… ..
“Eyvallah yavrum” diye karşılık verdi balıkçı. Kürekleri ıskarmozlara geçirdikten sonra ileri abandı, keskin yanlarını suya daldırdı. Karanlıkta yavaş yavaş limandan uzaklaşmaya başlamıştı. Bütün kıyı boyunca açık denize doğru yol alan başka kayıklar da vardı. Ay tepenin arkasında kaybolduğundan, yaşlı adam karanlıkta küreklerinin suya girip çıkarken çıkardığı tok sesleri duyuyordu.
Arada bir öteki kayıklardan belli belirsiz konuşmalar geliyordu. Koyun ağzından çıktıktan sonra dağılmaya başladılar, herkes okyanusun bereketli olduğunu umduğu bir köşesinin yolunu tuttu. Yaşlı adam çok uzaklara gitmeye karar vermişti. Toprağın kokusunu arkada bırakarak sabahın erken temizliğinde okyanusun kokusuna doğru daldı. Birdenbire yedi yüz kulaç derinliğine iniverdiği için balıkçılar arasında kuyu diye anılan yerden geçerken , küreklerin dalış çıkışında, Gulf’un parlak renkli yakamozları beliriyordu. Akıntının getirdiği balıklar, çukurluğun etkisiyle denizin altındaki sete çarptığından, epey bereketliydi burası. Karidesler, küçük yemlik balıklar, kayaların arasındaki daha derin çukurlarda mürekkep balıkları kaynaşırdı. Bunlar geceleri suyun üstüne çıkar ve daha büyük balıklar tarafından kapışılarak yutulurdu. Yaşlı adam karanlıkta şafağın sökmek üzere olduğun u sezinliyordu. Uçan balıkların suyu yararak havaya fırlayışının çıkardığı ıslığı andırır tiz bir ses duyuldu. Okyanuslarda balıkçıların biricik arkadaşı olan bu hayvanları pek severdi. Kuşlara , hele durmadan arayan ve bir türlü aradığını bulamayan ufacık, narin deniz kırlangıçlarına da acırdı da, “Büyüklerinden ve arsızlarından başka bütün kuşlar çilekeş” diye düşünürdü. “Okyanus böylesine vahşi ve acımasız olurken zavallı kuşlar niye böyle narin ve güzel yaratılmıştı acaba? Deniz çok güzel, çok merhametlidir. Fakat birden öyle değişiverir, zalimleşirdi ki; başımızın üstünde fırıl fırıl dönem bu ufacık ve ötüşleri hüzünlü kuşlar için dayanılmaz olur.”






