11 Temmuz 2016 Pazartesi

Eşitsizliğin Bedeli *

-Kitabın arka yüzünde yapılan tanıtımda; “Dünyanın en etkili birkaçiktisatçisi arasında gösterilen ve 2001’de Nobel İktisat Ödülü’nü kazanan Joseph Syiglitz, Eşitsizliğin Bedeli’nde gelir gelir eşitsizliği konusuna önemli bir katkı yapıyor. ABD’de ortaya çıkan 2008 Krizi’ni ve dünya geneline hakim olan Büyük Durgunluk’u sade bir dille ve derinlemesine açıklayan Stiglitz, kendi deyimiyle, yüzde 1’lik kesimin devleti , yargıyı ve demokratik süreci ele geçirerek yüzde 99’un üzerinde nasıl egemenlik kurduğunu kapsamlı şekilde ele alıyor.
ABD’de 1980 sonrasında artan eşitsizliği ve bunların yarattığı sorunları inceleyen kitap, Türkiye için de geçerli olacak önemli saptamalarda bulunuyor, ip uçları sunuyor: sermaye , toplumsal kutuplaşma, rant arayışları, algı mühendisliği, ortaya çıkan büyük güven problemi, demokrasilerde paranın nasıl bu kadar güçlü hale gelebildiği, bir CEO’nun aylık kazancıyla ortalama bir işçinin kazancı arasındaki inanılmaz uçurum, artan yoksulluk, fırsat eşitliğinin kaybolması, isyanlar...
Finanas piyasalarının işleyişine, aşırı kâr arzusunun doğurduğu büyük toplumsal yarılmaya, gelecekte artacak sorunlara dikkat çeken Eşitsizliğin Bedeli kapitalizm, siyaset, sermaye ve eşitsilik ilişkisini anlamak için önemli bir kaynak. “ , ifadeleri bulunuyor.
Kitaptan özellik arz eden kısa alıntıları paylaşalım:
-Sunuş bölümünde; “... ..  dolaylı yolardan da olsa, Türkiye’nin son aylarda kendini içinde bulduğu sonu belirsiz sosyal, iktisadi ve siyasal süreçlerin vahameti hakında önemli ipuçları da veriyor.... ..     toplumsal kutuplaşmayı, rant arayışlarını, algı mühendisliğini, azınlık bir kesimin devleti, yargıyı ve demokratik süreci ele geçirişini ve bunun yarattığı güven kaybını tartıştığı sayfalarda... .. en azından “yanlız olmadığımız” hissini veriyor. ... ..
-... .. artan eşitsizliğin sonucunda orantısız olarak güçlenen sermaye sahipleri - ... .. yüzde 1’lik kesim- kâğıt üzerinde savundukları serbest piyasa ideolojisinin aksine piyasaları verimsizleştiren rantlar üzerinden kârlarını artırmaya çalıştılar. Bunun için finans piyasalarındaki düzenlemeleri kaldırdılar; para ve maliye kurum ve politkalarını kontrol etmeye başladılar; halkın, politikacıların ve hatta yargı mensuplarının bu konuları algılayış biçimlerini şekillendirdiler. Sermayenin, devleti ve egemen ideolojiyi ele geçirmesiyle birlikte, elde ettiği rant gelirleri
ve eşitsizlik de böylece artmış oldu. ... ..
-... .. Denetimsiz kalan piyasalar... ..  rant arayışları... ..
-.... .. artan eşitsizliğin seçim kampanyalarını nasıl yozlaştırdığını, seçimlere katılımı ve demokrasiyi nasıl zayıflattığını gösteriyor. Rant üzerinden gelir elde eden yüzde 1’lik kesimin ABD’deki siyasal süreci  ele geçirmek için algıları şekillendirdiğini ... .. adalet sistemini yozlaştırdığını ve hukukun üstünlüğünün yerini sermaye sahiplerinin egemenliğine bıraktığını gösteriyor. ... ..
Gelir adaletsizliği ve krizler
-... ..  emeğin milli gelirden aldığı pay düşerken sermayenin aldığı payın giderek arttığını ... ..
-... .. sermayenin eşitsizliğin getirdiği iktisadi gücü kullanarak devleti ele geçirdiği, siyasal egemenliği kullanarak rant arayışlarını hızlandırdığı ve rantların da eşitsizliği artırdığı açıklaması, ... ..
Piyasa sistemimiz temel değerleri zayıflatıyor mu?
-Her ne kadar bu kitap eşitlik ve adalet kavramlarına yoğunlaşsa da, sistemimizin bir kenera iter göründüğü bir başka temel daha var –adil oyun(fair play) anlayışı. Bu temel değerlere sahip olunması, örneğin sömürgeci şekilde borç verenlerde (predatory lending), yoksullara birer saatli bomba niteliğindeki emlak kredilerini  sağlayanlarda veya limit aşımlarında toplamda milyarlarca doları bulan ek ücretler yükleyen “programları” kurgulayanlarda bir suçluluk duygusu oluşturmalıydı.
-Burada dikkat çekici olan, bu kişilerden çok azının böyle bir suçluluk duygusu hissetmiş ve hissediyor olması, çok azının olan bitenlerin aslını kamuoyuyla paylaşmak istemesidir.
-Para kazanma gayesinin tüm yöntemleri meşru kılması, değer yargılarımıza bir şeyler olduğunu göstermektedir; bu durum, ABD’deki eşik altı (subprime) kredi krizinde en yoksul ve en az eğitimli olanlarımızın sömürülmesi anlamına gelmiştir.
-Olup  bitenin büyük bir kısmı ancak “ahlâki yozlaşma”  ifadesiyle anlatılabilir. ... ..
-Kapitalizm, tuzağına düşürdüğü  insanları değiştirmektedir. ... ..
-... .. Örneğin, sigara şirketleri zararlı ürünlerini gizlice daha fazla bağımsızlık yapar hale getirdiler; dahası, kayıtları bunun aksini söyleyen kanıtlarla doluyken, Amerikalıları bu ürünlerin zararlı olduğuna dair herhangi bir “bilimsel kanıt” olmadığına ikna etmeye çalıştıllar.
-Benzer şekilde, Exon, parasal kaynaklarını kullanarak Amerikalıları küresel ısınmayla ilgili kanıtların zayıf olduğuna ikna etmeye çalışmıştı, her ne kadar Ulusal Bilimler Akademisi (National Acedemy of Sciences), tüm diğer bilimsel kurumlarla birlikte, kanıtların güçlü olduğunu söylese de. ... ..
-Eşitsizlik, çevre kirliliği, işsizlik ve hepsinden önemlisiher şeyin mübah olduğu ve kimsenin sorumlu tutulmadığı bir noktaya varan ahlâki yozlama.
... ..
... .. Ne var ki, giderek artan şekilde ve özellikle de ABD’de, siyasal sistem “bir kişi bir oy” ilkesinden çok “bir dolar bir oy” prensibine uymaya başlamıştır. Siyasal sistem, piyasa başarısızlıklarını düzelteceğine bunları pekiştirmektedir. ... ..
... .. Zenginler niçin giderek daha fazla zenginleşmekte, orta sınıfın nasıl çi oyulmakta ve yoksul olanların sayısı niçin artmaktadır? ... ..
-... .. Bütün bu olan biteni bir pastanın dilimlerini düşünerek daha iyi açıklayabiliriz. Eşit parçalara bölünmüş bir pastadan herkese eşit büyüklükte bir dilim düşer; bu durumda, en üstteki yüzde 1’lik kesim pastanın yüzde 1’lik kısmını alır. Gerçekteyse bu kesim, pastanın çok daha büyük b ir kısmını, tüm pastanın yaklaşık beşte birini almaktadır. Bu durum geri kalan herkesin daha küçük bir dilim alması anlamına gelmektedir.
-Şimdi, aşağı sızdırma ekonomisine inananlar bu yoruma “kıskançlık siyaseti” adını veriyorlar. Bu kişilere göre, dilimleringöreceli değil mutlak büyüklüklerine bakmamız gerekir; zenginlere daha büyük bir dilim vermek pastayı büyütecektir, dolayısıyla yoksul ve orta sınıflar pastadan daha küçük bir pay alsalar da, aldıkları dilimin boyutu daha büyük olacaktır.  Bu açıklamanın  doğru olmasını istesem de , gerçek bundan farklıdır. ... ..
ABD’deki eşitsizliğin fotoğrafı
-ABD’nin hikâyesi basitçe şudur: Zenginler zenginleşöekte, zenginlerin en zenginleri daha da zenginleşmekte, yoksullar sayıca artmakta ve giderek daha da yoksullaşmakta ve orta sınıfın içi boşaltılmaktadır. ... ..
-... ..    ABD’deki eşitsizliğin boyutlarını daha çarpıcı bir şekilde görebilmek için Walton ailesinin durumuna bakalım: Wal-Mart imparatorluğunun altı varisinin toplam serveti 69,7 milyar dolar seviyesişsndedir ve bu rakam Amerikan toplumunun en alt yüzde 30’luk bölümünün toplm servetine eşittir. ... ..
Düşen hayat standartları
-... .. ABD’nin yoksul kesimine ait karamsar istatistiklerin bir yansıması... ..
-... .. Hayat standartlarındaki düşüş, iktisadi bulguklarda olduğu gibi değişen sosyal yapılarda da kendini göstermektedir. Genç yetişkinler giderek artan bir oranda anne babalarıyla yaşamaya başlamışlardır: Yirmi beşle otuz dört yaş arası erkekler için 2005 yılınınbaşlarında yüzde 14 olan bu oran  bugün yüzde 19’u bulmaktadır. Aynı yaş grubundaki kadınlar için bu oran yüzde 8’den yüzde 10a yükselmiştir. ... ..
Fırsat eşitliği
Üst kesimlere daha yakından bakış: Pastadan daha büyük bir dilim koparmak
Uluslararası karşılaştırmalar
-... ..Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı (UNDP), gelir, sağlık ve eğitim verilerini bir araya getiren standart bir “insani kalkınma” ölçüsü geliştirmiştir. Ayrıca, bu rakamların eşitsizliği yansıtması için tekrar bir ayarlama yapılmaktadır.
-Eşitsizlik unsuru hesaba katılmadan önce , 2011 yılı için ABD’nin durumu hiç de fena değildi; Norveç,Avustralya ve Hollanda’nın ardından dördüncü sıradaydı.  Ancak eşitsizlik hesaba katıldığında ABD tüm Avrupa ülkelerinin gerisinde kalarak yirmi üçüncü sıraya yerleşmektedir.
-Eşitsizliği hesaba katmanın ABD’nin sıralamasında yarattığı bu fark, tüm gelişmiş endüstriyel ülkeler içerisindeki en büyüğüdür. ... ..
Rant Arayışı ve Eşit Olmayan Bir Toplumun Doğuşu
-Eşitsizliğin kökenlerini anlayarak eşitsizliği azaltmanın fayda ve maliyetlerini daha iyi kavrayabiliriz. ... .. Her ne kadar piyasa dinamikleri eşitsizliğin oluşmasına yardım etseler de, devlet politikaları da piyasa dinamiklerini etekilemektedirler. Bugün var olan eşitsizliğin önemli bir kısmı devlet politikalarının, devletin yaptıkları kadar yapmadıklarının da bir sonucudur.
-Devletin, geliri üst kesimden alt ve orta kesimlere aktarma veya tam tersini yapma gücü vardır. ... ..
-... .. Eşitsizlikle mücadele kaçınılmaz olarak çok boyutludur: Üst kesimdeki aşırılıkları dizginlemek, orta kesimi güçlendirmek ve alt kesimdekilere yardım etmek gerekir.
-Bu amaçlardan her biri için ayrı bir programa ihtiyaç vardır. Ancak böyle programları oluşturabilmek için bu sıra dışı eşitsizliğin farklı boyutlarının oluşmasını sağlayan etkenleri daha iyi anlamamız gerekmektedir.
-Her ne kadar bugün yaşadığımız eşitsizlik sıra dışı olsa da eşitsizliğin kendisi yeni değildir.
-İktisadi ve siyasal gücün belirli bir kesimin elinde toplanması, Batı toplumlarının kapitalizm öncesi dönemlerinde birçok açıdan daha aşırı bir seviyedeydi.  O zamanlarda din, bu eşitsizliği hem açıklıyor hem de meşru bir hale getiriyordu: Toplumun üst kesimindekilerin bu konumda bulunmaları kutsal haklarıydı. Bunu sorgulamak, sosyal düzenin ve hatta Tanrının iradesini sorgulamak demekti.
-Fakat Antik Yunanlılar için olduğu kadar günümüz iktisatçıları ve siyaset bilimcileri için de bu eşitsizlik önceden belirlenmiş bir sosyal düzen meselesi değildi.
-Bu eşitsizliklerin temelinde güç –genellikle askeri güç- ilişkileri yatmaktaydı. Militarizm iktisaydi: İşgalcilerin işgal altındakileri olabildiğince  sömürme hakkı vardı. Antik çağlarda, genel olarak felsefi düşünce, insanların amaçları için diğer insanları bir araç olarak kullanmasını yanlış bulmuyordu.   Antik Yunan tarihçi Tukudidis’in ünlü bir sözü şöyle diyordu: “Adalet, dünya devam ettikçe, sadece eşit güçtekiler arasındaki bir mesele olacaktır; bu arada güçlüler ellerinden geleni yaparken, güçsüzlerse katlanmak zorunda oldukları acılara katlanacaklardır.”
-... .. Kutsal hak kavramı ulus-devletlerin erken döneminde etkinliğini yitirmeye başladığında, gücü elinde bulunduranlar da kendi konumlarını korumak için başka destekler aramaya koyuldular. İnsan onurunu ön plana çıkaran Rönesans ve Aydınlanma hareketleriyle ve şehirlerde büyük boyutlu bir yoksul kesim yaratan Endülüs Devrimi’yle birlişkte, özellikle de Marx gibi muhalifler “sömürüden” bahsedip sistemi eleştirirken, eşitsizliği meşru kılacak başka gerekçeler üretmek zorunlu hale gelmişti. ... ..
-Teknoloji ve kıtlık, arz-talep kanunları vasıtasıyla bugünkü eşitsizliğin şekillenmesinde belirli bir rol oynamaktadırlar. Fakat başka bir unsur olarak devlet de bu süreçte etkindir.
-Bu kitabın ana fikirlerinden biri, eşitsizliğin iktisadi olduğu kadar siyasal süreçlerin de bir sonucu olduğu gerçeğidir.
-Modern bir ekonomide devlet oyunun kurallarını belirler ve bu kuralları uygular: Adil rekabetin ne olduğu, hangi davranışların rekabet karşıtı ve yasadışı sayıldığı, kişinin borçlarını tamamıyla ödeyemediği iflas drumlarında kimin eline ne geçeceği ve hangi eylemlerin dolandırıcılık olarak tanımlanıp yasaklandığına dair kuralları.
-Devlet aynı zamanda (bazen açık, bazen üstü kapalı şekilde) kaynak aktarımları yapar ve vergiler ve sosyal harcamalar aracılığıyla piyasanın oluşturduğu, teknoloji ve siyasetin şekillendirdiği gelir dağılımını düzenler. ... ..
-... ..    Üst kesimdekiler, toplumun geri kalanlarının farkına bile varamayacağışekillerde bu insanlardan kendilerine para aktarmayı öğrenmişlerdir; ... ..
-Fransa kralı XIV. Louis’nin danışmanı Jean-Baptiste Colbert rivayete göre şöyle demiştir: “Vergilendirme sanatı, mümkün olan en fazla tüyü, kazı mümkün olduğunca az bağırtarak yolmayı içerir.”
-Rant arayışı sanatıda böyledir.
-Kabaca söylemek gerekirse, zengin olmanın iki yolu vardır.;
-Servet yaratmak
-ve başkalarının servetine el koymak.
-İlki topluma katkı yapar.
-İkincisi genel olarak toplumdan götürür, çünkü el koyma sürecinde aynı zamanda bir varlık kaybı da yaşanır. Mallarını olması gerekenden daha pahalıya satan bir tekel, müşterilerinden daha fazla para alır ve aynı zamanda bir değer kaybı yaratır.
-Yüksek fiyattan satış yapabilmesi için tekelin üretimi sınırlandırılması gerekir.
-Maalesef, gerçekten servet yaratanlar bile yaratıcı ve girişimci ruhların kazandırdığı parayla yetinmemektedirler. Bazılaraı daha fazla para kazanmak için ... ..
Genel prensipler
-... ..      Kendi başlarına bırakılan piyasalar sıklıkla verimsiz ve isteneyen sonuçlar doğururlar ve bu piyasa başarısızlıklarını düzeltmek için devlete bir rol düşer. Bireylerin önlerindeki teşvikleri sosyal getirilerle örtüştürmek için vergi ve düzenleme politikaları üretmek. (Elbette bunu yapmanın en iyi yolunun ne olduğu konusunda sıklıkla fikir ayrılıkları yaşanır. Öte yandan, bugün artık çok az sayıda insan finans piyasalarının tamamıyla serbest olması gerektiğine – bu piyasaların başarısızlıkları toplumun geri kalanına çok büyük maliyetler yüklemektedir- veya şirketlerin çevreyi sınırsızca yağmalama haklarının olması gerektiğine inanmaktadır) Eğer devlet işini iyi yaparsa, örneğinbir işçinin veya bir yatırımcının elde ettiği kazanç gerçekten de topluma yaptığı katkıya eşit hale gelir.
-Bunlar örtüşmediği zaman, bir piyasa başarısızlığı olduğunu, yani piyasaların verimli sonuçlar vermediğini söylebiliriz.
-Kişisel kazanımlar ve sosyal getiriler şu durumlarda iyi örtüşmezler: Rekabet tam olmadığında; ekonomide “dışsallıklar” olduğunda (bir kesimin davranışlarının diğerlerinin üzerinde olumlu veya olumsuz etkileri olmasına rağmen bu kesimin bu sonuçların karşılığını almaması veya bunun için ödeme yapılmaması durumu); bilgi eksikliği veya asimetrisi olduğunda (bir kişi piyasadaki bir alışverişle ilgili başka birisinde olmayan bir bilgiye sahip olduğunda);risk piyasaları veya diğer başka piyasalar bulunmdığında (hayatta karşılaştığımız risklerin birçoğu için sigorta yaptıramamamız gibi).
-Bu durumların biri veya birkaçı neredeyse her piyasada bulunduğu için piyasaların genel olarak verimli olduğunu varsaymak doğru değildir. Bu durum, devletin bu piyasa başarısızlıklarını düzeltmek için potansiyel olarak büyük bir rolü olduğu anlamına gelir. ... ..
-... .. Öte yandan, devlet yönetiminde yapılan bu hatalar bir tesadüf değildir. Finans sektörü, piyasa başarısızlıklarının düzeltilmemesi ve sektördeki bireysel kazançların toplumsal kazançların bu bireylerin  toplumsal katkılarının oldukça üzerinde kalmaya devam etmesi için siyasal gücünü kullanmıştır. ... ..
Piyasaları şekillendirmek
-.... .. Piyasalar rekabetçi olduğunda, sermayenin normal getirinin üstünde kâr elde etmesi sürdürülebilir olmaz. ... ..  
Piramidin en altından en üstüne para aktarımı
-... ..    en korkunç – ve son yıllarda en çok geliştirilen- rant arayışı türü, finans sektöründekilerin sömürücü borç verme ve kredi kartı uygulamalarıyla yoksul ve bilgisiz insanların sırtından çok büyük paralar kazanarak... ..
-... ..    devlet bu tarz faaliyetleri durdurmadı. bunun sebebi ortadaydı. Finans sektörü lobi ve seçim kampanyası faaliyetlerine büyük yatırımlar yapmıştı ve bu yatırımlar meyvelerini vermekteydi. ... ..
-... ..    çok daha yoksul insanlara kıyasla üst kesimdekilerin gelirlerinden ödedikleri vergi pay daha düşüktür. Böyle bir vergi sistemine azalan oranlı sistemi ..... ...
Rant arayışı
-... ..   “Rant” kavramı ilk olarak toprak gelirlerini tanımlamak için kullanılmıştı çünkü toprak sahipleri yaptıkları herhangi bir iş için değil sadece  mülkiyet sahibi oldukları için bu gelirleri kazanmaktaydı. ... .. “Rant” kavramı, daha çok, tekel kârlarını veya kartel rntlarını, yani sadece  tekel konumunda bulunmanın getirdiği kazançları içerecek şekilde genişletilmiştir.... ..
-Eğer devlet, örneğin şeker gibi herhangi bir malın sınırlı miktarda ithal edilme (kota) hakkını sadece bir şirkete verirse, bu hak sahipliğinden elde edilen ek kazançlar “kota rantı” adın almaktadır.
-Doğal kaynak zengini ülkeler, rant arayışı faaliyetleri konusunda kötü bir üne sahiptirler.  bu ülkelerde kaynaklara avantajlı koşullarda erişim sağlayarak zengin olmak, refah yaratarak zengin olmaktan çok daha kolaydır. Bu genelde eksi-toplamlı bir oyundur ve ülkelerin böyle zengin kaynakları olmayan diğer karşılaştırılabilir ülkelere göre ortalama olarak daha yavaş büyümelerinin nedenlerinden biridir.  (*Bu oyuna “doğal kaynakların laneti” denmektedir. Bu ülkelerin başarısız olmasının başka nedenleriş de vardır: Doğal kaynakların yönetimi zor olabilir – fiyatlar dalgalıdır ve döviz kurları aşırı değer kazanabilir)
-Böyle bir kaynak bolluğunun aslında yoksullara yardım etmek ve herkesin sağlık ve eğitim hizmetlerinden yararlanmasını sağlamak için kullanılabileceği gerçeği sorunun daha da rahatsız edici kısmıdır.
-Emek ve tasarrufları vergilendirmek insanları motive eden teşvikleri zayıflatabilir; tersine toprak, petrol veya diğer doğal kaynakların üzerindeki “rantların”  vergilendirilmesi bu kaynakları yok etmez.
-... .. en yüksek eşitsizlik oranlarına sahip ülkeler arasında doğal kaynak zengini ülkeler başı çekmektedir. Görünen o ki, bu ülkelerdeki azınlık bir grup insan (genelde siyasi gücü elinde bulunduranlar), rant arayışındaki diğerlerine göre daha başarılıdırlar ... ..
-... .. Rant arayışının bir başka yolu da bunun tam tersini yapmaktır: Devlete piyasa fiyatının üzerinde mal satmak (rekabet dışı tedarik). İlaç firmaları ve savunma sanayinde orduya iş yapan firmalar bu konuda ustadırlar. Açık devlet sübvansiyonları (tarımda olduğu gibi) veya gizli sübvansiyonlar (rekabeti azaltan ticaret kısıtlamaları veya vergi sisteminde gizlenen sübvansiyonlar) kamudan rant kazanmanın diğer yollarıdır. ... ..
... ..
-... .. Örneğin, günümüz Rus oligarşisinin birçok üyesi, devlet varlıklarını piyasa fiyatının altında satın alarak ve daha sonra tekel güçleri sayesinde kârlılıklarını devam ettirerek  zenginleşmişlerdir. ... ..
Siyaset: Kuralların konulması ve hakemlerin seçilmesini sağlamak
-“Adil” bir oyunda kazanmak bir şey, kazanma ihtimalini artıracak şekilde oyunun kurallarını yazabilmek başka bir şeydir. Hakemleri seçebimekse daha bile kötüdür. Bugün birçok alanda düzenleyici kurumlar sektörlerin gözetiminden sorumludur.  ... ..
-... .. Eğer düzenleyici kurumdakiler sektöre iyi hizmet ederlerse, devletten ayrıkldıktan sonraki kariyerlerinde bolca ödüllendirilirler.... ..
Devletin cömertliği
-... .. Devletin cömertliği,bazen kaynakların ucuza satılmasıyla değil, kuralların kârları artıracak şekilde yeniden yazılmasıyla gerçekleşir. ... ..
-....  .. Devletin verdiği tarım sübvansiyonlarının büyük çoğunluğu, insanların sandığı gibi yoksul çiftçilere ya da çiftçi ailelerine gitmez. ... ..
Piyasalar ve Eşitsizlik
Gelir dağılımının düzenlenmesinde devletin rolü
Büyük resim
-... .. Devlet, bugünkü eşitsizliğin ortaya çıkmasına iki şekişlde katkı yapmıştır: Vergi öncesi gelir dağılımındaki eşitsizlikten kısmen sorumludur ve bu eşitsizliği artan oranlı vergi sistemi ve sosyal programlar aracılığıyla “düzeltmek” için daha az çaba göstermiştir.
-Zenginler daha zenginleştikçe, daha adşl bişr ekonomi yaratmak için rantarayışı faaliyetlerini kıısıtlama ve gelirleri yeniden dağıtma girişimlerinden kaybedecekleri de artar. ... ..
Sorunun önemi
-... ..   Yüksek derecede eşitsizliğin olduğu toplumlar verimli işleyemezler; ekonomileri istikrarsız ve uzun vadede sürdürülemez olur. Herhangi bir çıkar grubu aşırı güç sahibi olduğunda, toplumun genel yararına değil kendi çıkarlarına çıkarlarına hizmet eden politikaları yürürlüğe sokar. Üllkenin en zenginleri kontrol ettikleri büyük çıkarları doğrultusunda siyasal güçlerini kullandıklarında, kamu gelirleri toplumun genel yararından çok siyasal güçlerini kullandıklarında, kamu gelirleri toplumun genel yararından ziyade az sayıoda kişinin menfaatiiçin kuyllanılmış olur.
-Ancak zenginler de bir boşlukta yaşamazlar. Kendi pozisyonlarını korumak ve mal varlıklarından gelir elde etmek için etraflarında işleyen bir topluma ihtiyaç duyarlar. Zenginler vergilere  itiraz ederler fakat vergiler, ülkenin büüyümesini destekleyecek yatırımların yapılmasına olanavk sağlar. Vergi gelirleridşğük olduğu için eğitinme yeterli yatırım yapılmadığında, şirketlerin zenginleşmek için ihtiyaç duyduğu parlak mezunlar yetiştirilemez.  Bu süreç en uç noktasına geldiğinde .... ..    
Yüksek eşitsizlik daha az verimli ve üretken bir ekonomi yaratır
Kamusal yatırımların azaltılması
-Günümüzün geçerli ekonomik prensipleri iktisadi büyümenin motoru olarak özel sektörün rolünü vurgulamaktadır. Bunun nedenini görmek kolaydır: Inovasyon denince aklımıza Apple, Facebook, Google gibi hayatımızı değiştirmiş birçok şirket gelir.
-Ancak bir de arka planda bulunan kamu sektörü vardır; bu şirketlerin başarısı, hatta ekonomimizin genel canlılığı ağırlıklı olarak kjamu sektörünün iyi işlemesine bağlıdır.
-Tüm dünya genelinde yaratıcı girişimciler bulunur. Farkı yaratan –bu kişilerin fikirlerinin gerçekleşmesini ve ürünlerinin piyasaya ulaşmasını belirleyen- devlettir.
-Herşeyden önce, devlet oyunun temel kurallarını koyar. Kanunları uygular. Daha genel olarak, toplumun ve ekonominin işlemesine izin veren fiziksel ve beşeri  altyapıyı sunar. Eğer devlet yolları, limanları, eğitimi ve temel bilimsel araştırmaları sunmazsa –ya da başkasının bunları sunmasını sağlamaz veya en  azından başkalarının bunları sunması için gereken şartları sağlamazsa-  o zaman alışageldiğimiz iş piyasası işlemez olur.
-İktisatçılar bu tür yatırımlara, temel bilgi kullanımı örneğinde geçerli olduğu gibi, herkesin yararlanabildiği malları ima ederek “kamusal mallar” adını verir.
-Modern bir toplum kolektif hareket gerektirir, yani, bu yatırımları yapmmak için ülkenin birlikte çalışmasını.
-Bu yatırmların ortaya çıkardığı genele yayılan sosyal getiriler herhangi bir özel yatırımcı tarafından  ele geçirilemez, bunları özel girişime bırakmanın yetersiz yatırıma yol açmasının nedeni de budur.
-ABD ve dünya, devlet finansmanıyla yapılan bilimsel araştırmalardan yüksek derecede yararlanmıştır.
-Devlet üniversitelerimizde yapılan araştırmalar ve ek tarımsal üretkenlikte geçmişte çok büyük artışlar getirmiştir. Bugün, devlet finansmanlı araştırmalar bilim teknolojisi devrimini ve biyolojideki gelişmeleri teşvik etmektedir. ... ..
-... .. Bu kritik yatırımları yapmaktaki başarısızlığımız kimseyi şaşırmamalıdır. Bu, toplumumuzdaki dengesiz varlık dağılımının bir sonucudur. Toplum varlık dağılmı açısından bölündükçe, zenginler de ortak ihiyaçlar için para harcamaya o kadar az gönüllü olurlar. ... ..
-Zenginler aynı zamanda güçlü devletten endişe duyarlar ... ..   Gelir dağılımını yeniden yapılandırmasını engelleyecek şekilde elleri kolları bağlı olan ve vergileri düşüremeyecek kadar bölünmüş bir devletimiz var.
Potansiyeli gerçekleştirmek: Fırsatların sonu
-... ..    Fırsat eşitliğini azalttığımızda, en değerli varlıklarımızdan birisini – insanlarımızı- en üretken şekilde kullanmıyor oluruz. Yosul ve orta sınıf ailelerin çocuklarının iyi eğitim alma fırsatlarının zenginlerin çocuklarına oranla nasıl çok daha zayıf olduğunu ... ..

-... .. yüksek gelirli yöneticilere sahip kâr amaçlı özel okullar, ... ..
Rant arayışı ve finansallaşmayla çarpıklaşmış ve daha kötü düzenlenmiş bir ekonomi
-... ..   En basit haliyle rant, toplumun geri kalanından rant arayanlara bir gelir aktarımıdır.  ... .. Temel kaynak israfı lobiicilikle ortaya çıkmaktadır: ... ..
-Pastadan daha fazla pay almak için sarf edilen bu çabaların bir yan etkisi, pastanın boyutunun küçülmesidir. ... ..
-... .. Rant arayışında sivrilen birey ve şirketler bolca ödüllendirilmektedir. ... ..
-Parlak gençler eskiden çeşitli çeşitli mesleklere ilgi duyarlardı: Bazıları, örneğin tıp, eğitim veya kamu hizmetinde olduğu gibi , diğerlerine hizmet etmeyi, bazı diğerleriyse bilgi sınırlarını genişletmeyi seçerlerdi. İş hayatına atılanlar hep olurdu, ancak krizden önceki yıllarda ülkenin en iyi beyinlerinin giderek artan bir kısmı finansı seçmeye başlamıştı. Bu kadar yetenekli insanın finansta çalışması sonucunda sektörde inovasyon olması şaşırtıcı olmamalıdır.
-Ancak bu “finansal inovasyonların” önemli bir kısmı düzenlemeleri atlatmak niyetiyle kurgulanmış ve uzun vadede iktisadi performansı düşüren gelişmelerdi.
-Bu tür inovasyonlar hayat standartlarımızı yükselten transistör veya lazer gibi gerçek buluşlarla karşılaştırılamaz.
-Finans sektörü ekonomimizdeki rant arayışının tek kaynağı değildir. Şaşırtıcı olan, sınırlı rekabet ve rant anlayışının ekonominin birçok anahtarı sektöründe yaygınlaşmış olmasıdır.   ... .. yüksek teknoloji (Microsoft gibi) ... .. İlgi çeken iki diğer sektör de sağlık ve telekomünikasyondur. İlaç fiyatları üretim masraflarının o kadar üzerindedir ki, ilaç şirketlerine bunların kullanılması için doktorları ve hastaları ikna etme yolunda çok yüksek paralar harcama olanağı tanır; bu miktar da o kadar yüksektir ki, ilaç şirketleri artık pazarlamaya araştırmadan daha fazla para harcamaktadırlar.
-Dahası adına, araştırma denilen aktivitenin önemli bir kısmı da rant arayışıdır; örneğin rakip şirketin satış rekorları kıran ilacının getirdiği kârlardan pay almak için üretilen “bende de var” ilaçlarının üretilmesi gibi. ... ..
-... .. Rekabet çok sınırlı olduğunda rekabetin reel etkisi genellikle israf olur çünkü rekabet içindekiler tüketiciyi kimin sömüreceğini belirlemek için birbirleriyle kavga ederler. ... ..

-... .. davaların sonucu genellikle konunun içeriğiyle değil cüzdanların kalınlığıyla belirlenmektedir. ... .. ve hatta bundan önce dava aılmasını önlemek için yapılan faaliyetlerde, çok büyük kaynak israfları ortaya çıkmaktadır. ... ..
-... .. Siyasetimizi yönlendiren yüzde 1’lik kesim, özel ve sosyal teşvikleri örtüştürme konusunda sadece yapması gerekenleri yapmayarak değil aynı zamanda da yapılmaması gerekeni teşvik ederek ekonomimizi dengesizleştirmektedir. Bankaların aşırı risk almasını teşvik eden ve sürekli tekrarlanan banka kurtarma paketleri en bariz örneği oluşturmaktadır. Ancak birçok kişi dış politikada ortaya çıkan  çarpıklıkların daha büyük bir maliyeti olduğunu savunmaktadır. Irak Savaşı’nın Başkan Bush’un bir diktatörü ortadan kaldırmaya kendini adamış olmasından daha inandırıcı bir nedeni olarak, Irak petrolünün çekiciliği gösterilebilir. (dahası bununla birlikte; Başkan YardımcısıRichard Cheney’in Halliburton şirketi de dahil olmak üzere, Bush’un arkadaşlarının kazanacağı kârlar)

-Savaşın getirilerine ağırlıklı olarak üst kesimdekiler sahip olurken, maliyetleri ise ağırlıklı olarak diğerleri üstlenir. En zengin yüzde 1’lik kesim nadiren askere gider. ... .. En zengin sınıf, savaş sonucu artan vergilerden fazla zarar görmez; bu maliyetler borç paralarla ödenir ve bütçe sıkıntısı ortaya çıktığında kesintiye uğrayanlar zenginlere yönelik ayrıcalıklı vergi uygulamaları ve çeşitli yasal boşluklar değil, orta sınıfların vergi indirimleri ve diğer sosyal programlar olur. ... ..
Tehlike altındaki bir demokrasi
-ABD’de ve diğer birçok ülkede devam eden eşitsiliğin soyut piyasa güçlerinin içinden kendiliğinden çıkmadığını, siyaset tarafından şekillendirilip derinleştirildiğini gördük. Siyaset ülkenin ekonomik pastasının nassıl bölüştürüleceğini belirleyen savaşın meydanıdır.Bu savaşı yüzde 1’lik kesim kazanmaktadır. ... .. seçmenlerin istekleriyle siyasal sistemin sundukları arasında büyük uçurumlar bulunmaktadır.  ... ..
Demokratik siyasal sürecin zayıflatılması
Seçim paradoksu ve seçmenlerin hayal kırıklığı
Güvenin zayıflatılması
-ABD, eşitsizliğin kontrolsuz şekilde yayılmasına göz yumarak sosyal sermayeenin yok olduğu ve sosyal çatışmanın ortaya çıkabileceği bir yolda ilerlemeyi seçmektedir. ... ..  Tabii ki, hayatı düzenlemenin başka yolları da vardır; polis devletleri gibi kurallar koyulabilir ve bunlara uymayanlar cezalandırılabilir. Bu “teşviklere” –daha doğrusu, tehditlere bağlı teşviklere- uyum üzerine inşa edilmiş bir sistemdir. Ancak bu tür toplumlar genellikle iyi işlemezler. Yasaları uygulayanlar tehditlerini gerçekleştirmek için aynı anda her yerde bulunamazlar. Dahası, kural ve düzenlemelerin adil olmadığına dairbir algı oluşmuşsa, bunları atlatma giirişimleri de mutlaka olacaktır. Kurallara uyumu sağlamanın maliyeti yüksek ve başarısı kısmi olacaktır. Üretkenlik düşük ve hayat çekilmez olacaktır.
-Demokratik alternatifse güven ve sosyal anlaşmayla birlikte farklı bireylerin hak ve sorumlulukları hakkında bir bilinç verir. Doğruyu söyleriz çünkü bu, doğru ve ahlâklı olandır –güven sisteminin çökmesi sonucunda diğerlerine yükleyeceğimiz maliyetin farkında olmak. Güvenin zedelenmesinin ekonomiye nasıl zarar verdiğini gördük. Fakat siyasette olup bitenler daha da kötü olabilir; sosyal anlaşmanın kopmasının demokrasimizin işleyişi üzerinde etkileri daha bile zararlı olabilir.
Adalet ve hayal kırıklığı
Güvensizlik, medya ve hayal kırıklığı
-... .. Bilgi donanmı yüksek vatandaşların bulunması, demokrasinin iyi işlemesi için önmelidir. ve bu da kandi içinde farklı bir medya gerektirir. ... .. Şu anda medya dünyasına yüzde 1’lik kesim hâkim durumdadır. Bu kesim, kritik öneme sahip medya kanallarını satın alacak ve kontrol edecekkaynaklara sahiptir ve bazıları bunu para kaybetmeyi göze alarak yapar; bu iktisadi konumlarını devam ettirmek için yaptıkları bir yatırımdır. ... ..
Seçme hakkının sınırlandırılması
Güçsüzleştirme
-... .. Seçimleri etkilemek amacıyla seçim bölgelerini düzenlemek bireylerin oylarının sayılmamasını daha olası kılar; seçim bölgelerinin sınırları neredeyse seçim sonuçlarını önceden belirleyecek şekilde çizilebilir.
Neden umursamalıyız?
Siyasal sistemimizin reformu
Demokrasimizin içinin boşaltılması
Küreselleşme, eşitsizlik ve demokrasi
-... .. Küreselleşme yüzde 1’lik kesim tarafından yönetildiğinde, aynı anda hem vergi yükümlülüğünden kaçma olanağı tanıyan hem de yüzde 1’e şirket içi pazarlıklarda ve siyasette avantaj sağlayan baskılar uygulanmasına izin veren bir mekanizma sunar. Bu nedenle sadece iş pozisyonları değil siyasette de artarak yurt dışından tedarik edilmeye başlanmıştır.  Bu eğilim ABD’ye özgü değildir.; bu küresel bir olgudur ve diğer bazı ülkelerde durum ABD’dekinden çok daha vahimdir.

-Bunun en bariz örneği aşırı borçlanmış ülkelerde ortaya çıkmıştır.. Borçlu ülkelerin kendi  geleceklerinin “kontrolünü” kaybetmeleri –gücü kreditörlere vermeleri- küreselleşmenin erken dönemlerinde başlamıştır. 19. yüzyılda, zengin ülkelerin bankalarına borcu olan yoksul ülkeler, işgal edilme veya bombalanma riskiyle karşı karşıya kalıyorlardı: Meksika, Mısır ve Venezüella böyle mağdur olmuştu. Bu, 20. yüzyıl boyunca devam etti. “1930’larda Newfoundland demokrasisis tasfiye edildi ve kreditörleri tarafından yönetilmeye başlandı. İkinci Dünya Savaşı sonrasındaysa tercih edilen araç IMF’ydi: Ülkeler fiilen ekonomik egemenliklerini uluslararası kreditörleri temsil eden bu kuruma devretmeye başladılar. ... ..
*Eşitsizliğin Bedeli / bügünün bölünmüş toplumu geleceğimizi nasıl tehlikeye atıyor? – Joseph E. Stiglitz

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder