniden inşa etmesi onlarca yıl ve bir nesilden fazla zaman almıştı. … ..
… ..
*Şansölye Merkel & Marion Van Renterghem
Orijinal adı: Cetait Merkel
Çeviri Zeynepgül Atsız
Epsilon Yayınevi
1.Baskı: Ağustos 2024
*Marion Van Renterghem — Wikipédia
*Marion Van Renterghem, Grandes Écoles'e Fransız giriş sınavları için hazırlık derslerini tamamladıktan sonra, Le Monde'un edebiyat eki olan Le Monde des livres'te staj yaparak gazetecilik kariyerine başladı. Kısa bir süre Fransızca öğretmenliği yaptı ve Éditions Christian Bourgois'da editör olarak çalıştıktan sonra 1988'de Le Monde'a katıldı ve 1998'de kıdemli muhabir oldu.
… ..
*Templin - Vikipedi
*Templin Almanya'nın Brandenburg eyaletinde bulunan bir kasabadır. Kasabanın nüfusu 31 Aralık 2017 tarihi itibarıyla 15,974'tür.
*Bu maddenin tarafsızlığı konusunda kuşkular bulunmaktadır. Konuya dair fikir alışverişi tartışma sayfasında bulunabilir. Şablonu kaldırmadan önce lütfen gerekli şartların oluştuğundan emin olun. (Mart 2016) (Bu şablonun nasıl ve ne zaman kaldırılması gerektiğini öğrenin)
Berlin Duvarı (Almanca: Berliner Mauer), Doğu Almanya vatandaşlarının Batı Almanya'ya kaçmalarını önlemek için Doğu Alman meclisinin kararı ile 13 Ağustos 1961 tarihinde Berlin'de yapımına başlanan 46 km uzunluğundaki duvar. Demokratik Almanya Cumhuriyeti açısından resmî adı Antifaschistischer Schutzwall (Anti-Faşist Savunma İstihkâmı) şeklindeydi.
Batı'da yıllarca "Utanç duvarı" (Schandmauer) olarak da anılan ve Batı Berlin'i abluka altına alan bu betondan sınır, 9 Kasım 1989'da Doğu Almanya'nın, isteyen vatandaşların Batı'ya gidebileceğini açıklamasının ardından tüm tesisleriyle birlikte yıkıldı.
Yapılışı
Yıkılmasının sebepleri
Duvarın fiziksel kalıntıları
*Konrad Hermann Josef Adenauer (5 Ocak 1876, Köln - 19 Nisan 1967, Bad Honnef), Alman devlet adamı, şansölye.
Konrad Hermann Josef Adenauer, 5 Ocak 1876'da, Katolik Özel Kalem Müdürü Konrad Adenauer ve eşi Helene'nin (Evlilik öncesi soyadı Scharfenberg) beş çocuğundan üçüncüsü olarak Köln'de dünyaya geldi. Liseden mezun olduktan sonra Freiburg, Münih ve Bonn'da Hukuk ve Ekonomi Politikası tahsili gördü. Daha sonra Köln'de stajyer hakim olarak çalıştı. Savcılıkta hakim muavini, iki yıl sonra Avukat Kausen'ın bürosunda ve bunun ardından da Köln Eyalet mahkemesinde yardımcı hakim olarak görev aldı.
1904'te Emma Weyer ile evlendi ve bu evlilikten çocukları Konrad, Max ve Ria dünyaya geldi. 1905'te Alman Merkez Partisi'ne üye oldu. 1906'da Köln Belediye Meclisi üyesi oldu. 1917'de Köln Belediye Başkanlığına seçildi.
1918'de Adenauer ömür boyu Prusya Senatosunun üyesi oldu. İşçi ve Asker Kurulu tarafından disiplin görevlisi olarak atandı. İmparator II. Wilhelm'in tahtı bırakmasının ardından Köln'de burjuva ve sosyalist partilerin katılımıyla bir vakıf komisyonu oluşturuldu; Konrad Adenauer bu komisyonun başkanlığına getirildi.
1919'da Adenauer, Alman meclisinde bulunan ve Ren nehrinin sol yakasını temsil eden milletvekilleri, Prusya Eyalet Meclisi üyeleri ve işgal altında bulunan Ren şehirlerinin belediye başkanlarının Köln'de katıldığı bir konuşmasında Adenauer Alman İmparatorluğu'nun birliği çerçevesinde bir Alman federal devletinin kurulmasını önerdi. Köln Üniversitesi'nin kurulmasına olan katkılarından dolayı politika, tıp, hukuk ve felsefe alanlarında Köln Üniversitesi fahri doktorluğuna layık görüldü.
Savaş sonrası; modern ve demokratik Almanya'nın mimarı olarak sayılmaktadır. Dünya çapında örnek gösterilen devlet adamlarındandır.
Köln Belediye Başkanı
CDU Genel Başkanı
Şansölyelik
*brexit — Yandex: 5 bin sonuç bulundu
*Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılması, kısaca Brexit,[1][2] çeşitli kişiler, çıkar grupları ve siyasi partiler tarafından Birleşik Krallık'ın 1973'te Avrupa Birliği'nin önceli olan Avrupa Ekonomik Topluluğu'na katılmasından beri yürütülen bir siyasi hedef. Avrupa Birliği'nden ayrılma hakkı, Avrupa Birliği Antlaşması'nın 50. maddesine tabidir[3] ve 2009 yılında yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması ile tanıtılmıştır.[4]
Genel seçimden sonra Avrupa Parlamentosu geri çekilme anlaşmasını onayladı ve 31 Ocak 2020'de, saat 23.00'te Birleşik Krallık resmî olarak Avrupa Birliği'nden ayrılmıştır.[5] Böylelikle, 31 Aralık 2020'de sona erecek olan ve İngiltere ile AB'nin gelecekteki ilişkilerini müzakere edecekleri
bir geçiş dönemi başlamıştır.[6] İngiltere, AB hukukuna tabidir ve geçiş sırasında AB gümrük birliğinin ve tek pazarın bir parçası olmaya devam
etmektedir, ancak artık AB'nin siyasi organlarının veya kurumlarının bir parçası değildir.[7][8]
Bu konudaki ilk referandum 1975'te yapıldı, seçmenlerin %67'si üyeliğin devam etmesi yönünde oy kullandı. 2016'da bir kez daha referanduma gidildi ve seçmenlerin %52'si Avrupa Birliği'nden çıkılması yönünde oy verdi. Brexit referandumundan sonra Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron istifa etti. Bu süreçte ülkenin ayrılmamasını daha doğru bulan milletvekili Jo Cox bir etkinlikte konuşma yapmaya giderken öldürüldü.
Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılması, İngiliz Sterlini, Euro, Amerikan Doları, Avustralya Doları, Hindistan Rupisi ve Danimarka Kronu'nu daha çok olumsuz etkilemiştir. İngiliz Sterlini, Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılması ile beraber 3,80 Türk Lirası'na kadar düşmüştür. Amerikan Doları ve Euro'nun da sağladığı Avrupa, Amerikan ve Hint Borsaları'nda yüksek oranda düşüş yaşanmıştır, Avrupa Borsa'sı, yaklaşık olarak %4 - %12 arası hisse kaybetmiştir.
Referandumdan önce kampanya, Brexit yanlıları tarafından oluşturulup, Boris Johnson, Michael Gove, Nigel Farage ve diğer Brexit'i destekleyen kişi ve kuruluşlar tarafından sosyal medyada ve internet'te büyük destek toplamıştır. Referandumun asıl hedefinde, göçmenlik ile ilgili iltica ve mücadelede yetersizlik,
son zamanlarda yer alan mülteci krizi, parasal politikalarında Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği içinde yeterince
para basamama durumu, Avrupa'da son zamanlarda yükselen Irkçılık, İslamofobi, Direniş gibi fikir atılımları, mültecilerin Avrupa Birliği içerisinde yetersiz kalan entegrasyonu ve Türkiye'nin Avrupa Birliği içerisine girdikten sonra Birleşik Krallık halkının Türkiye çıkarlarını ve ortak atılıma kadar olan ilişkilerini destekleyememeleri yer almaktadır.
Göçmen karşıtları ve Brexit'i destekleyen halk, Avrupa Birliği'nin mülteci sorununu çözememesinden bir hayli
rahatsızlık duymuş ve Avrupa Birliği'nin yavaş atılımları karşısında Birleşik Krallık Başbakanı David Cameron'ın Brexit referandumunu ülkesi içerisinde oylamasına neden olmuşlardır. Brexit referandumunun yapılmasının
temel nedenlerinin karşısında Avrupa Birliği'nin ve özellikle Avrupa Parlamentosu'nun, kısıtlamalar, kapitülasyonlar, Avrupa Birliği içerisinde sürekli öne çıkan yanlış politikalar, yavaş atılım
hareketleri yer almaktadır. Bunun en önemli nedenleri arasında, medyada pek fazla yer almasa bile, Birleşik Krallık
, Rusya ve Türkiye gibi ülkelerin Avrupa Birliği'ni oluşturan asıl blokun karşısında daha hızlı büyümeleri ve gelişmeleri de vardır. Yan nedenlerinden bir tanesi de
Birleşik Krallık - İspanya ve Birleşik Krallık - Almanya ilişkilerinin son zaman durumunda bir hayli gerilmesidir.
Birleşik Krallık, Avrupa Birliği'nden ayrılması ile birlikte Türkiye, İran, Hindistan, Çin, Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Rusya, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Avustralya, Yeni Zelanda ve Japonya gibi ticaret anlaşmalı ve Avrupa Birliği'nin ihracat yaptığı geriye alan 52 ülkesi ile birlikte ticaretleri arttırmayı hedefliyor.
Avrupa Birliği, eğer Birleşik Krallık, Avrupa Birliği'nden ayrılırsa, anlaşmalar gereği bu anlaşmaları Birleşik
Krallık'ın kendisi yapması gerektiğini söyledi. Birleşik Krallık'ın Avrupa Birliği'nden ayrılmasını isteyenlerin kafasında çizdiği üç model vardır:
Birleşik Krallık, Norveç gibi Avrupa Ekonomik Alanı (EEA)'ya katılacak ve ticarete alışverişe
oradan devam edecek.
Birleşik Krallık, İsviçre gibi üyesi olduğu Avrupa Ekonomik Komisyonu (EEC)'nda kalıp
ticaret olarak anlaşmaları kendisi yapmaya devam edecek.
Birleşik Krallık, Türkiye modeli uygulayarak Avrupa Ekonomik Komisyonu (EEC)'nda kalıp,
hem ticaret olarak anlaşmaları kendisi yapmaya devam edebilecek, hem de Avrupa Birliği
kurallarını, Birleşik Krallık Parlamentosu'ndan geçirip (aynen Türkiye Parlamentosu'nda
olduğu gibi) istediği maddeleri yasalaştırmaya devam edebilecek.
*Paris Anlaşması, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (BMİDÇS) kapsamında, iklim değişikliğinin azaltılması, adaptasyonu ve finansmanı hakkında 2015 yılında imzalan
an, 2016 yılında yürürlüğe giren bir anlaşmadır.[2][3] Mart 2021 itibarıyla, BMİDÇS'nin 191 üyesi anlaşmaya taraftır. Anlaşmayı onaylamayan beş BMİDÇS üye devlet
vardır: Eritre, İran, Irak, Libya ve Yemen. Bu beş ülke içinde en büyük emisyon kaynağı ilk 20 içinde yer alan İran'dır.[4][5][6] Amerika Birleşik Devletleri 2020'de anlaşmadan çekildi, ancak 2021'de yeniden katıldı. 2025 yılında, Donald Trump’ın başkan seçilmesinin
ardından yeniden anlaşmadan çekildi.[7]
Paris Anlaşması'nın uzun vadeli sıcaklık hedefi, küresel ortalama sıcaklık artışını sanayi öncesi seviyelerden 2 °C (3,6 °F) artış seviyesi ile sınırlı tutmaktır ve hatta 1,5 °C çaba harcanmasıdır. Çünkü sıcaklık artışını 2 °C
yerine 1,5 ile sınırlamak riskler ve etkiler anlamında iklim değişikliğinin risklerini ve etkilerini önemli ölçüde
azaltacağını kabul edilmektedir. Bunu sağlamak için emisyonların mümkün olan en kısa sürede azaltılması ve 21. yüzyılın ikinci yarısına kadar
salınan ve tutulan sera gazlarının dengelenmesi hedeflenmektedir. Anlaşma ayrıca, tarafların iklim değişikliğinin
olumsuz etkilerine uyum sağlama yeteneğini artırmayı ve "düşük sera gazı emisyonları ve iklime dirençli kalkınma
yolunda tutarlı bir finansman akışı" sağlamayı hedefliyor.
Paris Anlaşması uyarınca, her ülke küresel ısınmayı azaltmak için üstlendiği katkıyı belirlemeli, planlamalı ve düzenli olarak raporlamalıdır. Hiçbir mekanizma, bir ülkeyi belirli
bir tarihe kadar belirli bir emisyon hedefi koymaya zorlamaz, ancak her hedef önceden belirlenmiş hedeflerin
ötesine geçmelidir. 1997 Kyoto Protokolü'nün aksine, gelişmiş ve gelişmekte olan ülkeler arasındaki ayrım bulanıktır, bu nedenle gelişmekte olan ülkeler de
emisyon azaltma planları sunmalıdır.[8]
Taraflar
Ana madde: Paris Anlaşması tarafları listesi
Avrupa Birliği ve 190 devlet, toplamda antropojenik (insanın sebebi olduğu) emisyonların %95'inden fazlası, Anlaşmayı onaylamış veya katılmıştır.[9][10][11] Onaylamayan ülkeler, Orta Doğu'daki bazı sera gazı salıcılarıdır: dünya toplamının %2'si ile İran bu ülkelerin en
büyüklerindendir.[12] Eritre, Libya, Yemen ve İran anlaşmayı onaylamadı.[9]
Anlaşmada Madde 28, tarafların bir geri çekme bildirimi gönderdikten sonra Anlaşmadan çekilmelerini sağlar.
Bildirim, Anlaşmanın ülke için yürürlüğe girmesinden sonra en erken üç yıl sonra verilebilir. Geri çekme,
bildirilmesinden bir yıl sonra geçerlidir.[13]

















Hiç yorum yok:
Yorum Gönder