14 Mayıs 2019 Salı

Kölenin oğlu ve Zımırık kuşu *

Kölenin oğlu ve Zımırık kuşu
-Çok eski zamanda bir han yaşıyordu. Hanın Zımırık adlı güzel bir kuşu vardı. Kuş her sabah ona dünyada olup bitenleri haber verirdi.
-Bir gün Zımırık kuşu kayboldu. Han kuşu bulmaları için dört bir yana adamlarını yolladı ve elleri boş geri döndüler.
-O zaman han, halkına:
-“Her kim Zımırık kuşumu bulursa, hanlığımın yarısını ona vereceğim,” diye ilanlar yaptırdı.
-Bu haber bir kölenin  oğlu olan Bekcal’a ulaştı. O da eline değneğini ve silahını alarak hanın kuşunu  aramaya çıktı. Delikenlı gece gündüz demeden, dinlenmeden, yorgunluk nedir bilmeden kuşu aradı durdu. Bir gün yine böyle kuşu ararken arhar (Dağ koyunu. Tantı Dağı koyunu olarak da bilinir.)  sürüsüyle karşılaştı. Silahını onlara doğrulttu. Arharlar konuşmaya başladılar:
           
“Bizi öldürme! Biz arahar değiliz, biz insanız!”
            Bekcal şaşırdı ve silahını inadirdi.
            “Nasıl arhara dönüştünüz. “ dişye sordu.
            “Biz bu yollarda gidiyorduk. Biraz ilerde bir boz üy gördük. Onun içinde kimse yoktu; fakat sofrada her çeşit yemek vardı. Sofranı çevresine oturup yemeği yemeye başladık. Yiyip bitirdikten sonraarhara dönüştük. Bak yiğit, o boz üyü görürsen içeri girme ve yemeklerden de asla yeme, yoksa bu kötü olay senin de başına gelir.
-Bekcal arharları dinledikten sonra yoluna devam etti. Bir süre sonra o boz üyü gördü ve içerisine girdi. Boz üyün içinde hiç kimse yoktu ama sofrada çeşit çeşit  yemek vardı. Bu lezzetli yemeklere dayanamadı. Yemeye başladı, karnı doyan Bekcal tam keçeye yaslanacakken yaşlı bir kadın ortaya çıktı. Yaşlı kadın yerden bir avuç toprak alıp bir şeyler fısıldadı ve toprağı Bekcal’ın yüzüne attı. Delikenlı da arhara dönüştü.
-Arhar çadırdan çıkıp gitti. Beyaz bir köşkün yanına geldi. Şatodan güzel bir kız çıktı. Dağ koyununu görünce “Bu hayvan değil bir insan, sanırım bu zalim annemin işi” diye içinden  geçirdi.
Kız yerden bir avuç toprak alıp bir şeyle rfısıldadı ve onu arharın üzerine serpti.
Bekcal önceki haline döndü. Kız yakışılı delikanlıyı evine davet ettiş ve ikramda bulundu.
Kız, “Bu tehlikeli yoldan gitmene sebep nedir?” diye sordu.
Bekcal, kıza Zımırık kuşunu kaybolduğunu söyledi.
“Güzel kız, bana kuşu  ulmak için yardım et!”
Kız, “Zımırık kuşun nerede olduğunu biliyorum.” Dedi. “Ama ona ulaşabilmek çok zor. Buradan dar bir yol başlar. Yol seni gökyüzüne uzanan büyük bir kavak ağacına götürür. Bu ağacın tpesinde karakuşun yuvası var. Her yıl orada yavrularını büyütür; ama tek gözlü ejder onun yuvadaki yavrularını yer. Sen ejderi öldürebilirsen yoluna devam edebilirsin. Kavaktan sonra en az yüz yılda geçilebilecek bir geçit var. Geçitten sonra doksan yılda geçilen sık bir orman, ormandan sonra deniz var, onu da seksen yılda geçebilirsin.”
Bekcal, ne olursa olsunben gideceğim, diye ısrar etti.
Delikanlının cesareti kızın hoşuna gitti ve kız ona yardım etmeye karar verdi.
“şöyle yap,” dedi kız. “Kavak ağacına ulaştığın zaman bir yere saklan. Ejder kavağa tırmanmaya başladığı zaman, onu vur. İyi nişan al ve kafasından vurmaya çalış.. Vuramazsan seni öldürü. Ertesi gün karakuş gelir. Senin ona yaptığın iyiliğe minnettar kalıp istediğin her işi yapar.”
Bekcal kıza teşekkür edip yoluna devam etti.
Kavağa ulaşıp ejderin gelmesini bekledi. Saklandıktan üç gün sonra, delikanlı hışırtı ve tıslama sesleri duydu. Bu ejder idi. Ağzından ateş ve burun deliklerinden de buram buram duman çıkıyordu.
Ejder ağaca tırmanmaya başladı. Bekcal uzun süre onu izledikten sonra nişan aldı ve onu vurup yere düşüğrdü. Ejderin düştüğü yer çöktü. Bekcal ejderiüçe parçaladı ve başını kesti.
Kavak ağacının tepesinden sesler duyuldu:
“Hey delikanlı! Yukarı bizim yanımıza gel.”
Bekcal ejderin kafasını alıp tırmanmaya başladığında öğle vakti idi, ancak güneş batarken  oraya ulaşabildi. Karakuşun yavruları onu sevinçle kerşıladılar ve onları ölümden kurtardığı için ona teşekkür ettiler.
-“Şimdi bizim kanatlarımızın altına saklanıver,” dediler. “Yarın sabah annemiz gelecek. O gelirken öyle göz yaşları döker ki sana yağmur ibi gelir. ve kanatlarından öyle bir bora kalkar ki dağlardan aşağıya taşlar yuvarlanır. Kavak ağacına konduğunda ise ağacın tepesi onun ağırlığından üç kere yere değecek; ama sen hiç korkma.”
Sabah oldu, güneş doğdu. Birden gökyüzünü bulut kapladı, yağmur yağmaya başladı. Koyun büyüklüğündeki taşlar dağlardan yuvarlandı. Fırtına çıktı. Bu karakuş idi. Konduğunda ağacın tepesi üç kez yere değdi. Anne kuş yavrularını görünce çok sevindi.
“Yoksa iyilik gerçekten kötülüğü yendi mi? Nasıl sağ kalabildiniz?”
“Değerli annemiz önce size kötülüğü gösterelim,” deyip ejderin kafasını gösterdiler.
“şimdi iyiliği gösterin, “ dedi anne kuş.O zaman yavruları Bekcal’ı gösterdiler. Karakuş onu tuttu ve yutmak istedi; ama yavruları şöyle bağırdı:
“Anne ne yapıyorsun? O ejderi yendi. Böyle mi teşekkür ediyorsun?”
Kuş delikanlıyı bıraktı.
“İyiliğe iyilik,” dedi anne kuş. “Dile benden ne dilersen.”
Bekcal, “Beni uzun geçitten, sık ormandan ve büyük denizden geçir. Zımırık kuşunu nerede bulabileceğimi göster, “ dedi.
Kuş bir yanına dönüp ağladı, diğer yanına dönüp güldü ve şöyle dedi:
“Senin dediğin gibi olsun. Beni burada üç gün bekle. Ben buuzun yolculuk için kendime
yiyecek hazırlayacağım.”
Bunları dedikten sonra kuş uçup gitti. Üçncü gün karakuş, altmış büyük boynuzu geyik ve altmış yağlı ahrar ile geldi.
Bekcal etleri parçalamaya başladı. Birkaç gün onlarla uğraştı ve bittiğinde etleri çuvallara doldurdu.
Kuş ona yiyeceklerini sırtına koymasın ve kendisinin de oturmasını emretti. Yavruları ile vedalaşıp deklikanlıya şöyle dedi:
“Gözlerini kapa yoksa başın döner, yere düşersin. Ancak ben aç dediğimde gölerni açacaksın. Uçarken ben, sana sağdan bakarsam et veri, soldan bakarsam su ver.”
Becal’ı sırtına alan kuş havalandı.Kuş bazen alçaktan uçuyordu ve Bekcal’a gözlerini açaması için izin veriyordu. Kuş başını sağa çevirdiğinde  et, sola çevirdiğinde veriyordu.
Bir defasında kuş on:
“Bekcal, gözünü açıp yere bak. Büyük mü?” dedi.
Delikanlu gözünü açıp yere baktı. Yeryüzü koyun ağılı büyüklüğünde görünüyordu.
“Demek ki geçidi geçmişiz.”
Uzun süre gittiler.
“Gözünü açıp yere bak, büyük mü, diye tekrar sordu.
“O, ok kılıfından büyük değilmiş,” cevabını verdi.
“Demek biz ormanı geçmişiz.”
Bir süre daha gittikten sonra, kuş üçüncü kez:
“Yere bak,” dedi.
“Yer hiç görünmüyor,” dedi.
“Demek denizi geçmişiz.” Dedi karakuş ve alçalmaya başladı.
Bir süre sonra büyük bir şehir göründü. Burada karakuş sağına bakınıp et istedi. Bekcal bir parça bile et bulamayınca kalçasından bir parça et kesip verdi. Eti yiyen kuş böylelikle şehre ulaşabildi.
Yere indi ve şöyle dedi:
“Yol boyunca yediğim etler çok lezzetliydi; ama son yediğim et parçası daha da lezzetliydi.”
Delikanlı, “O benim kalçamdandı,” dedi.
Kuş memnun oldu ve şöyle dedi:
Zımırık, bu şehrin hanşası (Hanın karısı, hanım sultan)  tarafından çalındı. Hanşanın emrinde arslan, kaplan, ayı ve kurtlar vardır. Onlardan korkma, onlar hayvana dönüştürülmüş insanlardır. Yedi gün boyunca uyurlar, yedi gün boyunca da ayaktadırlar. Şu an onlar uykudalar. Sen hiç korkmadan şehre gir. Zımırık kuşunu avluda bulacaksın. Hanşanın kolunda altın b işleziği göreceksin. Onu yavaşça çıkarıp al. Sana yolu gösteren kıza hediye edersen kız seninle evlenecek. Şimdi git, been seni üç gün bekleyeceğim, daha fazla bekleyemem.
Bekcal şehre gitti. Hanın köşkünü bulana kadar iki gn geçti. Üçüncü gün köşke girdi, uyuyan hanşayı, yanında da Zımırık kuşunu gördü.
Bekcal Zımırık kuşunu ve hanşanın kolundan bileziği aldı ve karakuşun yanına geldi. Karakuş tam bu sırada gitmek üzere havalanmıştı; fakat Bekcal’ı görünce yere indi. Zımırık kuşu ile nu alıp yola koyuldu. Büyük denizi, uzun geçidi geçip kavak ağacının tepesindeki yuvaya döndüler. Burada Bekcal, karakuş ile vedalaştı ve Zımırık kuşunu sırtına bindi. Güzel kızın yaşadığı boz üye geldi ve kıza iyiliğinin karşılığı olarak bileziği verdi.
Kız, “Bundan böyle hayatımın sonuna seninim,” dedi.
Birlikte Zımırık’ı kaybeden hana doğru yol almaya başladılar.
Yolda bir gölün kıyısında dinlenmek için durdular.Bu aradahanın iki oğlu orada avlanıyordu. Zımırık’ı görünce şöyle dediler.
“Bir kölenin oğlu Becal’a hanlığın yarısını nasıl veririz? Bize hiçbir şey kalmaz. En iyisi onu öldürelim.”
Bekcal’ın yanına gidip:
“Bekcal sen bizden daha küçüksün, atları suya götür,” dediler.
Bekcal atları suya götürdü. Suyun kenarında durukenhanın çocukları yanına yaklaşarak onu suya ittiler. Kızı da öldürmeye karar verdiler, çünkü her şeyi söyleyeceğinden korkuyorlardı. Fakat tam kıza yaklaşırlarken kız suya atladı ve bir kuğu olarak suyun yüzüne çıktı.
Hanın oğulları Zımırık kuşunu alıp babalarının yanına koştular. Babaları sevgili kuşunu gördü, çok sevindi, bütün halkını topladı.büyük bir toy yaptı. Ve oğullarını diğer şehirlerin yöneticilerisi olarak ilan eti.
Zımırık kuşunu eski yerine koydular; ama o hep susuyordu.
Kız Bekcal’ı bir kez daha kurtarmştı ve Bekcal sevgilisi ile birlitehanın şehrine geldi.Hanın kalesine girdiği anda Zımırık kuşu konuşmaya başladı:
“İşte gerçek yiğit. Beni o buldu.ise başkasının kahramanlığını kendi kahtramanlıkları gibi gösterdiler.”
Han kuşun konuşmasına sevinerek Bekcal’dan hadisenin ayrıntılarını sordu. O da her şeyi anlattı. Zımırık kuşunu hanın oğullarını değil kölenin oğlunun bulduğu haberi bütün şehirde duyuldu.
Zımırık kuşu ise o zamandan sonra eskisinden daha iyi gelecekten haber vermeye başladı.
*Kırgız Masalları ve Efsaneleri & D.Brudniy – K.Eşmambetov

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder