6 Haziran 2023 Salı

Osmanlı'nın Hayaleti*


 

Osmanlı İmparatorluğu, tarihin gördüğü üç büyük imparatorluktan birisiydi. Roma, ve İngiltere İmparatorlukları gibi Osmanlı İmparatorluğu’da tarih sahnesinden kalkmasına rağmen tesirleri devam ediyor.

Osmanlı İmparatorluğu, XVI. yüzyılda dünya siyasetine yön vererek, bugünkü dünyanın siyasetine ve dini yapısının oluşmasına büyük katkıda bulundu. Asırlarca Osmanlı idaresi altında bulunmuş ülkelerin pek çok karakteristiği de bu dönemde şekillendi. Budin’den Basra’ya kadar uzanan bölgedeki dini ve etnik gruplar Osmanlı idaresi altında oluştu. Osmanlı mimarisi ve şehircilik anlayışı, hakimiyeti altındaki birçok yerde şehirlerin şekillenmesinde önemli tesirlerde bulundu.

Osmanlı İmparatorluğu’nun hakim olduğu sahada Arnavutluk, Bahreyn, Birleşik Arap Emirlikleri, Bosna-Hersek, Bulgaristan, Cezayir, Etiyopya, Hırvatistan, Irak, İsrail, Karadağ, Katar, Kıbrıs, Lübnan, Libya, Macaristan, Suudi Arabistan, Suriye, Tunus, Umman, Ürdün, Yemen ve Yunanistan kurulmuştur. Ayrıca bugünkü Azerbaycan, Gürcistan, Ermenistan, Polonya, Çek Cumhuriyeti, Slovakya, Sudan ve Ukrayna’nın da bazı kısımları Osmanlı toprağı olmuşlardı. Bütün bu bölgelerde asırlarca süren Osmanlı hakimiyeti günümüz dünya politikasına da etki eden derin izler bıraktı.

Nitekim günümüzde, özellikle son 15 yılda Balkanlar’da Kafkasya’da ve Ortadoğu’da kaldırılan her taşın altından Osmanlı İmparatorluğu’nun izleri çıkıyor. David Fromkin’in, New York Times’teki 9 Mart

2003 tarihli yazısı da bu gerçeği ifade etmekteydi: “Bir hayalet ABD’yi pençelerine almış, rahat bırakmıyor. Bu, Osmanlı İmparatorluğu’nun  hayaleti. Irak’ta, Sırbistan’da, Bosna’da, Kosova’da, Körfez Savaşı’nda, 11 Eylül saldırılarında bu hayalet biiiiiiizimleydi. Osmanlı hayaletleri asla uzaklaşmadı”.


Osmanlı Üstünlüğünün Sırları

… ..

Ortodoksluğun Hamisi Osmanlılar

… ..

Osmanlılar, XIV . yüzyılın ortalarında Rumeli fetihlerine başladığında, Balkanlar birçok devletçikler

ve feodal senyörlükler hâlinde parçalanmış durumdaydı. Duşan’ın kurduğu Sırp İmparatorluğu’nun

zayıflamasından sonra kuzeyde Macaristan, batıda ve güneyde ise Venedik siyasi parçalanmadan istifade ederek Balkanlarda yayılma politikası güdüyorlardı. Bu iki devletin siyasi ve askeri hakimiyeti beraberinde Katolikliği de getiriyordu. Her ne kadar Balkanlar’ın Ortodoks halkı bu iki devletin hakimiyetini benimsemiyorlarsa da, direnecek siyasi ve askeri güçleri yoktu. Katolik

olmayan mahkum gibiydiler. Osmanlılar’ın, Venedik ve Macaristan’ın Balkanlar’a yayılmasını engelleyip kendi hakimiyetlerini kurmaları, Balkanlarda Ortodoks mezhebinin yaşamasını sağladı. Ayrıca Osmanlılar’ın  milli kiliseleri desteklemesi Ortodokslar üzerindeki Helen hakimiyetini sona erdirdi. Örneğin Sırp Milli Kilisesi, XVI. yüzyılda Sokullu Mehmet

Paşa’nın desteği ile kurulmuştu.

Balkanlar parçalanmışlıktan kurtulup büyük bir imparatorluğun parçası hâline gelince ekonomik

açıdan da gelişme gösterdi. Bulgaristan, Sırbistan ve Yunanistan’da  birçok şehir, huzur ortamına

kavuşmaları sebebiyle büyüyüp, gelişti.


Avrupa Milli Monarşilerini Osmanlı Desteği Yaşattı

Osmanlı İmparatorluğu’nun Modern Avrupa’nın şekillenmesinde önemli tesiri vardır. Kanunî

zamannda doğu sınırlarının fazla tehdit almaması ve Avrupa’da gelişen şartlar sebebiyle asıl hedef batı

olmuştu. Bu dönemde Habsburg İmparatorluğu akrabalık bağlarıyla Avrupa’nın önemli bir kısmında hakimiyet kurmuştu. İtalya, İspanya, Avusturya, Almanya, Macaristan gibi ülkeler dolaylı olarak veya doğrudan Habsburg İmparatorluğu’na bağlıydılar. Hansbuglar’ın önünde direnen tek güç Fransa ve İngiltere idi. Osmanlılar’ın Avrupa’daki bu mücadeleye karışmaları siyasi dengenin yeniden kurulmasını sağladı. Fransa, Hollanda ve İngiltere gibi milli monarşiler, Osmanlılar’ın, Hanbsburglar’a karşı mücadeleye girmesiyle hayat hakkı bulabildi. Nitekim 1532’de Fransa Kralı Fransuva , Venedik elçisineŞarlken’e karşı Osmanlılar sayesinde güvence altında olduğunu söylüyordu.

Osmanlılar, Fransa’yı asker göndererek, para vererek veya ticari ilişkilerle Habsburglara karşı kuvvetlendirdiler. Kanunî 1533 yılında Fransa Kralına, Şarlken'e karşı İngiltere ve Alman prensleri ile bir ittifak yapması için 100 bin altın göndermişti.1569’da

Fransa’ya

verilen ticari imtiyazlardan sonra 1680’de İngiltere ve 1612’de Hollanda, Osmanlı İmparatorluğu tarafından verilen kapitülasyonlar ile desteklendi. Venedik’in Doğu Akdeniz'deki ticari hakimiyeti Osmanlıların verdiği destek ile Fransa ve İngiltere'ye geçti. İngilizler ve Hollandalılar, Osmanlı gemilerini kullanarak, Karadeniz ticaretinde de

Venediklilerin yerini aldılar. Osmanlı topraklarında ve nüfuz bölgelerindeki ticaret, bu ülkelerin ekonomik açıdan kuvvetlenip,

büyümesini sağladı. İngiliz ve Fransızların gerek imparatorluk topraklarından aldığı

hammaddeler,

gerekse ülkelerinde imal ederek Osmanlı ülkelerinde sattığı ürünler kapitalizmin gelişmesinde

önemli rol oynadı. Halil İnalcık, Osmanlılar’ın farkında olmadan, modern kapitalizmin

yükselmesini sağlayan Avrupa ekonomik sisteminin bir parçası olduklarını belirtir.


Protestan Dünya’nın Türklere Unuttuğu Teşekkür

Avrupa’da XVI. yüzyılda ortaya çıkan reform hareketleri, dönemin en önemli güçlerinden koyu

bir Katolik devlet olan Habsburglar’a karşı gelişebilmesini, Osmanlılar’ın Şarlken’e karşı yaptığı askeri baskıya borçludur. Osmanlılar’ın Habsburglar’ın Alman kanadını yıpratmaları sayesinde Protestanlık Almanya’da yayılabildi.

… ..

Avrupa’da tehdit altında olan Protestanlar Osmanlı topraklarına sığındılar. Osmanlı hakimiyeti altında bulunan Erdel, yani Transilvanya Kalvinist ve Unitarianlar’ın sığındığı en önemli yerdi. Birçok Protestan da Budin’e sığınarak dini inançlarını rahatça yaşayabildiler. … ..

… ..

Şarlken, Türk saldırıları yüzünden Protestanlığın Alman prensliklerinde yayılmasını engelleyemedi. Ayrıca

Habsburglar, Osmanlılar’a karşı koyabilmek için Protestan askerlerine de ihtiyaç duyuyorlardı.

Protestanlar da cepheye asker göndermek için dini düşüncelerinin tanınmasını şarft koştular.

Osmanlılar’ın, Kutsal Roma-Cermen İmparatorluğu’na her saldırısı Protestanlığın kadem

kademe

güçlenmesini ve sonunda da 1555’te Augsburg’da tam olarak tanımasını sağladı.

… ..


İzlediğimiz Siyaset Rusya’yı Başımıza Bela Yaptı

Osmanlı İmparatorluğu’nun XV. yüzyılda izlediği bir siyaset ise ileride kendi başına büyük dert

açtı. Bu dönemde küçük bir şehir devleti olan Moskova Knezliği, Altınordu’nun baskısı altındaydı. Altınordu’nun Lehistan-Litvanya ile olan ittifakına karşı Moskova, Osmanlı himayesinde bulunan Kırım Hanlığı ile işbirliği yaptı. Osmanlı Devleti Moldavya’daki konumlarının Lehistan-Litvanya tarafından tehdit edilmesi ve Altrınordu’nun da Kırım’ı ele geçirmeye çalışmasından dolayı Moskova Knezliği-Kırım Hanlığı ittifakını desteklemişti. Kırım Hanı Mengi Giray’ın 1502’de vurduğu darbe ile Altın Ordu Devleti’nin sona ermesinden sonra Moskova bağımsızlığın ı kazanarak ilk önce

çevresindeki diğer knezliklerini, daha sonra da Sibirya’ya kadar olan sahada ve Kafkaslardaki

Türk hanlıklarını ele geçirdi. Moskova knezleri Osmanlılar’la yapılan kürk ticareti sayesinde de önemli gelirler elde etmişlerdi. Osmanlı -Rus dostluğu III.İvan’ın Alton Ordu kalıntıları olan Kazan (1552) ve Astrahan’i (1556) ele geçirmesine kadar sürdü. Osmanlı

İmparatorluğu’nun dolaylı olarak yaptığın destek Büyük Rus İmparatorluğu’nun doğmasına yardımcı olan unsurlardan birisidir.

… ..

Kuzey Afrika’da Müslümanlık Nasıl Ayakta kaldı

… .. 1492 yılında Endülüs’ün son kalıntısı olan Gırnata’nın düşmesinden sonra İspanyol ve Portekizliler, Kuzey Afrika’ya yerleşmeye başlamışlardı. 

... ..

… ..

İslâm Rönesansı ve Timur

Ankara Muharabesi’ne genellikle Osmanlı gözü ile bakıldığından ve mağlubiyetin acısı unutulmak istendiğinden, Timur’un göçebe bir imparatorluk kurduğu ve bu devletin  de kısa süre sonra dağıldığı, ancak Osmanlılar’ın

mağlup olmalarına rağmen bu savaştan sonra kendilerini toparlayıp 500 yıl daha sürecek bir cihan

devletini meydana getirdikleri söylenir. Faka Timur’un kurduğu devlet kof bir imparatorluk değildir. Ayrıca İslâm Medeniyeti’nin en parlak ürünlerini

verdiği Semerkant bölgesinde kurulduğu gözden kaçmamalıdır. Timur’un kurduğu Maveraünnehir bölgesindeki kısmı XVI. yüzyılın başlarına kadar devam etti. Torunlarından Babür’ün Hindistan'da

kurduğu devlet de XIX. yüzyıl ortalarına kadar varlığını sürdürdü. Bugün Hindistan, Pakistan ve Bangladeş’te 300 m milyondan fazla Müslüman’ın bulunmasında en büyük rol Timurlularındır.

Timur İmparatorluğu sanıldığı gibi göçebe bir imparatorluk değildir. İslâm mimarisinin,

edebiyatının en güzel eserleri bu sahada meydana gelmiş, başta astronomi olmak üzere birçok bilim dalında önemli çalışmalar yapılmıştır. En büyük şairlerden Ali Şir Nevai ve

astronomi üzerine yaptığı çalışmalardan dolayı ayda bir kratere adı verilen Uluğ Bey’in bu imparatorlukta yaşadıkları hatırlanırsa durum daha iyi anlaşılır. Bazı bilim adamları Timurlular

İmparatorluğu’ndaki bu faaliyeti İslâm Rönesansı olarak niteler. … .. başta Ali Kuşçu olmak üzere birçok

alimi ülkelerine çekebilmek için Osmanlı padişahları büyük miktarlarda paralar vermişlerdir.


… ..

… .. 

Kırım Harbi’yle Batılılaştık

1711’deki Prut Muharebesi’nden sonra Ruslar karşısında kazanılan en büyük askeri başarı olan Kırım Savaşı’nın , Osmanlı İmparatorluğu’na büyük tesiri oldu.  Savaşın maliyetini karşılamak için 1854 yılında harp esnasında, Osmanlı tarihinde ilk defa dışarıdan borç para alındı. Ancak alınan ilk borç savaş için harcandığından, bir müddet sonra hem borcu ödemek, hem de diğer ihtiyaçlar için yeniden borç alınmak zorunda kalındı. Bu durum da Düyûn-ı

Umûmiye’ye giden yolun, yani İmparatorluğun maddi iflasının başlangıcı oldu. 

Kırım Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu'nu birçok teknolojik yenilikle tanıştırdı. Savaş sırasında haberleşmeyi temin için İngilizler, İstanbul ile Varna ve Varna Kırım arasına telgraf

hattı çektiler.  Fransızlar ise Varna’dan Avusturya’ya kadar bir hat uzatmışlardı. Böylece icadından üzerinden çok geçmeden telgraf, Osmanlı ülkesine

gelmiş oldu. Karaköy limanına müttefik gemileri yaklaşamayınca, burada büyük bir rıhtım inşa edildi. İngiliz ve Fransızlar’ın dikkat çekmeleri üzerine , Çanakkale ve Karadeniz boğazı ile kıyılarında 18 adet fener inşa edildi.

Fenerbahçe ile Haydarpaşa arasına askeri amaçlarla 3 kilometrelik bir demiryolu yapıldı. Bu

imparatorlukta kurulan ilk demiryoludur. Savaş esnasında İstanbul’da, Avrupalıların bulunması, yerli

ahalinin Avrupalılar’ın ileri sürdüğü gibi uygun yol ve kaldırımlar, sokakların daha iyi temizlenmesi ve

ışıklandırılması, lağım kanalları  ve su boruları döşenmesi isteklerine yol açtı. Bu harp sırasında İngiliz

askeri doktoru P. Pincoffs’un tavsiyesi ile batı tarzında ilk Osmanlı mesleki örgütü, Societe Medicale de Constantinople adıylakuruldu.

İstanbul’da bulunan İngiliz, Fransız ve Sardunyalı askerlerin harcamaları esnafı önemli ölçüde zenginleştirdi. Zenginleşen esnaf ise lükse yöneldi. Cevdet Paşa, harem kadınlarının müsrifleşmelerinin ve mesire yerlerinde sık sık görünmelerinin kırım Savaşı yıllarında meydana geldiğini belirtir. Halk ise savaş yüzünden daha da yoksullaştı. Osmanlı İmparatorluğu savaşın yanı sıra, bir de göçlerle uğraşmak zorunda kaldı. Savaştan sonra Kırım ve Kafkasya’dan göçen yüzbinlerce muhacir ülkenin değişik yerlerine (Sivas, Adana vs.) yerleştirildi.

Osmanlı İmparatorluğu ilk defa Avrupa devletleri içerisinde yer aldı. ve toprak bütünlüğü ile bağımsızlığı Avrupa’nın en büyük

devletlerinin garantisi altına girdi. Tanzimat ile başlayan ıslahat süreci, dışarıdan bir saldırı korkusu olmadan devam ettirilebildi. Âli ve Fuat Paşalar kafalarındaki reformları

rahatlıkla yapabildiler. Avrupa tarzı devlet yönetimi yavaş yavaş impatarorlukta uygulanmaya başlandı.

İstanbu’da savaş müddetince çok sayıda Avrupalı asker, subay ve onların aileleri yaşamıştı.

Avrupalıların, İstanbul sokaklarında görülmesi, Osmanlıları onların yaşam tarzlarına alıştırdı ve Avrupa

modası İstanbul’a girdi. Bütün Avrupalılara düşman gözüyle bakma azaldı. İngiliz ve Fransız elçilerinin Osmanlı yönetimi üzerinde etkisi arttı. Bu savaştan sonra Osmanlı İmparatorluğunda

sadrazam ve nazır olabilmede, bu iki elçiliğin desteğini temin etmek önemli bir unsur haline geldi.

Savaş sürerken Abdülmecid, daha sonra da Sadrazam Reşid Paşa, Fransız elçiliğini ziyerete gitmiştir. Osmanlı tarihinde ilk defa padişah ve sadrazam bir elçiyi ziyaret etmiştir. Savaş sonrasında Abdülmecid, Fransız

Elçiliği’nde tertip edilen baloya Lejyön Dönor nişanını takarak katılmıştır. İlk defa bir Osmanlı padişahı bir baloya katılıyordu. Abdülmecid’in amacı Rusya ile yakınlaşan Fransa’yı, Osmanlı İmparatorluğu’nun yanına çekmekti. Paris Antlaşması’ndan sonra ise Paris’teki Osmanlı Elçiliği’nde Fransız İmparatoru III. Napolyon’un da katıldığı bir balo

düzenlenmiştir.

Bu savaş sebebiyle oluşan yakınlıktan istifade eden Osmanlı devlet adamları Avrupa ile Osmanlı

İmparatorluğu’nun kıyaslamışlerdır. Örneğin Cevdet Paşa o yıllarda bir şehirde çıkan yangın

sonrasında İngilizler’in olayın mağdurlarına daha çabuk ulaştıklarını belirtmektedir.

... ..

... ..



*Osmanlının Hayaleti  &  Erhan Afyoncu

YeditepeYayınevi

10. Baskı: 2022












































*Habsburg Hanedanı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Hanedan adını, bugün İsviçre'de bulunan ve "Şahin Kalesi" anlamına gelen Habichtsburg'dan alır. Aargau kantonunda, Aare ırmağı yakınlarındaki bu kale, 1020 yılında, Strazburg Piskoposu Werner ve

kayınbiraderi Radbot tarafından yaptırılmıştır.[1] Hanedanın bugün tespit edilebilen en eski atası, Kont Radbot'un büyükbabası Zengin Guntram'dır. Zengin Guntram'ın, 950 yılında Alman Kralı I. Otto'ya başkaldıran Kont Guntram ile aynı kişi olduğu düşünülür.[1]

Radbot'un oğlu I.Werner (ö.1096), "Habsburg Kontu" unvanını aldı.[1] I. Werner, Zürih ve Yukarı Alsas bölgelerinin kontu olan III. Albert'in (ö. yak. 1200) büyükbabasıdır. Habsburglardan II. Rudolf (ö. 1232), Laufenburg ve Waldstätte'yı ele geçirdi; ancak ölümünden sonra bu bölgeler oğulları IV. Albert ve III. Rudolf arasında paylaşıldı. Sonradan III. Rudolfun mirasçıları, kendi hisselerini IV. Albert'in mirasçılarına sattı


Hanedanın Avusturya ile özdeşleşmesi:

IV. Albert'in oğlu IV. Rudolf 1273'te Alman Kralı seçildi ve I. Rudolf olarak anılmaya başlandı. I. Rudolf, 1282 yılında, Avusturya ve Styria'yı oğulları Albert (gelecekteki Alman Kralı I. Albert) ve II. Rudolf'a -birlikte yönetmeleri için- verdi; zira Habsburglarda yönetimi tek bir kişi yerine tüm erkeklere devretme geleneği vardı.[1] Ancak ikibaşlılığa alışık olmayan Avusturya halkı bu yönetim şeklini benimsemedi ve 1283 yılındaki bir antlaşma ile II. Rudolf haklarından feragat etti.[1] Kral I. Albert 1308'de ölünce yeniden yönetim sorunları ortaya çıktı. Bir süre ortak yönetimin (condominium) denenmesinden sonra Avusturya Dükü IV. Rudolf 1364 yılında kardeşleriyle bir antlaşma yaptı ve eşit haklara sahip olmalarına rağmen kendisinin hanedanın de facto başı olduğunu ilan etti.[1] Tüm bunlara rağmen Rudolf'un ölümünden sonra III. Albert ve III. Leopold 1379'da Neuberg Antlaşması'nı imzaladı ve bölgeyi yeniden bölüştü: Avusturya Albert'in; Styria, Carinthia ve Tirol Leopold'un oldu.[1]

Bu esnada Kral I. Albert'in oğlu Avusturyalı III. Rudolf 1306-1307 yıllarında Bohemya Kralı idi ve kardeşi I. Frederick, 1314-1330 yılları arasında -III. Frederick unvanıyla- Alman Kralı idi.[1] Avusturyalı V. Albert 1438'de Almanya, Macaristan ve Bohemya Kralı seçildi ve II. Albert unvanını aldı. II. Albert'in hayatta kalan tek oğlu Ladislas Posthumus 1446'dan itibaren Macaristan'ın, 1453'ten itibaren Bohemya'nın kralı oldu. 1457 yılında Ladislas ölünce Avusturyalı III. Albert'in tüm erkek nesli tükenmiş oldu. Aynı esnada III. Leopold'dan gelen Styrian nesli İç Avusturya ve Tirol dallarına ayrıldı.[1],


Habsburg Kutsal Roma İmparatoru:

İç Avusturya neslinin en kıdemli üyesi V. Frederik 1440'ta Alman Kralı oldu ve 1452'de Kutsal Roma İmparatoru olarak Roma'da taç giydi (ki Frederick Roma'da taç giyen son imparatordur). Böylece Habsburglar Batı dünyasının en prestijli seküler unvanına sahip oldu.[1] Bununla birlikte o dönemde "Kutsal Roma İmparatoru" demek, pratikte sadece "Alman Kralı" demenin gösterişli bir şekliydi ve Alman kralları -tıpkı Bohemya ve Macaristan kralları gibi- seçimle başa geliyordu.[1] Habsburg Hanedanı'nın 1711 yılına kadar sürekli kendi içinden imparator çıkarmasının başlıca nedeni, Habsburg kontrolündeki bölgenin genişliği ve zenginliği nedeniyle Hanedanın Alman seçicilere kendi adayını dayatabilmesiydi.



Yönettikleri Ülkeler: 




*V. Karl - Vikipedi (wikipedia.org)

*V. Karl ya da Şarlken (24 Şubat 1500 - 21 Eylül 1558), Kutsal Roma İmparatoru, İspanya Kralı, Habsburg Hollandası Lordu ve Burgonya Kontu.

Şarlken, 24 Şubat 1500 tarihinde Belçika'nın Gent şehrinde doğdu, babası Habsburg Hanedanından Yakışıklı Felipe, annesi ise Kastilya ve Aragon Prensesi Kastilyalı Deli Juana'ydı. Geleceğin imparatoru gözüyle bakıldığından özenle büyütüldü. Hem Alman hem de İspanyol kanı taşıyordu ve her iki dili de konuşabiliyordu.

Hollanda'da büyüyen Şarlken babasının erken yaşta ölümü, annesinin de ruhen rahatsız olmasından dolayı halası Margaret tarafından eğitildi. Prenses Margarete, dedesi imparator I. Maximilian tarafından genç prenses naibi olarak Burgonya Düklüğünün valiliğine atandı. 1515 yılında Burgonya ileri gelenlerinde desteğiyle halası naiplik görevinden alınmış ve Şarlken reşit ilan edildikten sonra Burgonya Dükü olmuştur. Anne tarafından dedesi II. Fernando'nun 1516 yılında ölümüyle Kastilya, Aragon, Napoli ve Sicilya krallıklarının taçları şahsında birleşti. Kutsal Roma İmparatoru I. Maximilian' ın ölümü sonrasında 28 Haziran 1519'da Kutsal Roma imparatoru seçilerek Avrupa'daki en büyük imparatorluğun hükümdarı oldu. 26 Ekim 1520 yılında Aachen'daki katedralde resmi bir törenle Kutsal Roma Cermen İmparatoru ilan edildi.

Alman imparatoru olarak (1519-1556), İspanya kralı olarak (1516-1556), Hollanda-Belçika kralı olarak (1516-1556) yılları arasında hüküm sürdü. İmparatorluğun sınırlarına İspanya ve ona bağlı sömürgeleri ile Avusturya-Almanya topraklarının hepsi dahildi. 1519'da V. Karl, Kutsal Roma İmparatoru ve Avusturya Arşidükü oldu. Bundan itibaren V. Karl'ın üzerinde hükümdarlık yaptığı arazilerin Avrupa, Uzak Doğu ve Amerika üzerindeki yüzölçümünün 4 milyon kilometre kareyi aştığı tahmin edilmektedir.[3]

Şarlken'in İmparatorluğu dönemindeki en büyük düşmanları, sırasıyla Osmanlı İmparatorluğu, Fransa Krallığı, İngiltere Krallığı ve Hristiyanlığın Protestanlık mezhebinin kurucusu meşhur Alman papaz Martin Luther'di.


İngiltere ile ilişkiler ve Aragonlu Catherine:


V. Karl'ın annesi İspanya Kralı II. Fernando'nun kızı Kastilya Prensesi Kastilyalı Juanna'dır. İngiltere Kraliçesi ise; Tudor Hanedanı'ndan İngiltere Kralı VIII. Henry'nin eşi, İspanya Kralı II. Fernando'nun kızı ve Kastilya Prensesi Juanna'nın kardeşi Aragonlu Catherine'dir. Yani İngiltere Kraliçesi Aragonlu Catherine V. Karl'ın teyzesidir. V. Karl, Kutsal Roma İmparatoru olunca teyzesini çok sevdiğinden ve ona düşkün olduğundan İngiltere'ye dostça yaklaştı.

Aragonlu Catherine ilk olarak Henry'nin ağabeyi veliaht prens Arthur ile 1501'de evlendi. Ne var ki talihsiz prens evlendikten çok kısa bir süre sonra 1502 yılında on altıncı doğum gününden birkaç ay önce muhtemelen o dönemde İngiltere'de çok yaygın olan terleme hastalığından öldü. Catherine ilk eşinin ölümünden bir süre sonra Henry ile nişanlandı. Düğünün çeşitli sebeplerle ertelenmesiyle genç çift ancak 1509'da dünya evine girebildi. Catherine Henry ile evlenebilmek için Prens Arthur ile olan evliliğinin o dönemdeki anlayışa göre hiç tamamlanmadığına yemin etmişti. (İnanışa göre kardeşinin karısıyla evlenen soyu kurumakla ve çocuksuz kalmakla lanetlenir. Dönemin papası Catherine ve Henry'nin evlenmesinin ancak Catherine Arthur ile hiç birlikte olmamışsa mümkün olabileceğini belirtmiştir.) Catherine ve Arthur'un evliliğinin çok kısa sürmesi, evlendiklerinde her ikisinin de yaşça küçük ve prematüre doğduğu söylenen prensin sağlığının çok uzun zamandır çok hassas olması gibi sebepler Kraliçe Catherine'in doğru söylediği ihtimalini güçlendirse de Kral Henry eşinden ayrılmak istediğinde onun kendisinden önce ağabeyiyle evlenmiş olmasını kullandı. Soyunun kuruduğunu, Catherine ile evlendiği için pişman ve tövbekar olduğunu söyledi. Ancak böyle davranmasının asıl nedeni bu değildi. Kendisi Tudor Hanedanı'nın son erkek temsilcisiydi ve tahta kendisinden sonra yerine geçecek bir erkek varis bırakma konusunda son derece ısrarcıydı. Aragonlu Catherine ve Kral VIII.Henry'nin birçok çocuğu olsa da bunlardan sadece bir kız çocuğu, Prenses Mary Tudor hayatta kalmıştı. Erkek çocuk isteğiyle yanıp tutuşan kral evliliğinin ilerleyen yıllarında en sevdiği saraylılardan biri olan Thomas Boleyn'in küçük kızı Anne Boleyn'e gönlünü kaptırdı. Cazibeli ve zeki bir kadın olan Anne kralı çok etkilemiş, onun zaaflarını çok iyi değerlendirmiş ve Aragonlu Catherine'den iyice uzaklaştırmıştır. Eşinin fikrine karşı olan Catherine soylarının kurumadığını, bir kızlarının olduğunu öne sürdü. Catherine'nin yeğeni V. Karl, Roma'yı ve Papalık Devletini işgal edip, papaya evliliğin iptal edilmemesi için baskıda bulunduğundan Papa evliliği iptal etmedi. Catherine'den ayrılmayı kafasına koyan VIII. Henry de Katolik Kilisesinden ayrılarak Anglikan Kilisesini kurdu. Böylece kendisini rahatsız eden bir başka konudan, Katolik Kilisesi'nin ülkesindeki nüfuzundan da kurtuldu ve kilisenin ülke toprakları içerisindeki mal varlıklarını ele geçirdi. İki devlet arasındaki ilişkiler ise bu olanlar sonucunda kesildi.


Şarlken’in Asıl Amacı ve Avrupa Mücadelesi:

Şarlken, annesi Kastilya Prensesi Joanna'dan gelen bağlarla 1516'da Aragon, Kastilya, Napoli ve Sicilya krallıkları taçlarını giyerek Aragon Kralı, Kastilya Kralı, Napoli Kralı ve Sicilya Kralı unvanını aldı. 1519'da da büyükbabası Kutsal Roma İmparatoru I.Maximilian'dan kalan bağlarla Kutsal Roma İmparatoru unvanını alarak Avrupa'nın en büyük İmparatorluğunun sahibi oldu. Almanya, Sicilya ve Napoli sayesinde İtalya, Aragon ve Kastilya sayesinde İspanya taçlarını alarak Almanya, İtalya ve İspanya İmparatoru ilan edildi.

Şarlken, Avrupa'nın tamamını işgal ederek Avrupa-Almanya İmparatorluğunu ilan etmek istiyordu. Fransa kralı François'de Avrupa Hristiyan İmparatorluğu kurmak istiyordu. Böylece Şarlken ve François savaşa başladı. 1525 yılında meydana gelen Pavia Muharebesi'nde François' in ordusu yenilgiye uğramış ve kendisi de Şarlken'e esir düştü. Bunun sonucunda Şarlken'in Avrupa'daki egemenliğini sağlamlaştırdı.

Öte yandan Osmanlı Sultanı I. Süleyman ve Macaristan Kralı II. Lajos arasındaki gerginlik Balkan-Hristiyan Birliğini tehdit ediyordu. Zaten I. Murad döneminden beri bu birlik iyice bozulmuştu. Macaristan ve Bohemya Kralı unvanıyla Lajos Tudor Hanedanlığı'nın temsilcisi durumundaydı. Şarlken'de Habsburg Hanedanlığı temsilcisiydi. Tudor ve Habsburg hanedanlıkları arasında bir bağ vardı. Böylece Lajos ve Şarlken yakınlaştı.


I.Fronçois’in  Annesinin Mektubu v e Mohaç Savaşı:

I. François'in annesi I. Süleyman'a oğlunu kurtarmasını, Fransa'ya yardım etmesini yazmıştı. I. Süleyman bu mektuba karşılık vermiş ve ordusuyla Macar seferine çıkmıştır. Mohaç'ta büyük bir savaş yaşanmış (Mohaç Muharebesi) Lajos savaşta ölmüş, Macaristan ve Transilvanya feth edilmişti. İstanbul Antlaşması imzalandı.

Şarlken 1530'da Papa tarafından Kutsal Roma İmparatoru olarak kutsandı.


Feragat Edip Manastıra Çekilmesi ve Ölümü:


Protestan prenslerle imparator Şarlken arasında anlaşmazlıkların artması sonrasında Katolik ve Protestan prensler arasında imparatorun tüm ısrarlarına rağmen uzlaşmaya vardılar ve Protestanlığı tanıyan Augsburg Barışı yapıldı. Böylece imparatorun kilisenin bölünmesini engelleme politikası başarısızlığa uğradı. Ayrıca Fransa üzerine gerçekleştirilen seferde başarısız olmuştu. Yeni Papa ile yaşanan ihtilaflar ve Osmanlı ile yaşanan sorunlar sonrasında 1555 yılında İspanya Krallığı'nı ve Alçak Ülkeler'i oğlu II. Felipe'ye, 1556 yılında da imparatorluk makamını kardeşi I. Ferdinand'a bıraktı.


V. Karl 1557'de İspanya'da Extramaura eyaletindeki Yuste manastırına çekildi. Fakat buradan devamlı olarak imparatorluğunun ileri gelenleri ile mektuplaşmaya devam etti ve imparatorluğunda ortaya çıkan gelişmelerle yakından ilgilendi. Çok akut gut hastalığından muzdaripti. Bazı tarihçiler onun 1552'de Metz şehrini kuşattığı ama eline geçiremeyip sonra da mağlup edilmesini bir gut krizi geçirmesine bağlarlar. V. Karl'ın inzivaya çekilme kararını bu mağlubiyetten hemen sonra aldığını belirtirler.[4] İnzivaya çekildiği manastırda odasının her duvarının saatlerle kaplı olduğu bildirilir ve bazı tarihçiler bunun kendi hükümdarlığını ve bu hükümdarlığına zaman hasredememesini sembolize ettiğini iddia ederler.

Şarlken manastıra çekildikten 1 yıl sonra, 21 Eylül 1558'de sıtmadan öldü.[5] 1574'te cesedi oğlu İspanya Kralı II. Felipe tarafından Madrid'de inşa ettirilen El Escorial Manastırına defnedildi.



Şarlken Savaşlarının Sonuçları:

… ..

Kanunî’nin Şarlken’e Yazdığı Mektup:

… ..



*Reform (tarih) - Vikipedi (wikipedia.org)

*Reform veya Yenilikçi Devrim 16. yüzyılda başlatılarak tüm Avrupa’yı etkilemiş ve Katolik Kilisesi’ne karşı yapılmış dinsel bir harekettir. Bu hareket Avrupa'nın değişim ve dönüşümüne sebep olmuştur.

Katolik Kilisesi’nin aşırı zenginleşmesi ve yozlaşması, siyasetle ve dünyasal etkinliklerle daha fazla ilgilenmeye başlaması birçok din adamının tepkisini çekmiş ve reform hareketlerine yol açmıştır. Reform hareketleri önce Almanya’da, sonrasında ise Fransa, İngiltere ve Kuzey Avrupa ülkelerinde de etkili olur.[1] Bu reform hareketi Hristiyanlığın yeni ve büyük üç mezhebinden Protestanlığın oluşmasını sağlamıştır.

Reform hareketinin önderi Cermen kökenli teolog ve filozof Martin Luther’dir. Luther’in kaderi kendinden önce ortaya çıkan ve sapkın olarak ilan edilip yakılan reformcular gibi

olmamıştır. Büyük bir başarı yakalamış ve Avrupa tarihinin akışını değiştirmiştir. Bu dönemde Almanya

Papalık tarafından sömürülüyordu. Bundan dolayı İtalya’ya büyük bir nefret duyuluyordu. Martin Luther

de bu durumdan fazlasıyla yararlanmıştır. Martin Luther Roma’ya yaptığı bir ziyaret sırasında Papa’nın

Hristiyanları kandırdığını, haksız olarak zevk ve lüks içinde bir hayat yaşadığını fark etti. Luther bu durumu gördükten sonra Hristiyanlığın amacına dönmesi gerektiğini söylemiş ve Roma Kilisesi’ne

(Katolikliğe) karşı oluşacak büyük bir hareketin temellerini atmıştır. Böylece Luther on yıl içinde kendisini ilk “Protestan”[2] isyanının başında bulmuştur.

Bir rahibin Almanya’da affedilme sertifikaları (Endüljans) satmaya başlaması ise bardağı

taşıran son damla olmuştu. Bu sistem Papalığın kasasına büyük gelir sağlıyordu. Bu duruma Luther’in yanı sıra Saksonya Elektörü[3] de büyük tepki göstermiştir. Affedilme sertifikalarını satan rahip bölgeden sürülmüştür. Luther, ilk kez bir

eylemle Katoliklere meydan okuyarak hükümdarının izlediği siyaseti destekliyordu.

… ..

Augsburg Barış Antlaşması:

Reform’un Yayılması:

Reform’un Getirdiği Savaşlar:

Reform’un Nedenleri:

Sonuçları:



*Augsburg Barışı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Augsburg Çözümü[1] olarak da bilinen Augsburg Barışı, Kutsal Roma İmparatoru V. Karl ile Scmalkaldik Ligi arasında Eylül 1555’te İmparatorluk şehri Augsburg’da imzalanan bir antlaşmaydı. İki grup arasındaki dini mücadeleyi resmen sona erdirdi ve Hristiyanlığın yasal olarak bölünmesini Kutsal

Roma İmparatorluğu içinde kalıcı hale getirerek yöneticilerin devletlerinin resmi dini olarak Lüterciliği ya da Roma Katolikliğini seçmelerine izin verildi. Bununla birlikte Augsburg Barışı’nın yapılmasıyla Avrupa’daki birçok Hristiyan birliğini de sona ermiştir.

Vestfalya Barışı’na kadar Kalvinizm’e ise izin verilmedi.

Augsburg Barışı, “Avrupa egemen devletler sistemine giden yolda ilk adım” olarak tanımlanmıştır.[2] Augsburg Barışı’nın temelinde oluşturulan sistem, 17. yılda çökmüştür, bu da Otuz Yıl Savaşı’nın temel nedenlerinden birisidir.

… …





*Kutsal Roma İmparatorluğu - Vikipedi (wikipedia.org)

*Kutsal Roma Germen İmparatorluğu, 962-1806 yılları arasında 844 yıl boyunca Orta Avrupa'da hüküm sürmüş bir monarşi. Alman Krallığı temelinde olsa da, aslında bir devletçikler bütünüdür. Daha doğrusu imparatorluk toprakları tek bir hanedanın malı değildi. Ülke toprakları birçok federal hanedanlık tarafından yönetiliyordu. Kutsal Roma İmparatorluğu'nu oluşturan bu hanedanlıklar şunlardı: 

Ayrıca İmparatorlukta bu hanedan topraklarının dışında İsveç ve Kilise Eyaletleri toprakları ile özel statüye sahip bâzı İmparatorluk kentleri de vardı. İmparatorluğun idarî yapısı böyleydi ama Kutsal Roma İmparatorları sadece Habsburg Hanedanı'ndan seçilmekteydi.

Orta Çağ'daki imparatorları antik Roma İmparatorluğu'nun geleneklerini taşıdıklarını iddia etseler de imparatorluğun birçok vatandaşı Almanlardan oluşuyordu ve imparatorluk, modern Almanya ve Avusturya'nın habercisiydi. Geniş yetkili hanedanlıkla yönetilen imparatorluk olarak kurulmasına rağmen devlet, sonunda küçük devletlerin ve şehir devletlerinin

gevşek konfederasyonuna dönüştü.

I. Otto 962'de Alman Kralı olarak taç giymiş, fakat bazı tarihçiler tarafından ilk Kutsal Roma İmparatoru olarak kabul edilir (Almanca: Römisch-Deutscher Kaiser). İlk Roma imparatoru unvanı ise Şarlman tarafından kullanılmıştır. Otto, ülkenin Karolenj Hanedanı'ndan olmayan ilk imparatoruydu.[1]

Son Kutsal Roma imparatoru, Napolyon Savaşları sırasında tahtından ferâgat eden ve İmparatorluğu fesheden İkinci Franz'dır.

İmparatorluğun sınırları tarih boyunca değişikliklere uğradı. En güçlü döneminde imparatorluk

bugünkü Almanya, Avusturya, İsviçre, Lihtenştayn, Lüksemburg, Çekya, Slovenya, Belçika, Hollanda toprakları ile Polonya, Fransa ve İtalya topraklarının bir bölümünü kapsıyordu. Tarihinin büyük bir bölümünde imparatorluk yüzlerce küçük

krallığı, prensliği, dükalığı, kontluğu ve şehir devletini hâkimiyeti altına almıştır.

… ..


*Moskova Knezliği - Vikipedi (wikipedia.org)

*Moskova Knezliği ya da Moskova Dukalığı, Rusya toprakları içerisinde kurulmuş Moskova merkezli devlettir. Başlangıçta Altın Orda Devleti'ne bağlı[1] olan Moskova Prensliği Vladimir-Suzdal Knezliği'nin halefi olup 1340-1547 yılları arasında hüküm sürmüştür. Çar III. İvan'ın reformları ile knezlik gelişmiş ve Rusya Çarlığı adını almıştır. Çar olarak bilinen ilk hükümdar IV. İvan (Korkunç İvan) olmuştur.

Köken:

Dimitri Donskoy:

I.ve II. Vasili:

III.İvan:

… ..




*Altın Orda Devleti - Vikipedi (wikipedia.org)

*Altın Orda, Altın Ordu Devleti, Uluğ Ulus veya Kıpçak Hanlığı[2] (Tatarca: Алтын Урда Altın Urda, Kazakça: Алтын Орда) bir Türk hanlığıdır.[3][4] Cengiz Han ölmeden önce topraklarını oğulları arasında paylaştırmış ve Seyhun Irmağı ile Balkaş Gölü'nün batısındaki yerleri büyük oğlu Cuci Han'a vermişti. Cuci Han'ın küçük oğlu Batu Han, batıya doğru giriştiği seferlerle bu toprakları genişletti. Cuci'nin toprakları sonradan Batu Han ile ağabeyi Orda Han arasında paylaşıldı. Balkaş ile Aral gölleri arasındaki ve Seyhun Irmağı'nın güneyindeki yerler Orda'ya verildi. Harezm ve yeni alınan topraklarsa Batu'nun yönetimine bırakıldı. Orda'nın yönetimindeki doğu bölgesine Ak Orda, Batu'un yönetimindeki batı bölgesine de Gök Orda adı verildi. Gök Orda sonradan Altın Orda olarak adlandırıldı.

… ..




*Moldova - Vikipedi (wikipedia.org)

*Moldova veya resmî adıyla Moldova Cumhuriyeti, Doğu Avrupa'da yer alan Ukrayna ile Romanya arasında

kalan bir ülkedir. Başkenti Kişinev'dir ve 1991 yılında SSCB'nin dağılmasının ardından bağımsızlığını

kazanmıştır. İçinden Prut ve

Dinyester nehirleri geçmektedir. Dinyester Nehri'nin doğu kıyısını bir şerit hâlinde kapsayan bölgede tek

taraflı bağımsızlığını ilan eden De facto bir cumhuriyet olan Transdinyester bulunur.

Moldova topraklarının büyük bölümü 14. yüzyıldan 1812'ye kadar Boğdan Prensliği'nin bir parçasıydı.

Prenslik 1812 yılında vasal olarak bağlı olduğu Osmanlı tarafından Rusya'ya bırakıldı ve Besarabya

olarak

bilinmeye başlandı. 1856'da güney Besarabya, üç yıl sonra Eflak ile birleşerek Romanya'yı oluşturacak

olan Moldova'ya tekrar katıldı ancak 1878 yılında bölgede yeniden Rus hâkimiyeti sağlandı.

Besarabya, 1917 Rus Devrimi sırasında Rus Cumhuriyeti içerisinde Moldova Demokratik Cumhuriyeti olarak

bilinen kısa süreli özerk bir devlet olarak ortaya çıktı. Şubat 1918'de, Moldova Demokratik Cumhuriyeti

bağımsızlığını ilan etti ve daha sonra aynı yıl meclis oylamasının ardından Romanya'ya katıldı. Karara, 1924'te

Ukrayna SSC'si içinde Besarabya'nın doğusundaki kısmen Moldovalıların yaşadığı topraklarda Moldova

Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'ni (MÖSSC) oluşturan Sovyet Rusya tarafından itiraz edildi.

Romanya, 1940'ta Molotov-Ribbentrop Paktı'nın bir sonucu olarak, Besarabya ve Kuzey Bukovina'yı

Sovyetler Birliği'ne bırakmak zorunda kaldı ve bu da Besarabya'nın büyük bir bölümünü ve eski MÖSSC'nin

en batı şeridi (Dinyester Nehri'nin doğusu) içeren Moldova Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti'nin (Moldovya SSC)

kurulmasına yol açtı. 27 Ağustos 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılması sürerken, Moldova SSC

bağımsızlığını ilan etti ve Moldova adını aldı. Moldova anayasası 1994'te kabul edildi. Moldova

topraklarının Dinyester'in doğu kıyısındaki şeridi 1990'dan beri ayrılıkçı Transdinyester hükûmetinin fiili

kontrolü altındadır.

Sovyetler Birliği'nin dağılmasının ardından sanayi ve tarımsal üretimdeki düşüş nedeniyle, hizmet sektörü

Moldova ekonomisine hakim olacak şekilde büyümüştür ve ülkenin GSYİH'sının %60'ını aşmıştır. Moldova,

kişi başına düşen GSYİH açısından Avrupa'nın en yoksul ikinci ülkesidir. Moldova, nispeten yüksek bir

İnsani Gelişme Endeksi'ne sahip olmasına rağmen, Avrupa'daki en düşük sırada, dünyada 90. sırada yer

alıyor.

Moldova, devlet başkanı olarak bir cumhurbaşkanı ve hükûmet başkanı olarak bir başbakan ile yönetilen

parlamenter bir cumhuriyettir. Birleşmiş Milletler, Avrupa Konseyi, Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ), Avrupa

Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı (AGİT), GUAM Demokrasi ve Ekonomik Kalkınma Örgütü, Bağımsız Devletler

Topluluğu (BDT) ve Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) üyesidir.


Tarihçe:  Moldova, tarihi boyunca sık sık işgallere maruz kalmıştır. Cumhuriyet'in esası Prut ve Dinyester

nehirlerinin arasında tarihî adı Besarabya olan bölgedir. Hâlen Romanya ve Ukrayna ile iç içe geçmiş olan

Moldova toprakları 16. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu'nun egemenliği altına girmiştir. 1812 yılına kadar

300 yıl, Boğdan eyaleti olarak Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı olan ve 1812 yılında Osmanlı-Rus Barış

Anlaşması'yla Rusya'nın egemenliğine giren bölge, 1918 yılına kadar Rus İmparatorluğu'nun bir vilayeti

olarak kalmıştır. Rusya'nın Kırım Savaşı'nda yenilmesinden sonra Moldova'nın bir kısmı (Güney

Besarabya) Romanya'ya geçmiş, ancak Rusya 1878'deki Berlin Kongresi ile bu bölgeyi geri almıştır.

I. Dünya Savaşı'ndan sonra, 1918'de bölge Romanya'nın eline geçmiş ve 1924 yılında (o dönemde etnik

Ukraynalıların hâkimiyetinde olan) Dinyester'in doğu yakasında Moldova Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti

(MÖSSC) kurulmuştur.

1939'daki Molotov-Ribbentrop Paktı'nın imzalanmasından sonra 1940 yılında Sovyetler Birliği Besarabya'

yeniden ele geçirmiş ve bu bölgenin büyük bir kısmını MÖSSC ile birleştirmiştir. Almanya'nın SSCB'ne

saldırması ile SSCB bir kez daha 1941 Temmuz'unda Moldova'yı Romanya'ya vermek zorunda kalmış,

ancak Sovyet kontrolü 1944 Ağustos'unda yeniden sağlanmıştır. Moldova'nın şimdiki sınırları Prut ve

Dinyester nehirlerinin arasındaki Besarabya denilen tarihî bölgenin SSCB tarafından Romanya'dan alınması

ile 1947'de çizilmiştir. Romanya ile ilişkileri kesilmiş, Kiril alfabesi kullanma zorunluluğu getirilmiş, Rusların

ve

Ukraynalıların endüstriyel bölgelere büyük çaplı göçleri özellikle


*Kırım Hanlığı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Kırım Hanlığı veya Taht-i Kırım ve Deşt-i Kıpçak (öz adı — Taht-ı Qırım ve Deşt-i Qıpçaq, تخت قريم و دشت قپچاق[4];

Kırım Tatarcası: Qırım Hanlığı), 1441-1783 yılları arasında Kırım'da hüküm sürmüş Kırım Tatar devletiydi.

Altın Orda Devleti'nin yerini alan dört Hanlıkların en uzun süre hüküm süreni idi. Bazı kaynaklarda 1475'ten

1774 yılında Küçük Kaynarca Antlaşması'nın imzalanışına kadar Osmanlı İmparatorluğu'na bağlı

kaldığı belirtilmektedir.

Büyük Orda zaferinden sonra, Kırım hanları, Rusya ve Polonya-Litvanya devletinin 18. yüzyılın başına kadar

Kırım'a haraç ödediği onayında Altın Orda ve Deşt-i Kıpçak'ın ana mirasçıları olarak kabul edildi[5][6][7].

Kırım Hanlığı hiçbir zaman Osmanlı İmparatorluğu'nun tam bir vasalı değildi, ancak Kırım hanları halife-

Sultan'ın

üstünlüğünü Müslüman dünyanın başı olarak tanıdı[8][9].

1774'te Rus İmparatorluğu ve Osmanlı Devleti, her iki imparatorluğun da Kırım'ın bağımsızlığını ve

içişlerine müdahale etmemeyi garanti ettiği Küçük Kaynarca barışını sonuçlandırdı, ancak 1783'te Rus

İmparatorluğu anlaşmayı ihlal etti ve Kırım'ı ilhak etti. Büyük güçlerin açık protestolarıyla bu eyleme

karşı yalnızca Fransa çıktı.

Tarihi:

Osmanlı Himayesi:

İlk Yıllar:
Altın Orda’ya Karşı Zafer:

Altın Çağ:

Çöküş:

Cenevizliler ile Kırım Yarımadası Mücadelesi:

Ceneviz’e Karşı Osmanlı Kırım İttifakı:


*1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı - Vikipedi (wikipedia.org)

*1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı, Osmanlıların Ruslara yenik düşmesiyle sonuçlanmış bir savaştır. Bu

savaşın sonucunda Ukrayna'nın güneyi, Kuzey Kafkaslar ve Kırım, Rusya'nın eline geçmiştir.


Nedenleri:
Savaş ilk önce Lehistan'da kralla soylular arasında çıkan bir anlaşmazlık yüzünden başladı. Rus Çariçesi II.

Katerina Lehistan'ı parçalamak amacıyla Lehistan'ın içişlerine karışıyordu. Kralı soylulara karşı desteklemek

amacıyla bölgeye Kazak askerlerini gönderdi. Askerler Osmanlı Devleti sınırları içindeki Balta kentine

girerek katliam yaptılar.[1] Osmanlı padişahı III. Mustafa bu durumu protesto ederek 25 Eylül 1768 tarihinde

Rusya'ya savaş açtı. Lehistan'da krala karşı çıkan soylular Osmanlı Devleti'nin yanında yer aldılar. Birleşik

Krallık

da Rus donanmasına danışmanlar göndererek Rusya'nın yanında yer aldı. Osmanlı padişahı, Çerkes prensi

Bematıqo Mısost'a halife olarak Kafkasya'daki tüm Müslüman halkların resmen Rusya ile savaşa katılmalarını

emrettiğini belirten bir mektup gönderdi ve zaten Rus-Çerkes Savaşı sebebiyle Rusya ile savaşan

Çerkesler bunu kabul etti.[2]

Savaşın olduğu cepheler:

Savaşın sonuçlanması:

21 Temmuz 1774 tarihinde tahta yeni geçmiş olan Osmanlı padişahı I. Abdülhamit, Küçük Kaynarca

Antlaşmasını imzalayarak savaşa son verdi. Bu antlaşmayla Kırım'a bağımsızlık verildi. Ama Rusya'nın asıl

amacı bağımsız olan Kırım'ı kısa bir süre sonra topraklarına katmaktı. 9 yıl sonra 1783 yılında Rusya Kırım'ı

ilhak ederek resmen kendine bağladı. Kısa bir süre sonra da Ruslarla Osmanlılar arasında tekrar savaş çıktı.


*Prut Savaşı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Prut Savaşı, Rusya Çarlığı ile Osmanlı Devleti arasında 1710-1711 yılları arasında yapılmış bir savaştır.

Nedenleri: 

Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı içinde

yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce

kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı I. Petro,

Poltova Muharebesi'nde İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ı yenince, XII. Karl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralı'nı

kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi ve Bender'de mülteci bulunan Karl'ın

İstanbul'a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisi ile Sultan III. Ahmed 1710 yılında

Rusya'ya karşı savaş ilan etti.[6]

Berâil Kuşatması:

Savaşın Kazanılması:

Prut Anlaşması:


*Zenta Muharebesi - Vikipedi (wikipedia.org)

*Zenta Muharebesi, Osmanlı İmparatorluğu ile Avusturya orduları arasında, 11 Eylül 1697 tarihinde Tisa

Irmağı kıyısındaki Zenta’da yapılan ve Osmanlıların yenilgisiyle sonuçlanan muharebedir. Osmanlı-Kutsal

İttifak Savaşları'nın son önemli çarpışması olan bu savaşın ardından 1699 yılında Karlofça Antlaşması

imzalandı.

Hazırlıklar: 

Savaş:

Sonuçlar:



*Küçük Kaynarca Antlaşması - Vikipedi (wikipedia.org)

*Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki 1768-1774 Osmanlı-Rus

Savaşı’nı sona erdiren ve Osmanlı Devleti‘nde önemli toprak kayıplarına yol açan antlaşmadır. Güney

Dobruca’daki Küçük Kaynarca kasabasında imzalandığından bu adı almıştır.

1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı:

Anlaşmanın Koşulları:

1 yorum:

  1. Erhan Afyoncu’nun birden fazla kitabında karşılaşılan; daha önce başka eserlerinden alıntılama yöntemi ile daha küçük hacimli yeni bir kitap daha yayımlanması, eserlerinin birçoğunda basit harf ve imlâ hatalarının bulunması dikkat çekmekte…

    YanıtlaSil