Bu kitap iyilik kavramının kapsamını ele almaktadır. Giderek daha çok gözlemlediğimiz üzere iyiliğin temelleri ve pratik yansımalarıyla ilgili kanılar -Müslümanlar arasında dahi- giderek sekülerleşmekte ve ilahi tanımlar göz ardı edilmektedir. Neredeyse herkes iyiliğin kutsal ile bağını kesmeye ve bunun yansımalarından biri olarak mesela “imansız ama çok iyi biri” demeyi normal bulmaya başladı. Bir yandan bu gidişatı izler diğer yandan da dinin temel kaynaklarıyla temasımızı sürdürürken Allah’ı, peygamberi ve diriliş inancını bırakan, günlük hayattaki iyiliklerin bu esaslarla bağını koparmış birine “kibar”, “nazik”, “görgülü, “güzel huylu vs. desek bile, ilahi ölçüye göre “iyi” diyemeyeceğimizi çok net şekilde ifade eden bir ayet bu kitabın ana fikrini oluşturdu. Bakara Suresi 177.
Bu ayeti çeşitli açılardan anlamaya çalışırken elbette insan mizacının merhamet ve nezaket gibi güzel huylara yatkınlığını önemsizleştirmiyorduk, ama Yüce Rabbimizin kimleri “iyi”lerden saydığını da açıkça görüyorduk. Ayete göre iyiliğin üç boyutu vardı. İman, ibadet ve ahlâk/karakter. Detaylarını kitabımızın içeriğine gireceğimiz bu üç boyut birbirini besleyerek iyiliği sadece dünyevi ilişkilerdeki görgü ve nezaket olmaktan çıkarıyor, iki dünyamızı da içine alan kapsamlı bir varoluşa yükseltiyordu. Bu düzeyden bakınca günümüzde neredeyse iyiliğin tek kriteri haline gelen ahlâkın aslında onun üç boyutundan biri olduğu açıktı.
… ..
… ..
İnsan sadece kalpten oluşmadığı gibi sadece akıl ya da davranışlardan da ibaret değildir. Yaratıcımızın bizi değerlendirirken amellerimiz kadar niyetlerimize de bakması bütünlük açısından çok kıymetlidir. Hayat





.jpeg)
