23 Haziran 2023 Cuma

İlâhi Hikmet'te Kadın*

Kadın-Erkek Eşitliğinin Temelleri ve Anlamı

… .. Allah kadını erkek için değil, ikisini de birbiri için yaratmıştır. Kadının bu dünyada erkek insanların giydiği beden elbisesine erkeğin de kadın insanların giydiği beden elbisesine ihtiyacı vardır. (Bakara, 2/187) … ..

… .. 

… .. (s.29)Kevser Sûresi’ ile cevaplarını aldılar ve Resûl-i Ekrem’in (S.A.) mübarek soyu kızı Fatıma (A.S.) ile devam etti. Resûl-i Ekrem (S.A.), kadını erkek cinsi karşısında düşürüldüğü ikinci sınıf insan konumundan kurtardı. … ..

… .. İslâm, kadını erkekten aşağı gördüğü için değil, bireysel özellikleri dolayısı ile erkeğe bazı görevleri yüklemeyi daha uygun gördüğü için, bir imtiyaz değil bir görev demek olan”evlilik birliği resiliğini” erkeğe yükler. Ne var ki bir görev demek olan  evlilik birliği reisliğinin reisliği etrkeğe verilmekle, erkek cinsinin kadın üstünlüğü tanınmış olmaz. Erkeğin durumu “primus inter pares” (first among equals / eşitler arasında önce) olmaktan fazla birşey değildir. ve reislik durumunu kötüye kullanmaması için tedbirler alınmıştır. … ..

… ..

(170)Gökalp, kadınları kastederek şöyle diyordu: “Bu mahlûklar nasıl hakir olur şer’in gözünde?;’/ Bir yanlışlık var mutlaka müfessirin sözünde.” Doğru söylüyordu. Kadın ikinci sınıf insan olarak görülüyorsa, bu değer

21 Haziran 2023 Çarşamba

İçimizdeki Şeytan*

Önsöz

Yaşasaydı

… .. Son zamanlarda sık sık düşünüyorum, acaba yaşasaydı bu olanlara ne dersi? Bütün ömrü boyunca uzak diyarlardaki tutsak Türklerin bir gün özgürlüklerine kavuşacaklarını hayâl etmişti. Bu hayâlin mutlaka gerçekleşeceğine inanıyor, ancak epeyi ileri bir tarihte olacağını tahmin ediyordu. Ayrıca bunun çok kanlı biçimde olacağını ve sonunda, bütün Türklerin tek bir bayrak altında toplanacağını öngörüyordu. Yani Turancıydı.

Sovyet-Rus İmparatorluğu için “çok iri, çok güçlü yumruğu olan, ama kalp hastası bir boksör” benzetmesi yapardı. Bir “boksör”ün günün birinde kalp sektesinden olduğu yere yığılıp kalmadan önce çevresinde büyük tahribat meydana getireceğini söylerdi.

Bugün, gazetecilik ve televizyonculuk gereği Azerbaycan'da, Türkmenistan’da  dolaşırken hep aklıma Atsız geliyor ve ‘Yaşasaydı’ diye düşünüyorum, o da şimdi buraları dolaşacak ve ömrü boyunca -tabir câizse- ‘ezbere’ tasvir ettiği soydaşlarını bizzat tanıma fırsatı bulacaktı. 

Artık bundan haz mı duyardı, yoksa hayâl kırıklığına mı uğrardı, orasını bir yana bırakıyorum. Fakat, herhalde , bütün ömrü boyunca kişisel ve meslekî her türlü fedâkârlığa katlandığı bir fikrin, böyle, adetâ kendiliğinden gerçekleştiğini görmek, onu şâdederdi.

Atsız’ın, kendimi bildim bileli asla kabul etmediğim, yaradılışıma kökünden ters gelen inancı

Bozkurtlar*

Romanın Hikâyesi

Gökte ay, bu donanma gecesinin parlaklığını bile sönük gösterecek kadar olgun ışıldıyor, ortalığı gün ortasında olduğu gibi apaydın seçilecek hale getiriyordu. Ana caddeye açılan dar sokaklardan birindeki bu öğrenci pansiyonu tatil yüzünden çok tenha idi. Sokağa bakan seddin üzerindeki tahta sıralarda altı yedi genç, ciddi yüzlerle oturuyor, herkesin gülüp eğlendiği, hiç değilse aile ocağında bulunduğu bu mutlu anda uzak yurt köşelerindeki evlerinde bulunmamanın verdiği keder dalgın bakışlarında okunuyordu. Yemekten yeni dönmüşler, gelişigüzel sıralara ilişmişlerdi. İçlerinden bir tanesi güzel yüzlü, kumral ince bir şiir ahengi sezilmesine rağmen fen talebesiydi. Belki de bu sebeple çok az konuşuyor, zaten tükenmiş gibi duran konuşmayı canlandırmaya teşebbüs etmiyordu. Hepsinden biraz ayrı oturan uzunca boylu; oldukça iri bir genç, arkadaşlarından bir şey, biraz canlılık, biraz konuşma bekler gibi bir müddet sessiz oturup da onların konuşmadıklarını görünce ceketinin cebinden ikiye katlanmış ve elde taşınmaktan yıpranmış bir kitap çıkararak tâ gözlerinin içine kadar sokup okumaya başladı. Bu hareketi o andaki durumla o kadar yakışıksız düşmüştü ki gençler istemeksizin gülüştüler. İçlerinden en ufak görünen ve sesi de bir tuhaf çıkanı bağırdı:

-İşte tam bir edebiyatçıya yakışan poz! Yahu, şu güzel tabiatı seyretmek, hiç değilse seyreder görünmek dururken insan gözlerini ziyan etmek pahasına kitap mı okur?

Edebiyatçı olduğu söylenen genç önce cevap vermeye niyetli gibi görünmedi. Fakat sonra umumî bir neşenin doğmak üzere olduğunu görünce bunu körüklemek isteğine kapılmış olacak ki:

14 Haziran 2023 Çarşamba

Moğol İmparatorluğu*

Her şeyden önce bu eser yalnızca birleşik imparatorluğun veya Yeke Moğol Ulusu’nun değil, dağılma sonrası dönemi de içeren bir Moğol İmparatorluğu tarihidir. Moğol İmparatorluğuna The College of William & Mary’de bir lisans öğrencisiyken yaptığım gibi yaklaşmaya çalıştım ve eserimi Moğolların bakış açısıyla yazdım. Tarihin en geniş kıta imparatorluğuna hükmeden Moğolların kendi eylemlerini ve çıkarlarını nasıl gördüklerini anlamak zorundayız. Bizzat Moğollara ait çok az sayıda kaynak bulunduğundan, konuyu kavrayışımız asla kusursuz olmayacak ama yine de sarf ettiğimiz çabaya değecektir.

Bu eser İslam İmparatorlukları dizisinin parçalarından biridir. Çok sayıda Müslüman (ve başkaları da) moğolları günahları nedeniyle Tanrı’nın bir cezası ve en adi kâfirleri olarak gördüğü için il bakışta bu çaba şeytani bir girişim olarak görülebilir. Bununla birlikte Moğol devletinin parçalanmasından sonra üç İslam İmparatorluğu doğmuştur. Bu dönüşüm yavaştı ve bu devletlerde yaşayanlar için her zaman belirgin değildi.

İslam dünyasındaki mevcut kaygıyı yansıtmaya çalıştığım gibi, Moğol egemenliğinin nasıl yerleştiğini de araştırmaya uğraştım. Moğolların Müslümanlarla ilişkilerini ve etkileşimlerini analiz ettim; yalnızca Moğolların Müslümanları nasıl gördüğü değil, aynı zamanda Müslümanların Moğollarla nasıl bağ kurduklarını da inceledim. Bunu yaparken belli bir dine mensup olmayan bir kişi tarafından kurulan Yeke Moğol Ulusu’nun bir dizi İsalm imparatorluğuna dönüşmesini araştırmayı umuyordum.

Edinburgh İslam İmparatorlukları Tarih Dizisi’nde yer alan eserlerin çoğu Moğol adıyla ne ifade

12 Haziran 2023 Pazartesi

Deli Kurt*


 

Esrarlı Kadın

Üstü örtülü bir kağnı, gecenin karanlığı içinde ağır ağır ilerliyordu. 1403 yılının sonlarıydı ve dondurucu bir rüzgâr ortalığı kasıp kavuruyordu.. Genç ve gürbüz bir atlı, kağnının önünden, ardından, yanına giderek , öküzleri idare ediyor, ardından, yanından giderek, öküzleri idare ediyor, arada sırada kırbacını şaklatıyordu.

Kuşkulu bir hali vardı, ikide bir arkasına bakarak gözlerini zifiri  karanlığa dikmesi bir şeyden çekindiğini gösteriyordu.

Yol bir karış çamurdu ve sulu kar yağıyordu.

Kalın kepeneğine sarılmış olan atlı, buağır gidişten huyalnıyordu.At üstünde her zaman hızlı gitmeğe alışmış, diz boyu karda bile, çabuk yürümenin yolunu bulmuş bir insan olarak böyle yavaş gidişten bunaldığı belliydi. Fakat onu asıl bunaltan, gidişin yavaşlığı, gecenin karanlığı ve soğuğu değildi, ömründe ilk defa kağnıyı götürüşteki acemiliği değildi. Geriden gelecek  birilerinden çekindiği anlaşılıyordu. Kepeneğine sarınmasında kendisini  korumaktan çok, aralıosız yağan sulusepken altında yay kirişinin gevşemesine çalışan bir mânâ vardı. Sadağını ve yayını, kepenek altında dikkatle tutuyordu.

Bir aralık ,geriden sesler işitir gibi oldu. Kağnı tekerleklerinin gıcırtısı iyi dinlemeğe engel olmasın diye arabayı durdurdu. Gerileri dinledi. Ses yoktu. Geniş bir soluk aldı. Aynı zamanda kağnının içinden bir

6 Haziran 2023 Salı

Londra*


 

Ziyaret

Dolgun güneş, telefon direklerinin etrafında oyalanıyor. Kurumaz güvenlik boyası, okul kapılarının ve lamba direklerinin üzerinde sülfüre dönüşüyor. Willesden’da herkez yalınayak dolaşıyor, caddeler Avrupaileşiyor ve bir açık havada yeme çılgınlığıdır gidiyor. Kadın gölgeden ayrılmıyor. Kızıl saçlı. Radyoda: Ben, beni tanımlayan sözlüğün tek yazarıyım. Güzel söz -Bir derginin arkasına not etemin kattaki bir dairenin bahçesinde, hamağa uzanıyor. Bahçenin etrafı çitle çevrili.

Arazide dört bahçe var, üçüncü kattaki nemrut kız düz ve basit bir ingilizceyle orada olmayan birilerine bağırıyor. Fransız balkonlarının çıkıntıları, kilometrelerce uzuyor.  Öyle değil. Hiç de öyle değil. Yine başlama. Sigara elinde. Et gibi, ıstakoz kırmızısı.

Ben tekim.

Tek yazarım.

Kurşunkalem , dergi sayfalarında iz bırakm ıyor. Bir yerlerden parlatıcının kanser yaptığını okumuş. Bu kadar sıcak olmaması gerektiğini herkes bilir. Pörsümüş çiçekler ve küçük kekre elmalar. Kuşlar yanlış ağaçlarda, yanlış tonlarda ve yılın fazla erken bir zamanında ötüyor. Yine başlama be! Yukarı bak: Kız, yanmış göbeğini korkuluğa dayamış. İşte Michel’in severek söylediği bir söz: Hekesi partiye davet edemezsin. Bu devirde olmaz. Acımasız bir düşünce - o bunu paylaşmıyor. Evlilikte her

Osmanlı'nın Hayaleti*


 

Osmanlı İmparatorluğu, tarihin gördüğü üç büyük imparatorluktan birisiydi. Roma, ve İngiltere İmparatorlukları gibi Osmanlı İmparatorluğu’da tarih sahnesinden kalkmasına rağmen tesirleri devam ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu, XVI. yüzyılda dünya siyasetine yön vererek, bugünkü dünyanın siyasetine ve dini yapısının oluşmasına büyük katkıda bulundu. Asırlarca Osmanlı idaresi altında bulunmuş ülkelerin pek çok karakteristiği de bu dönemde şekillendi. Budin’den Basra’ya kadar uzanan bölgedeki dini ve etnik gruplar Osmanlı idaresi altında oluştu. Osmanlı mimarisi ve şehircilik anlayışı, hakimiyeti altındaki birçok yerde şehirlerin şekillenmesinde önemli tesirlerde bulundu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu sahada Arnavutluk, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Etiyopya, Hırvatistan, Irak, İsrail, Karadağ, Katar, Kıbrıs, Lübnan, Libya, Macaristan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ve Yunanistan kurulmuştur. Ayrıca bugünkü Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Sudan ve Ukrayna’nın da bazı kısımları Osmanlı toprağı olmuşlardı. Bütün bu bölgelerde asırlarca süren Osmanlı hakimiyeti günümüz dünya politikasına da etki eden derin izler bıraktı.

Nitekim günümüzde, özellikle son 15 yılda Balkanlar’da Kafkasya’da ve Ortadoğu’da kaldırılan her taşın altından Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri çıkıyor. David Fromkin’in, New York Times’teki 9 Mart