26 Eylül 2025 Cuma

Aurora'nın İncileri*



Veda

9 Mayıs 1991 Perşembe, Aşiyan Mezarlığı


Kürekle kucaklanıp atılırken çukurun derinliğinde boğulan toprağın tok ve yumuşak sesi, yerin üstünden altına geçişin ne kadar ince bir sınır olduğunu tekrarlayıp duruyordu. Boğaz’dan süzülüp gelen bir çift güvercin, asırlık selvinin dallarına konarken kanatlarında getirdikleri rüzgârı yaprakların üzerine bıraktı. Dallar tatlı bir hışırtıyla sallandı.

Sessiz gözyaşları zaman zaman hıçkırıklarla kesilen muhtelif yaşlardaki aile bireyleri, gözleri buğulu, kol kola, omuz omuza, yavaş yavaş kapanan mezarın etrafında halka olmuşlardı. 

Omzuna dalgalarla inen bal rengi saçlarını örten beyaz tülü düzelten genç kadın, mavi gözlerini puslandıran  yaşları silerek bir adım öne çıktı. Avuçları içinde sarmaladığı kırmızı kadife kaplı defteri mezarın içine bıraktı. Onun ardından beyaz gonca lâleyi öperek mezarın içine bıraktı. Onun ardından tüm aile bireyleri, ellerindeki beyaz lâlaleri, toprağın altında kaybolmak üzere olan sevdiklerinin bedenine son bir hatıra sunar gibi attılar.

Kuşlar havalanmıştı. Uzaklaşan kanat sesleri arasında, yaşlı selvinin dalları bir kez daha sallandı. Toprak küreklendi, mezar doldu. Kırmızı defter ile lâleler toprağın sırrına gömülmüştü. 

Aileye taziyelerini sunan kalabalık mezarlığın çıkışına doğru ilerlerken, yaşayanların nasıl bir yer olduğunu bilemediği  dünyasına geçmiş olan babaanne Hüma’nın mezarı başında en son, en sevdiği torununun  küçük Hüma kalmıştı. Genç kadın, üzeri çelenklerle dolmuş toprak yığınına bakarken düşündü. babaannesinin ona vasiyetiyle verdiği görev, yasını bile hakkıyla yaşamasına müsaade etmiyordu. Doksan altıncı yaşına girdiği gün aralarından ayrılırken, okunmak ve sonra kendisiyle beraber gömülmek üzere bıraktığı hatıra defteriyle, hepsinin hayatını altüst etmişti. Zihinlerinde, ruhlarında, yüreklerinde fırtınalar, isyanlar estirmiş, tam ne düşüneceklerini bilemedikleri anda, hazin bir

23 Eylül 2025 Salı

0kumak ne işe yarar?


Üstat, o kadar çok kitap okudum ki… ama çoğunu unuttum. Öyleyse, okumak ne işe yarar?


Bu, meraklı bir öğrencinin samimi sorusuydu.
Üstat… cevap vermedi.
Sadece sessizce ona baktı.
Birkaç gün geçti.
Nehrin kenarında oturuyorlardı.
Aniden yaşlı adam dedi ki:
— Susadım. Bana biraz su getir… ama yerde duran o eski süzgeci kullan.
Öğrenci şaşkınlıkla ona baktı.
Bu mantıksız bir emirdi.
Delik deşik bir süzgeçle nasıl su getirilirdi ki?
Ama itaatsizlik etmeye cesaret edemedi.
Süzgeci aldı ve denedi.
Bir kez.
Sonra bir kez daha.

23 Ağustos 2025 Cumartesi

Bu Kitabı Yasaklayın*


 

*https://www.birazoku.com/bu-kitabi-yasaklayin

*Her şey, Amy Anne’in en sevdiği kitabı okul kütüphanesinden almaya gittiği gün başlar. Kütüphaneci Bayan Jones ona kötü haberi verir: Amy Anne’in en sevdiği kitap yasaklanmıştır! Bunun nedeni ise sınıf arkadaşlarından birinin annesinin bu kitabın çocuklar için uygun olmadığını düşünmesidir.

Çok geçmeden, Amy Anne ve arkadaşları kendilerini kitap yasağı, sansür ve neyi okuyup neyi okumayacaklarına kimin karar verebileceği konusunda beklenmedik bir mücadelenin içinde bulurlar.

Bu Kitabı Yasaklayın, en sevdiği kitap okul kütüphanesinde yasaklandığında sesini yükseltme ve karşı koyma cesaretini bulan bir öğrencinin hikâyesini anlatan ilham verici bir roman.


İçindekiler

Kayıp Kitabın Gizemi……………………………………………………….9
Öyle mi Dedim?……………………………………………………………..14
En Sevdiğim Kitap (Ve Onu Sevme Nedenlerim)……………..16
Midilliler ve Pembe Tütüler………………………………………….. 20
Konuşuyor ……………………………………………………………………. 27
Sağduyu……………………………………………………………………….. 30
Karmakarışık Bir İhtiyar………………………………………………. 40
Aslan Yeleli Kız…………………………………………………………….. 43

22 Ağustos 2025 Cuma

99 Esma Sonsuz Mana*


 

… ..

Allah’ın İsimleri Tevfikidir

Ulema , ilahi isimlerin, bizzat Yüce Allah tarafından güzellikle nitelendirilmesinin sebeplerini açıklarken , onları bilmek suretiyle insanda Rabb’ine karşı saygı ve hayranlık hislerinin ve bunun neticesi olarak bağlılık ve taatın arttığını söylerler. Bu isimleri bilmek, hayat olaylarını doğru yorumlamaya ve kalpteki endişe ve kaygıyı azaltarak ümit ve güven duygusunun yerleşmesine yardım eder. Ruh sağlığının temeli olan sükûnet hissini kuvvetlendirir. Â’raf suresinin 180. ayetinde açıkça bu isimlerle dua etmemiz emredildiği için zikir ve bu dualarla bu isimlere başvurmak sevabın artmasına ve duaların kabulüne vesile olur. … ..

… ..

2. Allah’ın adını anmak ve O’na ibadet etmek için esma-i hüsna

… ..

… .. 

… .. Yaratıcı ile yaratılan arasındaki bu ontolojik fark nedeniyle besmelede “Allah il” değil; “Allah’ın adı ile ifadesi yer almıştır. Uluhiyetin hakikati insanın erişemeyeceği kadar yüce olduğundan insan ancak O’nun ismini tesbih edebilir. Yüce Allah’ın zikrinin emredildiği ayetlerde de “Rabb’ini tesbih et.” ifadesi yerine “Rabbi’nin ismini tesbih et.” denmesi de Allah’ın mutlak varlığının insanın sınırlı kapasitesiyle kavranmasının imkânsizlığını gösterir. İnsan Rabb’inin zatını değil ancak sıfatlarını-onu da bir sınır dâhilinde- kavrayabilir. Bu nedenle isimlerin var oluşu hem Hakk’ın nuruna perde olmak hem de bizim le zat-ı ilahi arasında bir köprü vazifesi görmek için elzemdir.

… ..

… .. 

20 Ağustos 2025 Çarşamba

Zamanı Durdurmanın Yolları*


 

…. .. 

Uzun süre hastalık gözüyle baktım ama hastalık doğru sözcük değil aslında. Hastalık, durumun kötüleşmesini ve eriyip bitmeyi çağrıştırıyor. Rahatsızlığım olduğunu söylemek daha doğru. Nadir ama eşsiz değil. Başınıza gelene kadar varlığını bile duymadığınız türden.

Resmi tıbbi yayınlarda geçmiyor. Resmi adı da yok Saygın bir doktor tarafından, ilk kez 1890’larda “Anageria” (“ancaceriya diye okunuyor) adı verildi ama sonradan anlayacağınız nedenler yüzünden, bu isim hiçbir zaman yaygınlaşmadı.

Ergenlikte başlıyor. Sonrasındaysa eh, pek bir şey olmuyor. “Mustaripleri” başlangıçta rahatsızlığı fark etmezler. Sonuçta insanlar sabah kalkıp aynaya baktıklarında, önceki gün gördükleri yüzün aynısını görürler. Günler, haftalar hatta aylar boyunca gözle görülür bir değişiklik olmaz. 

Fakat zaman geçtikçe ve başka yıldönümlerinde yaşlanmadıklarını fark etmeye başlarlar.

Aslında yaşam durmaz. Devam eder. Sadece çok daha yavaştır. Anageria olanların yaşlanma hızı farklılık gösterebilmekle beraber genel oran on beşe birdir. Bazıları on üç ya da on dört yılda bir yıl yaşlanır ama ben de bu süre on beşe yakın.

Yani ölümsüz değiliz. Zihnimiz ve bedenimiz olduğu gibi kalmıyor. Yalnızca sürekli değişen bilimin geldiği son aşamadaki bilgilere göre, yaşlanma sürecinin farklı unsurları -moloküler bozulma, bir dokudaki hücreler arasındaki çapraz bağlanma, (en önemlisi çekirdek DNA’sındaki olmak üzere) hücresel ve moleküler mutasyonla bizde farklı bir zaman ölçeğine göre gerçekleşiyor.

Saçlarım ağaracak. Dökülebilirler de. Kireçlenme ve işitme kaybı da ihtimal dahilinde. Kireçlenme ve işitme kaybı bu da ihtimal dahilinde. Yaşlandıkça yakını görmemeye başlayabilirim. Sonunda benim de kas kütlem ve hareket kabiliyetim azalacak. 

Anageria’nın bir tuhaflığı, bağışıklık sistemimizi güçlendirmesi ve sizi (Hepsinden olmasa da)

Dino Buzzati*


 

Stefano Roi on iki yaşını bitirdiği gün, armağan olarak, yelkenli bir teknesi olan kaptan babasıyla birlikte denize açılmak istedi.

“Ben de büyüyünce,” dedi, “senin gibi denizlerde dolaşacağım. Üstelik seninkinden daha büyük ve güzel gemiler yöneteceğim.

“Tanrı seni korusun oğlum,” dedi babası ve tekne o gün yola çıkacağından oğlunu yanına aldı.

Güneşin ışıl ışıl parladığı günlerden biriydi; deniz sakindi. Şimdiye kadar bir gemiye binmemiş olan Stefano neşeyle dolaşıyor, yelkenlerin karmaşık marifetlerini izliyordu. Denizciler hiç durmadan sorular soruyor, onlar da gülümseyerek çocuğu yanıtlıyordu.

Teknenin kıçına geldiğinde çocuk öylece kalakaldı; teknenin denizde bıraktığı izin içinden bata çıka yüzen bir şey, iki yüz üç yüz metre geriden onları izliyordu.

Teknenin güçlü bir rüzgârla uçarcasına ilerlemesine karşın o nesne , aradaki mesafeyi aynen koruyordu. Çocuk onun doğasını çözemese de bu nesne yoğun bir biçimde onu kendisine bağlamıştı. 

Stefano’nun ortalıkta görünmeyen babası boş yere ona seslendikten sonra kaptan köprüsünden indi ve oğlunu aramaya başladı.

Oğlunun, teknenin kıçında öylece durduğunu ve gözlerini dalgalardan ayıramadığını görünce, “Stefano, ne dikiliyorsun orada öyle?” diye sordu.

“Baba , gel şuraya bak!”

Babası oğlunun gösterdiği yöne baktı ama bir şey görmeyi başaramadı.

“Teknenin yardığı sularda yüzen ve arada sırada su yüzüne çıkan kara bir nesne var,” dedi. “Bizi izliyor.”

“Kırk yaşına geldim,” dedi babası, “ama gözlerim iyi görür. Gene de denizde hiç bir şey seçemiyorum.

Oğlunun ayak diretmesi üzerine gidip dürbününü alan kaptan, denizin yüzeyini taradı. Stefano

14 Ağustos 2025 Perşembe

Birim*


Sağlık adına bildiğiniz kavramların büyük kısmının ilizyonlardan ve hatalı kodlardan ibaret olduğu gerçeğiyle yüzleşmeye hazır mısınız? Cevabınız hayırsa zamanınızı boşa harcamayın, az önce televizyon reklamlarında bahsi geçen vitamin komplekslerinden biriyle ya da şehir merkezindeki dev reklam panosunda, gösterişli kıyafetleriyle poz vermiş bakımlı obezite cerrahı ile yolunuza devam edebilirsiniz. Cevabı evet olanlar, sizlerin yolculuğu bu kadar kısa ve bait değil. İyi ki de değil dediğinizi duyar gibi gibiyim, zaten insanı geliştiren hangi yol kolay ki?

Bu yol bilginin yolu. Hipnozu bozanların, hatalı kodlara meydan okuyanların, sıranın dışındakilerin, bugünün ötesine geçenlerin, cesareti olanların ve sorumluluk alanların yolu. Çünkü bu kitap sadece sağlıklı olmayı veya iyileşmeyi değil; kendini, özünü arayanların, ışığını yayacakların rehberi. Hazır olun! Çok şey öğrenecek, dönüşecek ve şunu asla unutmayacaksınız: Öğrenmenin sorumluluğunu öğretmek, güzel olani yaymak, farkındalığın rüghârına güç katmaktır. Bizi bu ışığın başına üşüştürüp bir araya getiren ortak bilincimiz, paylaştıkça büyüyecek ve “iyileşmek” isteyenlerin yolunu aydınlatacaktır. 

Son altı yıldır, yani hastalıklara bütüncül bir pencereden bakmam gerektiğini anladığım ilk andan bu zaman kadar, yaklaşık yirmi bin insanın yolculuğuna eşlik ederken en sık duyduğum söz hep şu oldu: “Nasıl oluyor da yıllardır yaşadığım, hayatımı çileye dönüştüren v e iyileşmeyeceği söylenen bu hastalık kısa sürede bu kadar gerileyebiliyor? Bugüne kadar başvurduğum şu kadar sayıda, şu unvanlardaki doktorlar bunu göremedi mi?” Bu sorunun kısa bir cevabı olmadığını, tıp fakültesindeki öğrenciliğim ve akabinde psikiyatri asistanlığım süresince hayatımı ciddi düzeyde olumsuz etkileyen alerjik burun-geniz akıntılarımın mide bağırsak sorunlarımın, kronik yorgunluğumun dönem dönem yoğunlaşan kaygı ataklarımın, dikkatimi sürdürme güçlüklerimin, yanı başımdaki çok değerli hocalarım tarafından tedavi edilemediği gerçeğiyle yüzleştiğimde fark ettim. Burada kullandığım “çok değerli” sözcüğü kinaye değil, gerçekten şu anki hislerimin ifadesidir. Gece gündüz çalışarak, iyi niyetleriyle binbir emek vererek, modern tıbbi yöntemleri büyük ustalıkla ortaya koyan hocalarımın, tedavim konusunda aslında ne kadar çaresiz olduklarıyla da yüzleşmiş oldum.  Ama bu şu demekti: Hocalarım bilgisiz, değersiz, yetersiz