23 Ağustos 2016 Salı

Doğu Ekspresinde Cinayet *

-Roman, bizlerin aşina olduğu coğrafyada başlıyor. İnsan okudukça Osmalı’nın son döneminde kurgulanmaya başlanan oyunları sergileyen aktörlerin oralarda ne aradığını ve günümüzde de etkilerini  devam ettirmekte olunan senaryoların ilk bölümlerinin o dönemlerde planlandığını, oyunun halen devam etmekte olduğunu teyid ediyorsunuz.
Agatha Christie’nin eserlerinin kalitesini sorgulama ya da bir cinayet romanının nabız yükseltensatırları arasında dolaşırken aynı zanada dünü ve bugünü de sorgulamak ihtiyacı duyabliyoruz. Ksa alıntıları paylaşalım:
Toros ekpresnde önemli bir yolcu
Suriye’ de bir kış sabahı, saat sabahın beşi
-. ... .. Sonra bu Belçikalı yabancı gelmişti hem de görüldüğü kadarı ile İngiltere’den. ... ..
-... .. Yok mösyö, Sizin dışınızda yanlızca ikiş yolcum daha var. İkisi de İngiliz. Biri Hindistan’dan gelen albay, diğeri ise Bağdat’tan gelen ilginç  bir İngiliz hanımefendi. ... ..
Tokatlıyan Oteli
-... ..Her ikisi de Amerikalı dedi. ... ..
-... .. On üç kişi vardı. ... .. Bunlardan biri İtalyan’dı. ... .. tam karşısında oturan İngiliz’in yüzünde ... ..
-Prenses Dragomiroff... .. kendisi Rus
-... .. Pariot onun Alman ya da İskandinav olabileceğini düşündü ... ..
-... .. Sanırım Macar Elçiliği’nden. Hoş bir çift. ... ..
Karanlıkta bir çığlık
Cinayet
Bir kadın

Maniki Dünya *

İslam coğrafyasının kanlı yüzyılı siyasi olaylar, aktörler ve oyunlar
Kitabın arka yüzündeki tanıtım bölümünde; “Hüsnü Mahalli’yi atv haber yılarından, yani 20 yıldır tanırım sözleri ile başlıyo Ayşenur Aslan. BU süre boyunca, Türkiye’nin ve dünyanın nice halne tanıklık ettik. O tanıklıklarla tarihin müsveddesini tuttuk. Bir yandan da sayısız meslekdaşımızın, tarihin çöplüğüne gömüldüğünü seyrettik. Gerçek yerine iktidarın,paranıngücün yanında olmayı seçmişlerdi. Gördüklerini görmemeyi ve susmayı tercih etmişlerdi.İşte böyle bir Türkiye’de, gün geldi, birlikte program yapmaya karar verdik. Ama sadece Türkiye’yi değil, dünyayı konuşacaktık.İyi de hangi dünyayı? Maniki, Çingenecede “hahpe” anlamına geliyor. Yunanca da ise “belalı”... Öyle ya da böyle , maniki, dünyanın her köşesindeki yoksulların isyanı gibi. Programımızın adını da bu yüzden MANİKİ DÜNYA koyduk.  Bu yaşlı gezegenin ve özellikle bu zavallı coğrafyanın insanlarını anlatmak, onların haline tercüman olmak istedik. Hüsnü Mahalli, dünyanın en yoksul ülkelerini gezip tanımış, onlardan birinde doğmuş ve şimdide “ir dünya vatandaşı” olarak Türkiye’nin tradejisini paylaşan bir gazeteci.Onun anıları elbette isyanın da sesi olacaktır.
Tanıtımın devamında ise “Arabistanlı Lawrens 100 yıl önce Ortadoğu’nun haritalarını çizdi.... Maniki dünyanın bir yerinde. İslam coğrafyasında. “Müslümanım “ diyenlerin İslamın “yapma” dediği her türlü rezilliği yaptığı topraklar. Hıra, şehvetle ve gaddarlıkla. Daha fazla kan, acı ve gözyaşı kimin umumrunda? Saddam, Mübarek, Alyev, Elçibey, Kaddafi, Hariri, Arafat, Kral Hüseyin. Butaflika, alabani, Barzani, Ahmedinecad, Hatemi, bab ve oğul Esad’lar, Koçaryan, Petrosyan, ve diğerlerinin hikâyesi.... Hepsiyle konuştıum. Birçok ülke ve bir  kadar savaş... Gidip gördüm. Hikayeler anılar. Maniki dünyayı anlatmak için. Oturup yazdım.işte. Dünya maniki olmasın diye.
-Kitap 299 sayfa. temel özelliği Osmanlı çöküşünün başladığı yıllardan itibaren acını hakim olduğu Arap coğrafyası ve çevresindeki topraklarda günmüzde de giderek artan acıların arka planına ışık tutuluyor. Televizyonlarda izlediklerimizin (bayramlaşma sahneleri, patlamalar, yokluk ve sefillik arasına sıkışmış insanlığın acınası haline film seyreder gibi bakmak durumunda kalışımız... ...  aslında Osmanlı’nın son dönemlerinde hazırlanan senaryoların nasıl sahnelendiği kannati ile bugünü anlamaya çalışıyorsunuz.
Hüsnü Mahalli aslında duruma isyan eden içten ve çığlıkları ile farkındalık ortaya çıkarmayaçalışıyor.
Kitapta en çok dikkat çeken özellik; coğrafi uzaklıklarına rağmen daha 19. yüzyılın başlarında batılı yabancıların

15 Ağustos 2016 Pazartesi

Diyalog İhaneti *

-Kitabın arka kapağındaki tanıtımda; “Dinlerarası Diyalog, iddia ve zannedilidğinin aksine, İslam süzgecinden geçemeyecek durumdadır. İddialar saptırmadır. İslami ve milli olana ihanet şeklindeki bu haliyle Dinlerarası Diyalog, Türk Milleti’nin ve diğer Müslüman âleeminin hiçbir derdine deva olmayacak bir anlayıştır. Aksine iman ve maneviyat bunalımı yaratacak ve geleceği tehlikeye sokacak görünümdedir.
Bu hareketin gerçek yüzü, Papa’ya sunulan bir güven mektubundan ibarettir. Arka yüzü Vatikan’a bakan bu projenin ön yüzü, Müslüman’ı ehlileştirme (!) yahut etkisizleştirme, daha da Türkçesiyle iğdiş etmedir. Hristiyan’a hoşgörü, Müslüman’a tuzak şeklinde gelişen bu diyaloğa, olanları göz önüne alarak, Hristiyanlığı Müslüman’a sevdirme faaliyeti olarak da bakabiliriz. Bu faaliyette Hz. İsa, etrafında bütünleşmemiz istenecek kadar hep ön planda ve gündemde, Hz. Muhammed’in adı bile geçmemektedir.
Neresinden bakılırsa bakılsın Dinlerarası Diyalog, Müslüman için bir çıkmaz sokaktır.
Müslüman taraftan hareketi yürütenlerin ve alkışçılarının, “Bu yeni İslâm tefsiridir”,  “Küreselciliğe uygun bir İslam ifadesidir” iddiaları, ihaneti gizleme, allayıp pullama ve cilalama teşebbüsünden başka bir şey değildir.
“Değişime karşı çıkanların Diyaloga karşı çıktıkları” safsatası ise, bir savunma mekanizmasından ibarettir” ifadeleri yer alıyor.
-Kitap 2006 basımlı. Günmüzde olan biteni anlamak isityenlerin bir başka pencereden bakabilecekleri kitaptan kısa alıntıları paylaşalım.
-Kitabın önsözünde “... .. İslam din olması hasebiyle ve tabiatı icabı, yayılmak, başka insanları yuvasına kabul etmek ister. ... ..   Başka din mensuplarıyla birlikte yaşamanın imkânlarına yer verir ve bu işin de ilkelerini ve zengin bir tarihi tecrübesini barındırır.
Başta Hristiyanlık, diğer dinler, iletilme, ilişki kurma, kendini ifade etme ve insan kazanma hakkına sahip değil midir? Elbette aynı hak onlar için de geçerlidir. Ancak bu hak kötü kullanılmamalıdır. Yine metot ve usül önemlidir. Samimiyet ve açıklık olmalıdır. ... .. Sonra sadece dinî olanda kalmayıp, millî ve sosyal bütün meseleler işin içine girince “duruş” daha da önem kazanır. Görünüşün arkasında, görünmeyenlerin cereyan ederek, neticeyi onların veya

10 Ağustos 2016 Çarşamba

Cemaat’in Siyasetle Sınavı & Ben Böyle Gördüm *

-Fehmi Koru; Nisan 2016 basımlı kitabında, yakın tarihimize ve gelecek günlere ışık tutmaya çalışıyor. Anlamakta güçlük çektiğimiz olaylar anlatılıyor. Yine de ne oldu / ne oluyor sorularının cevapları / yorumu okuyucuya bırakılıyor.

-Kitabın son bölümlerinde yapılan analizlerde; kitaba konu olan taraflar ayrı ayrı değerlendiriliyor.... .. buna ilave olarak tarafların arka planında onları yönlendirenler manuple edenler  olabileceği imaları .... .. tarihleriyle birlikte sunulan somut olaylar okuyucunun aklındaki soruları daha da artırıyor... ..
-Kitabının arka kapağındaki tanıtım bölümünde “Türkiye’nin son döneminde hemen herkesi içine çeken en önemli olay nedir? sorusunun cevabı belli: Kendisini “Hizmet hareketi” olarak tanımlayan, yakınında duranların ‘Cemaat’ diye andığı, içinde yer alanların bir ara ‘Camia’ adını kullanıma sokmak istediği, karşı çıkanların ‘paralel yapı’. hakkında dava açanların ‘FETÖ örgütü’ sıfatını uygun gördüğü oluşunmla mücadele...
-Elinizdeki bu kitapta okuyacaklarınız bir gazetecinin tanıklıkları...
-Bir yanda, kendim ‘içinde’ yer almadığım halde, başlangıcı sayılabilecek günlerden bugüne yaşadığı inişli çıkışlı dönemlerinin hepsini başkalarına göre olağanüstü yakından gözettiğim bir toplumsal hareket Cemaat...
-Öte yanda kuruluş,iktidara geliş ve orada kalış dönemlerini en az öteki hareket kadar yakından izlediğim bir siyasi örgüt AK Parti...
-Dünümüzü, bugünümüzü ve muhtemelen  yarınımızı da meşgul edecek bir kavganın tam ortasında, yıllar içerisinde tanığı olduğum olayları anlatıyorum.
-Kitabın adından da ilan ettiğim gibi ‘Ben böyle gördüm’ ve onu anlatıyorum.
Şahsi gözlem veya bizzat tanıklıkla ilgisi olmayan bölümleri bile, gözlemlerime ve tanıklıklarıma dayalı değerlendirmelerdir.
-Herkes benim bu kitapta anlattıklarımdan hareketle kendi değerlendirmelerini yapabilir ve sizin varacağınız sonuçlar benimkilerden farklı olabilir.

16 Temmuz 2016 Cumartesi

Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler *

Kitap 2004 basımlı. Dönemin bakış açısını yansıtmakla birlikte devam eden süreç ve gelecekte olacakları da anlamız için hazırlanmış. Arka yüzündeki tanıtımda; “... .. seksen yıl önce Osmanlı vatandaşı olan, günümüzde imparatorluktan miras en büyük Türk kitesidir. Bugün yaşadıkları topraklar kan içinde. Ülkeleri ve komşumuz Irak, işgal altında. Siivil halk, kendi topraklarında sürgün ve düşman görülmenin acısını yaşıyor. Irak Devleti bütün kurum ve kuruluşlarıyla yıkıldı.
Türk-Irak İlişkilerinde Türkmenler, Amerikan saldırısıyla dünyanın gündemine oturan Irak’taki Türkmenleri masaya yatırıyor:
*Irak’ın yeni siysi yapuılanması nasıl olacak?
*Irak üniter devlet olarak mı kalacak, özerk bölgelere mi ayrılacak?
*Irak’ta federasyon mu kurulacak, kurulacaksa bu nasıl bir federasyon olacak?
*Türkmenler tüm bu yeniden yapılanma süreci içinde nerede ve nasıl duracak?
-... .. kaynayan kazan Ortadoğu’da hep gözardı edilen, hakları çiğnenen ve Irak’ta “üçüncü asli unsur” olmak için mücadele veren Türkmenlerin geçmişini, bugününü ve gelecek hedeflerini ... ..  “ vurguları yapılıyor.
Kitaptan kısa alıntıları paylaşalım:
-... .. Necef, Nasırıye, Amara, Kerbela, Kut ve Basra’da ... ..
-Irak’ın kuzeyi, Türkiye’nin güneydoğu komşusudur. Güneydoğu, Türkiye’nin yumuşak karnı, en hassas bölgesidir; Cumhuriyetin ilk yıllarından b eri bu özelliğini korumaktadır ve Türkiye’nin bu konudaki hassasiyeti de sürüp gitmektedir.
-Son yirmi yılda Türkiye Cumhuriyeti Devleti hep güneydoğudan saldırıya uğradı. Bu saldırılarda Türkiye 40 bin can vedri, ... .. Sabıkalı bölücü çetelerinson kalıntıları bugün hâlâ  Irak’ın kuzeyinde yuvalanmaktadır. Dolayısıyla Irak’ta olup bitenler öncelikle Türkiye’yi ilgilendirir; oradaki gelişmeler Türkiye için hayati önemdedir. Nihayet bu coğrafya bizim coğrafamızdır., herkesten ziyade Türkiye’yi ilgilendirir... Gelişmeleri uzakatan uzağa izlemeye çalışıyoruz.
...  .. Türkiye’nin Irak politikasının iki temel sütunu Türkmenlerin güvenliği ve geleceğidir. Kitabın konusu da budur: ... ..

15 Temmuz 2016 Cuma

Beni Hiç Anlamıyorsun! *

kadın-erkek iletişiminde sorunlar ve çözümleri
-Deborah Tannen; eserinde i,İnsanların ruh hallerini,
-Kadın ve erkeğin konuşmalarında kullanılan kelimeleri nasıl algıladıklarını,
-Bu algılamalardaki farklılıkları örnekleri ile anlatıyor
-Aslında karşı tarafı anlamamızın çok da zor olmadığına ilişkin ip uçları veriliyor.
-Kadın ve erkek ... ..  ortak noktamız insan olmak ... ..   ancak zihinlerimiz ... .. doğum öncesi süreçlerden de başlayarak, çocukluğumuz, ergenlik ve sonrasında yüklenen algıların / yazılım ve kodların etkisinde ... ..
-... .. yazılımlar farklı algılarımızın farkına varmak yetmiyor... ..
-Karşı tarafı daha iyi anlayabilmemiz için olgunlaşmamız da gerekiyor... ..
-Kitabın arka yüzündeki kısa tanıtım; okumamız içinyeteri kadar gerekçe sunuyor bizler; “Kadın-erkek iletişiminde, hiçbir yere varmayan atışmaların ardından ezici sessizliklerle sürüp gidiyor.
Sosyal dilbilim profesörü Deborah Tannen, ilişkilerimizi savaş alanına çeviren ve iki tarafta da derin yaralar açan üslup ve yorum farklılıklarını inceliyor. Nükteli ve aydınlatıcı ifadesiyle, bir kadınla bir erkeğin neden aynı konuşmadan söylenenler hakkında bambaşka düşüncelerle ayrıldığını açıklıyor.
Farklılıkların sosyo-kültürel sebep ve sonuçlarını çarpıcı örneklerle ortaya koyan yazar, bir yandan da anlaşmazlıkları kontrol altına alıp daha iyiiletişim kurmanın yollarını gösteriyor,” deniliyor.
-Kitaptan kısa bölümleri paylaşalım:
-... ..   Ne zaman kadınlarla erkeklerin konuşma tazrlarındaki farklılıklar hakkında yazı yazsam ya da bundan söz etsem, ortalıkta kıvılcımlar uçuşmaya başlıyor. Birçok kişi söz alarak, söylediklerimin doğru olduğunu, bunun kendi dneyimlerini de yansıttğını söylüyor. Kaygılarının ortak dert olduğunu öğrenince rahatlıyor ve kendilerinde, hayat arkadaşlarında ya da ilişkilerinde büyük bir sorun olmadığını anlıyorlar.
-Hayat arkadaşlarının konuşma tarzını her zaman kişisel bir kusur olarak yorumlamış olmalarına karşın, artık onu farklı bir sistemi yansıtan çerçeve olarak görmeye başlayabiliyorlar. Hayat arkadaşlarının yıllardır eleştirdiği kendi

11 Temmuz 2016 Pazartesi

Eşitsizliğin Bedeli *

-Kitabın arka yüzünde yapılan tanıtımda; “Dünyanın en etkili birkaçiktisatçisi arasında gösterilen ve 2001’de Nobel İktisat Ödülü’nü kazanan Joseph Syiglitz, Eşitsizliğin Bedeli’nde gelir gelir eşitsizliği konusuna önemli bir katkı yapıyor. ABD’de ortaya çıkan 2008 Krizi’ni ve dünya geneline hakim olan Büyük Durgunluk’u sade bir dille ve derinlemesine açıklayan Stiglitz, kendi deyimiyle, yüzde 1’lik kesimin devleti , yargıyı ve demokratik süreci ele geçirerek yüzde 99’un üzerinde nasıl egemenlik kurduğunu kapsamlı şekilde ele alıyor.
ABD’de 1980 sonrasında artan eşitsizliği ve bunların yarattığı sorunları inceleyen kitap, Türkiye için de geçerli olacak önemli saptamalarda bulunuyor, ip uçları sunuyor: sermaye , toplumsal kutuplaşma, rant arayışları, algı mühendisliği, ortaya çıkan büyük güven problemi, demokrasilerde paranın nasıl bu kadar güçlü hale gelebildiği, bir CEO’nun aylık kazancıyla ortalama bir işçinin kazancı arasındaki inanılmaz uçurum, artan yoksulluk, fırsat eşitliğinin kaybolması, isyanlar...
Finanas piyasalarının işleyişine, aşırı kâr arzusunun doğurduğu büyük toplumsal yarılmaya, gelecekte artacak sorunlara dikkat çeken Eşitsizliğin Bedeli kapitalizm, siyaset, sermaye ve eşitsilik ilişkisini anlamak için önemli bir kaynak. “ , ifadeleri bulunuyor.
Kitaptan özellik arz eden kısa alıntıları paylaşalım:
-Sunuş bölümünde; “... ..  dolaylı yolardan da olsa, Türkiye’nin son aylarda kendini içinde bulduğu sonu belirsiz sosyal, iktisadi ve siyasal süreçlerin vahameti hakında önemli ipuçları da veriyor.... ..     toplumsal kutuplaşmayı, rant arayışlarını, algı mühendisliğini, azınlık bir kesimin devleti, yargıyı ve demokratik süreci ele geçirişini ve bunun yarattığı güven kaybını tartıştığı sayfalarda... .. en azından “yanlız olmadığımız” hissini veriyor. ... ..
-... .. artan eşitsizliğin sonucunda orantısız olarak güçlenen sermaye sahipleri - ... .. yüzde 1’lik kesim- kâğıt üzerinde savundukları serbest piyasa ideolojisinin aksine piyasaları verimsizleştiren rantlar üzerinden kârlarını artırmaya çalıştılar. Bunun için finans piyasalarındaki düzenlemeleri kaldırdılar; para ve maliye kurum ve politkalarını kontrol etmeye başladılar; halkın, politikacıların ve hatta yargı mensuplarının bu konuları algılayış biçimlerini şekillendirdiler. Sermayenin, devleti ve egemen ideolojiyi ele geçirmesiyle birlikte, elde ettiği rant gelirleri