4 Mayıs 2020 Pazartesi

intibah *

Gel ey fasl-ı baharân mâye-i ârâm ı hâbımsın
Enîs-i hâtırım kâm-ı dil-i ıztırabımsın**

Bahar günleri, bu köhne dünyada, genç delikanlının neşeli, sabahı gibidir. Bahar erişip toprağın her tarafı tazelik kazanınca, “Yuhyi’l arza ba’de mevtiha”(1) sırrı açığa çıkar. O kuru kuru ağaçlar, mahşere rastlamış gibi, yeniden can bulmaya başlar. Bir hâlde ki; tazeliklerine ibret gözüyle bakarsanız, vücutlarına akan hayatı görebilirsiniz. En üstündeki büyümeye bakılsa, âlemin her parçasında bir ruh ortaya çıkıyor sanılır. Öyle ki, kırların her yanına canlanmış ruhsal zevkler ya da ruh bulmuş bedensel zevkler yayılmış dense, abartılmamış olur.
İlkbaharın en büyük güzelliği, bol olduğu için ve alışıldığı için çok hor gördüğümüz çimenlerdir. Dünyada renklerin en yumuşağı olan yeşilden tatlı renk mi olur? Bahar mevsimindeyse sanki yeryüzünün her köşesi yeşildir.
(Hatta kendini insan sanan ama aslına bakılırsa, bitkiden tek farkı, istediği zaman istediği yere kendi isteğiyle gidebilme gücünden ibaret olan birtakım beylerimiz de ötede beride rast geldikleri hanımlarla yeşillenmeye çalışırlar.)

Hele bir kez çimenler açıklı koyulu renkleriyle toprağı sarmaya, bir kez bahar yağmurları yönelerek çimenlik üzerine dalgalar, menevişler oluşturmaya, bir kez kırların ötesinde berisinde yığın yığın çiçekler açılmaya başladı mı! Bir kez deniz dalgalanmaya ve rüzgâr, aheste aheste eserek suyun üzerinde temiz bir alındaki çizgilere benzeyen kırşıklıklar oluşturmaya başladı mı, ufak dalgacıklarla su kabarcıkları, rüzgârın önüne düşerek bir yere toplanmış ve etrafa saçılmış yasemen döküntülerini anımsatmaya yüz tuttu mu; kırları neşesinden dalgalanmaya başlamış kırlara benzetir.
Güller görüldükçe, sanılır ki birçok yeni yetişmiş taze, güzel fidan yabancıların bakışlarından kaçarak ağaç gölgelerine, yaprak aralarına saklanmış, ara sıra rüzgârı uygun buldukça saklandıkları örtülerinden çıkarak birbirleriyle dudak dudağa gelirler. Rüzgâr, düşmanlığa başlayıp ters taraftan esmeye başlayınca, yine köşelerine çekilir ve birbirlerine özlemle, yeniden kavuşma isteğiyle hafifçe gülüşürler.

(Doğa hayalciliğine çok alışkanlığımdan mıdır nedir; ben, gülden söz ettikçe bülbülü bir türlü unutamam. Aslında, güle âşık olmadığını bilirim. Ama zavallı kuşun sevdalı tavırlarına baktığımda, o ufacık yüreğinde ne büyük bir aşk olduğuna inanmaktan kendimi alıkoyamam.
... ..
Mahpeyker, bunları söylerken, Ali Bey’in yüzünde oluşan aşırı utanç ve dargınlığa göz ucuyla dikkat ederek kalbinin heyecan içinde, her türlü etkiyi kabul edebileceğini anlayarak bir dakikacık sustuktan sonra, yine söze başlayarak mahzun mahzun:

“Ben, bir parça yüzüne bakılacak gibiysem, Allah’a emanet siz de ay parçası gibi bir delikanlısınız! Sizin bana eğer meyliniz varsa, ben de size tutulabilirim. Sonra hâlimiz nereye varır?” deyince, Ali Bey’in bütün gücü uçup gitti. Zavallı çocuk, bulunduğu yere yığılmamak için, yanındaki ağaca dayandı. Heyecanından yüzüne gelen sarılıkla, balmumundan dökülmüş resim gibi dona kaldı.
... ..



**Gel, ey ilkbahar mevsimi sen benim, eğlencemin ve rüyalarımın kaynağısın.
Fikirlerimin  en yakın dostu, ıstırap dolu gönlümün neşesisin.
            (1)Yeryüzünü ölümden sonra o canlandırır. (Rûm Sûresi 19. Âyet)

*intibah & Namık Kemal

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder