31 Ağustos 2022 Çarşamba

Savaş ve Barış *

 

Eserimin ilk bölümünü yayımladıktan sonra bazı okuyucular bana dönemin karakterlerinin yeterince belirgin olmadığını söyledi. Bu siteme şöyle bir itirazım olabilir. Romanımda bulamadıkları o dönem karakterinin ne olduğunu biliyorum: Serfliğin dehşeti, kadınların dört duvar arasına kapatılması, ergenlik çağındaki çocukların kamçılanması, Saltıçiha(2) vs. Hatıralarımızda hâlâ canlı olan bu karakteri doğru bulmadığım için dile getirmek istemedim. Mektupları, günlükleri, hikâyeleri incelerken bu kargaşa içinde yaşanan dehşet bana, bugünün ya da herhangi bir dönemin dehşetinden fazlaymış gibi gelmedi. O dönemde de aynı şekilde seviliyor, kıskanılıyor, gerçeğin ve erdemin peşinde koşuluyor, tutkulara kapılınılıyordu; düşünsel ve ahlâki hayat aynı şekilde karmaşıktı, hatta yüksek çevrelerde kimi zaman bugün olduğundan daha incelikliydi. Zihnimizde o dönemin karakterini keyfiyet ve kaba kuvvete dayalı olarak canlandırmamızın tek nedeni hikâyelerde, anılarda, söylentilerde, öykü ve romanlarda, günümüze kadar sadece şiddet ve kargaşa olaylarının aktarılmasıdır. O dönemin baskın karakterinin kargaşa olduğu sonucuna varmak, bir tepenin ardında durduğu için sadece ağaçların üstlerini gören bir kişinin, baktığı bölgede ağaçtan başka bir şey olmadığı sonucuna varması kadar yanlıştır. O dönemin de (her tarih kesitinde olduğu gibi) en üst çevrenin diğer toplum kesimleriyle arasındaki uçurumun, egemen olan felsefenin, eğitim özelliklerinin, Fransızca kullanma alışkanlığının vs. doğurduğu bir karakteri var. Elimden geldiğince yansıtmaya çalıştığım bu karakterdir işte.

(3)Rusça bir kitapta Fransızca kullanmak. Neden kitabımda sadece Ruslar değil Fransızlarda bazen Rusça bazen Fransızca konuşuyor? … … Napolyon’un kâh Rusça Fransızca konuşmasını çok saçma bulanların, aslında bunu saçma bulmalarının tek nedeni bir tabloya baktıklarında ışık ve gölgeyle resmedilmiş bir insanı değil, onun yanındaki siyah lekeleri görenlerden farklı olmalarıdır, … ..

… ..

Ama sanatçı tarihi kişi ve olaylar hakkında halkta oluşan fikrin hayal gücüne değil, tarihçilerin

mümkün olduğunca sınıflandırdıkları tarihî belgelere dayandığını unutmamalıdır; dolayısıyla sanatçı da bu kişi ve olayları bir şekilde halka sunarken, tarihçinin yaptığı gibi tarihî materyallerin ışığında hareket etmelidir. Romanımın hiçbir yerinde, tarihe mal olmuş kişilerin konuşmalarını ya da eylemlerini kendim uydurmadım ve materyal olarak, çalışmam sırasında sayıları bütün bir kütüphaneyi dolduracak kadar artan, isimleri burada sıralamaya gerek görmediğim, ama gerekirse her zaman referans gösterebileceğim kitaplardan faydalandım.
… ..

Güzel bir gecede, ay ışığında,

Mutlu hayaller kurmak kendi kendine,

Hiç kimse var mı dünyada,

Seni düşünen diye!

Güzel elleri

Altın arpın üzerinde dolaşan,

Tutkulu ezgisi

Seni kendine çağıran!

Bugün ya da yarın her yer cennet olacak …

Ama, ne yazık! Dostum o güne çıkmayacak!

*Savaş ve Barışı  &  L.N. Tolstoy

… ..


Piyer dudaklarında kayıtsız, neşeli bir gülümsemeyle “Peki benim hakkımda ne konuşacağız?” dedi. “Ben neyim ki?... ..Yüzü bir anda kıpkırmızı kesildi. Bunu söylemek için büyük bir çaba harcadığı açıkça görülüyordu…” …  İşin doğrusu…” Ama “doğrusunun” ne olduğunu söylemedi. ”Şimdilik boştayım ve halimden memnunum. Neye başlayacağımı bilmiyorum. Size danışmayı  ciddi ciddi düşünüyordum.

Prens Andrey şefkatli gözlerle ona baktı. Ama bu dostça, nazik bakışlarda kendi üstünlüğünün farkında olduğunu belli eden bir ifade vardı.

“Benim için, özellikle bizim çevrede gerçek hayata bağlı tek insan olduğun için çok değerlisin. İyi bir insansın. Ne istiyorsan onu seç; hiç fark etmez. Her yerde başarılı olursun. ama tek bir şey söyleyeyim;: Şu Kurginlere gitmeyi bırak, bu tür bir yasamdan vazgeç. Bu safahat, bu saçmalıklar, bütün bunlar… sana hiç yakışmıyor. …

… .. 

Kontes dinlemiyormuş gibi davranan kızlardan uzaklaşıp misafire doru eğilerek “Neden bu delikanlı için zengindir diyorsunuz? Kontun bütün çocukları evlilik dışıdır.. Sanırım… Piyer de gayrımeşru.

… ..

“Sanırım yirmi tane gayrımeşru çocuğu var.”

… ..”İşin aslı Kont Kiril Vladimiroviç’in ünü malum… Çocuklarının sayısını kendisi bile unuttu ama Piyer’i severdi.”

… .. Anna Mihoylovna “Artık çok değişti, “dedi. “Şunu söyleyeyim, diye devan etti.” “Prens Vasili karısı sayesinde tüm servetinin doğrudan mirasçısıdır. ama Piyer’ibbası çok severdi, eğitimiyle ilgilendi, hükümdara yazdı… Bu yüzden ölecek olursa (durumu o kadar kötü ki her an olabilir, Lorrain de Peterburg’tan geldi) bu büyük servetin Piyer’e mi Prens Vasili’ye mi kalacağını kimse bilmiyor.  Kırk bin can ve milyonlar. Bunu çok iyi biliyorum çünkü Vasili kendisi söyledi bana. … ..

… ..


Prenses Marya odasına yüzünden pek eksilmeyen ve çirkin, hasta görünümlü yüzünü daha da çirkinleştiren üzgün, korkmuş bir ifadeyle döndü. … ..Mektup prensesin en yakın çocukluk arkadaşından geliyordu; bu arkadaşı Rostovlar’daki isim gününe katılmış olan Julie Karagina’dan başkası değildi.

Julie Şunları yazmıştı:

Sevgili ve eşsiz dostum, ayrılık ne kadar korkunç ve berbat bir şeymiş! Varlığımın ve mutluluğumun yarısının sizde olduğunu, bizi ayıran uzaklığa rağmen kalplerimizin birbirine kopmaz  bağlarla bağlı olduğunu kendi kendime ne kadar söylersem söyleyeyim avuntu bulamıyorum.; kaderime isyan ediyorum, çevremi saran zevk ve eğlenceye rağmen ayrıldığımız günden beri kalbimin derinliklerinde saklı hüznün üstesinden gelemiyorum. Neden geçen yaz olduğu gibi sizin büyük çalışma odanızdaki mavi kanepede, o sırdaş kanepede birlikte değiliz? Neden o kadar sevdiğim ve şu anda size yazarken karşımda görür olduğum, o sakin ve etkileyici bakışlarınızdan bana moral verecek yeni bir gücü üç ay önce aldığım gibi alamıyorum? 

… ..

… .. “Sizin Almanlar, strateji denilen yeni bilimle Bonaparte’la savaşmayı size nasıl öğrettiler?

… .. Güney ordusu ne yapacak? Prusya tarafsız… bunu biliyorum. Ya Avusturya? … .. “Ya İsveç? Pomereanya’yı nasıl geçecekler?” … ..

Babasının ısrarını gören Prens Andrey önce isteksizce ama sonra heyecanlanarak ve konuşmasının ortasında Rusçadan Fransızcaya geçerek tasarlanan seferin harekât planını anlattı. Doksan bin kişilik  bir ordunun tarafsızlıktan vazgeçirmek ve savaşa sokmak için Prusya’yı tehdit edeceğini, bu ordunun bir bölümünün Strsund’da İsveç ordusuyla birleşeceğini, iki yüz yirmi bin Avusturyalının yüz bin Rusla birleşerek İtalya ve Ren’de harekete geçeceğini , elli bin Rus ve elli bin İngiliz'in Napoli’ye çıkarma yapacağını ve toplam beş yüz bin kişilik bir ordunun farklı yönlerden Fransızlara saldıracağını söyledi. … ..

… ..


Rus birlikleri 1805 yılının Ekim ayında Avusturya Arşidükalığı’nın köylerini, kentlerini işgal etmişlerdi ve Rusya’dan gelen yeni alaylar Branau Kalesi yakınlarına yerleşerek o bölgede yaşayanların hayatlarını daha da zorlaştırıyorlardı. Başkomutan kutuzov’un genel karargâhı da Branuau’daydı(33*). … ..

… ..

(33)(sf.236)Napolyon ordusu, Ulm önlerinde kazandığı zaferden sonra Avusturya’nın içlerine doğru ilerlemiş ve

Kasım ayında Viyanayı işgal etmişti. Napolyon sa imparatorun Schönbornn’daki sarayına yerleşmişti. Kont Rudolf Vrbna (1761-1823) Napolyon’un Viyana’yı almasından sonra Avusturya yönetiminin Fransızlarla yaptığı müzakerelerde yer alan bir devlet adamıydı.









(33)(sf.236)Napolyon ordusu, Ulm önlerinde kazandığı zaferden sonra Avusturya’nın içlerine doğru ilerlemiş ve

Kasım ayında Viyanayı işgal etmişti. Napolyon sa imparatorun Schönbornn’daki sarayına yerleşmişti.

Kont Rudolf Vrbna (1761-1823) Napolyon’un Viyana’yı almasından sonra Avusturya yönetiminin

Fransızlarla yaptığı müzakerelerde yer alan bir devlet adamıydı.


(76)(sf.260)Prens Murat’ya. Schöbornn, 25 Burumaire 1805, sabah saat sekiz.

Duyduğum memnuniyetsizliği size anlatacak kelime bulamıyorum. Siz sadece benim kuvvetlerime

komuta ediyorsunuz ve emrim olmadan ateşkes yapma hakkınız yol. Seferin kuvvetlerini kaybetmeme

neden oluyorsunuz. Derhâl ateşkesi bozun ve düşman üzerine yürüyün. Bu teslim olma kararını

imzalayan generale de böyle bir hakkı olmadığını , sadece Rusya imparatorunun buna hakkı olduğunu

bildirin. Bununla birlikte, Rus imparatoru behsi geçen anlaşmayı tasdik ederse ben de ederim; ama bu

sadece bişr aldatmaca. İlerleyin. Rus ordusunu imha edin… mühimmatını ve toplarını alacak

konumdasınız.

Rus imparatorunun yaveri tam bir … Subaylar yetkileri olmadıkları zaman bir hiçtir: Bunun da yok…

Avusturyalılar, Viyana Köprüsünü geçerken onları aldatmamıza izin verdiler, siz de imparatorun

yaverinin sizi aldatmasına izin veriyorsunuz. Napolyon


.. .. Öncü birliklere hükümdarın teşekkürü bildirilmiş, … .. askere çifte votka tayını verilmişti. (s.384) … .. Aleksadr’ın şerefine … .. 

(s.387)üç imparator savaşı da denilen Austerlitz Savaşı’nın kaybı, yan dünya tarihi okunun insanlık tarihi kadranının üzerinde ağır bir hareketi oldu. … ..

… ..

“Kobelnitz ve Sokolnitz arasındaki düşman mevzilerin salsırı planı, 20 Kasım 1805”

Plan çok karışık ve zordu. Planın aslı şöyleydi.(s.392)

… ..

Düşman ordusundaki bağrışmaların ve ateşlerin medeni Napolyon’un emri birliklere okunurken

imparatorun açık ordugâhları atıyla vbizzat dolamasıydı. İmparatoru gören askerler saman demetlerini

yakıp, “Vive I’emperetur!” çığlıklarıyla peşinden koşmuşlardı. Napolyon’un emri şöyleydi:(s.403)

… .. 

Nikolay Rostov 1806 yılı başlarında izinli olarak eve dönüyordu… ..

… ..

  .. .. Austerlitz Savaşı’na dair gelen ilk haberler Moskova’da büyük bir şaşkınlıkla karşılanmıştı.

Ruslar o günlerde zaferlere öyle almışlardı ki yenilgi haberleri gelince bazıları inanmamış, bazılarıysa

böyle alışılmadık bir olayın açıklamasını olağandışı nedenlerde aramışlardı. … ..Rusların yenilmesinin

nedeni bulunmuş, her şey aydınlığa kavuşmuş, Moskova’nın her köşesinde aynı şey konuşulur

olmuştu. Nedenler şunlardı: Avusturyalıların ihaneti, birliklerin ihtiyacının yeterince karşılanamaması,

Polonyalı Prjebışevski ve Fransız Langeron’un ihaneti, Kutuzov’un beceriksizliği ve kötü , yetersiz

insanlara bel bağlayan hükümdarın gençliği ve deneyimsizliği (bunu gizli gizli ve sessiz sessiz

konuşuyorlardı). Amaherkes birliklerinin, Rus birliklerinin olağanüstü olduğunu , mucizevi bir yiğitlik

gösterdiğini söylüyordu.Askerle r, subaylar, generaller birer kahramandı.Ama bu kahramanların en

kahramanı, Schöngrabern’de yaptıklarıyla ve Austerlitz’de kolunu tek başına, dağılmadan geri çeken

ve kendinden iki kat güçlü düşmanı gün boyunca geri püskürtmesiyle ünlenen Prens Bagration’du.

… .. 

“Hükümdar imparatorun sağlığına!” diye bağırdı, … .. Tam o sırada”Zafernin  gök gürültüleri

gümbürdeyin”i çalmaya başladılar. Herkes ayağa kalktı ve “Hurra!” diye bağırdı..  “Hurra!” … ..”Hurra!”.

  Bardağını bir dikişte boşaltıp yere fırlattı. Diğer birçok kişi de onun yaptığını yaptı. Bağrışmalar uzun

süre devam etti. Sesler kesilince uşaklar bardak parçalarını topladılar ve herkes yerine oturmaya,

yüzlerinde kendi bağırmalarının gülümsemesiyle konuşmaya başladı…. ..   Prens İvanoviç

Bagration‘un şerefine kadeh kaldırdı, kontun mavi gözlerinde yaşlar belirmişti. Üç yüz misafirden yine

“Hurra!” sesi yükseldi ve çalgıcıların yerine koro, Pavel İvanoviç Kutuzov’un yazdığı bir kantatı(*) söyledi:

Hiçbir engel tanımaz Ruslar,

Zaferin garantisidir cesaretimiz,

Bizm Bagratin’larımız var,

Diz çökecek tüm düşmanlar…

(*)Kantat (Latince ve İtalyancada cantare, "şarkı söylemek") bir çalgı eşliğinde söylenen ve genellikle birden fazla bölüm

içeren sözlü bestedir.


… .. peş peşe kadehler kaldırıldı, …. pek çok kadeh kırıldı… ..



1806 yılının sonbaharından itibaren herkse yeniden Napolyon’a karşı girişilecek savaş hakkında

geçen senekine oranladaha hararetli konuşmaya başlamıştı. Ordu için binde on, milis kuvvetleri

içinse binde dokuz oranında asker toplanması kararı çıkmıştı.  … ..


(s.554)Bilibin o sırada diplomatik memur sıfatıyla ordu genel karargâhında bulunuyordu, Fransızca ve

Fransız esprileriyle, Fransızca sözcük oyunlarıyla yazmasına rağmen Ruslara özgü kendini

eleştirmekten , kendiyle dalga geçmekten  geri durmayan bir korkusuzlukla tüm seferi tasvir ediyordu…

(s.556)Sevgili PrenAuterlitz’deki büyük başarımızdan beri genel karargâhtan hiç ayrılmadım. … ..

Bu üç ayda inanılmaz şeyler gördüm.En başından başlayayım. İnsanlığın düşmanı , bildiğiniz gibi, Prusyalılara saldırıyor. Prusyalılar bizi üç senede sadece üç kere aldatan sadık

müttefiklerimiz. Onlar için aracılık ediyoruz. Ama insanlığın düşmanı  bizim bizim güzel sözlerimize hiç aldırış etmiyor, Prusyalılara başladıkları geçit törenini bitirmelerine

bile fırsat bırakmadan terbiyesizce ve vahşice saldırıyor, göz açıp kapayıncaya kadar dümdüz edip


Potsdam Sarayı
’na kuruluyor.

Prusya kralı, Bonaparte’a ”En büyük dileğim,“ diye yazıyor, “Majestelerimizin sarayımda hoş ve

samimi bir biçimde karşılanıp ağırlanması ve bunun için elimden gelen tüm önlemleri, koşulların

müsaade ettiği ölçüde aldım. Başarabilmiş miyim acaba!” Prusya generalleri ise Fransızlara karşı

nazik olma konusunda birbirleriyle yarışıyorlar ve ilk çağrıda silahlarını bırakıyorlar.

On bin adamı olan Glogau Garnizonu komutanı Prusya kralına, teslim olması istenirse ne yapması

gerektiğini soruyor… Bunların hepsi gerçek.

Kısacası, biz meseleyi sadece askerî bir tutum takınmakla çözebilmeyi umarken düpedüz savaşın

içine girmiş durumdayız ve üstelik kendi sınırlarımızda


Prusya kralı ile birlikte ve Prusya için
. Her şeyimiz tamam yalnız küçük bir eksiğimiz var, o da başkomutan. Başkomutanımız o kadar genç olmasaydı Auzterlitz’de daha mutlak başarılar kazanılabileceğine
inanıldığı için seksenliklerimiz gözden geçiriliyor ve Prozorozvski ile Kamenski arasında ikincisi
seçiliyor. … ..

Mareşal imparatora kızıyor….

Mareşal ayrıldıktan sonra düşmanın hedefinde olduğumuz ve savaşmamız gerektiği ortaya çıkıyor.

Kıdem gereği Buklsgevden başkomutan ama General Benigsen bu görüşte değil; çünkü

kolordusuyla birlikte düşmanın hedefinde olan kendisi ve Almanların deyişi ile “kendi başına”

savaşma fırsatından faydalanmak istiyor. Yapıyor da. Büyük bir zafer olarak değerlendirilen ama bu

görüşe hiç katılmadığım Pultusk Meydan Savaşı işte bu. Biz sıradan vatandaşların, sizin de bildiğiniz gibi, bir savaşın kazanıldığına , ya da

kaybedildiğine karar verme sezgimiz iyi değildir. Savaştan sonra geri çekildiğimizi söyleriz ve böyle

bakacak olursak Pultusk Meydan Savaşını kaybettik. … ..

... ..

Kısacası savaştan sonra çekiliyoruz, Petersburg'abir haberciyle zafer haberleri gönderiyoruz ve

general kazandığı zaferin ödülü olarak Peterburg’tan başkomutanlık unvanı alacağı ümidiyle komutayı

Buksgevden’e bırakmıyor. Bu komutansız dönemde oldukça ilginç ve görülmemiş manevralar yapmaya

başlıyoruz. Amacımız, olması gerektiği gibi, düşmandan sakınmak ya da düşmana saldırmak değil;

kıdem gereği komutan olma hakkını elinde tutan General Buksgevden sakınmak. Bu amaca ulaşmak

için geçmesi kolay olmayan bir nehri geçtikten sonra, o sırada Bonaparte değil Buksgevden ondan

kurtulmak içinb köprüleri yakıyoruz. General Buksgevden ondan kurtulmak için yaptığımız güzel

manevralarımızdan biri yüzünden neredeyse saldırıya uğruyor ve daha üstün olan düşman kuvvetleri

tarafından yakalanıyordu. Buksgevden peşimizden geliyor, biz kaçıyoruz. Nehrin bizim bulunduğumuz

tarafına geçer geçmez biz karşı tarafa geçiyoruz. Sonunda düşmanımız Buksgevden bizi yakalıyor ve

bize saldırıyor.İki general de öfkeli. Hatta Bukksgevden düelloya davet ediyor, Benigsen ise sara

nöbeti geçiriyor. Ama tam bu kritik anda Pultsk zaferi haberimizi Peterburg’a ileten haberci başkomutan

olarak atandığımız haberiyle geri dönüyor ve böylece ilk düşman ımız Bukksgevden’i yere sermiş

oluyoruz: Artık ikincisini düşünebiliriz. Ama tam bu sırada karşımıza üçüncü bir düşman, seslerini

yükseltip ekmek, et, peksimet, saman ve daha başka bir sürü şey isteyen Ortodokslar çıkıyor. Ortodokslar öyle bir yağmaya başlıyor ki son seferde gördüklerimiz bunun yanına bile yaklaşamaz. … .. kıtlık

her yerde. Genel karargâh bile iki kere yağmacı birliklerin saldırısına uğruyor. … .. 



… .. Piyer masonluğa kabul edildikten kısa bir süre sonra, mülklerinde yapması gerekenlere dair

kendi eliyle hazırladığı bir listeyle, köylülerinin büyük kısmının bulunduğu Kiev'e hareket etti. Kiev’e varınca kâhyalarını merkez bürosuna çağırdı ve onlara niyetlerini, isteklerini

anlattı. Onlara köylülerin serflikten tamamen  kurtarılmaları içingerekli tüm çalışmaların hemen yapılmasını, o zaman kadar köylülerin ağır işlerde ezdirilmemelerini,

kadınların ve çocukların çalışmaya gönderilmemesini, köylülere yardım edilmesini, fiziksel cezalar

yerine teşvik edici yöntemlerin kullanılmasını ve her mülke hastane, barınak ve okul kurulmasını

söyledi. … ..

.. ..

Rus ve Fransız imparatorları 13 Haziran'da, Tisit'te bir araya gelmişti.... ..

... .. Buluşma bir saat ell üç dakika sürmüştü... ..

... ..

O gün, 27 Haziran'da barışın ilk şartları imzalanmıştı. ... .. İmparatorlar birbirlerine nişanlar verişlerdi: Aleksandr Legion d'Honeur nişanını, Napolyon ise birinci dereceden Andrey nişanını almıştı.ve o gün Fransız taburu , Probrajenski Taburu'na

yemek verecekti. Bu ziyafete hükümdarlar da katılacaktı. ... ..

... ..

İmparator Aleksandr, 1808 yılında İmparator Napolyon'la yeni bir görüşme yapmak için Erfurt'a gitti ...

..

    Dünyanın ili hükümdarı, Napolyon'la Aleksandr'a böyle deniyordu, arasındaki yakınlık 1809

yılında öyle bir noktaya geldi ki Napolyon aynı yıl Avusturya'ya savaş ilan edince bir Rus kolordusu eski müttefikimiz Avusturya imparatoruna karşı eski düşmanımız Bonaparte'la birlikte hareket etmek için sınırı geçmiş ve bununla birlikte yüksek çevrerde Napolyon ile Aleksandr'ın kız kardeşlerinden birinin evlilik ihtimali konuşulmaya başlanmıştı.... ..

... ..

    Prens Andrey... ...

... ..

    Mülklerinden birinde üç yüz köylüyü serflikten azat edip tarım işçisi haline getirmişti. (Bu Rusya'daki ilk örneklerinden biriydi)diğerlerinde de angaryanın yerine vergi getirilmişti ... ..


… .. Bu sırada saray rütbelerinin kaldırılması, nazırlık,, devlet müşavirliği rütbelerinin sınava tabi olması

hakkındaki iki ünlü sosyeteyi ayağa kaldıran kararnamenin yanı sıra, Devlet Şûrasından bucak

yönetimlerine kadar Rusya’nın mevcut adli, idari ve mali düzenini değiştirecek olan tamamen yeni bir

anayasa da hazırlanıyordu. … ..

… .. 

(631) Artık bütün o insanların yerini sivil alanda Speranski, askerî alanda Arakçeyev almıştı. .Prens Andrey geldikten hemen sonra, mabeyinci sıfatıyla hem sarayda hem de hükümdarın saraydan çıkışlarında hazır bulunmaya başladı. … .. 

(633) Arakçayev, bakın sevgili dostum, yazdıklarınızı okudum,” diyerek sözünü kesti.Bu ilk sözcükleri tatlı

bir dille söyleyip sonra yine Prens Andrey’in yüzüne bakmadan ve girgide şikâyete, aşağılamaya kayan bir ses tonuyla devam etti: “Yeni askerî yasalar mı öneriyorsunuz? Yığınla yasa var, eskilerini uygulayan yok. Bugünlerde herkes yasa kaleme alıyor, yazmak uygulamaktan daha olay.” 

(634) Askerî talimatname komitesine ve ekselanslarınızın oraya üye kaydı da tarafımdan önerildi. Yalnız maaş almayacaksınız.”

… ..

… ..1809 yılında, burada Peterburg’ta, başkomutanlığın henüz tanımadığı, kendisi için gizemli olan ama gözüne bir dahiymiş gibi görünen

Speranski’nin üstlendiği büyük bir sivil savaşın hazırlıklarının yapıldığını hissediyordu. Hakkındaki bilgisinin sınırlı

olduğu reform hareketi ve başrol oyuncusu Speranski ile o kadar tutkulu ilgilenmeye başlamıştı ki askerîtalimatname işi

çok kısa sürede zihninde ikinci sıraya düşmüştü.

… ..

Reform taraftarları onu, birincisi akıllı çok okumuş biri olarak ün saldığı, ikincisi köylülerini azat edip adını daha şimdiden

liberale çıkardığı için candan karşılıyor ve kendi yanlarına çekmeye çalışıyorlardı.Hoşnutsuz yaşlılar grubu ona doğrudan doğruya babasının oğlu gözüyle baktıkları için reformu

onaylamayan düşüncelerine yakınlık göstermesi beklentisiyle yaklaşıyordu. … ..

… ..

(635) Koçubey, “Bugünlerde onunla sizin hakkınızda konuştuk, “azat ettiğiniz köylüler hakkında…”... ..

(636) Yaşlı adam, Koçubey’e bakarak, “Anlamadığım bir şey var,” diye devam etti. “Onları azar edersek

toprağı kim sürecek? Yasaları yazmak kolay ama uygulama zor. Aynı şimdi olduğu gibi, sorarım

size kont, herkes sınava tabi tutulduğunda dairelerin başına kim geçecek?”

… ..

… .. Gelen Sepranski’ydi. Prens Andrey onu hemen tanımış ve hayatının önemli anlarında olduğu gibi kalbinde bir çarpıntı hissetmişti. Bunun

nedeni saygı mı, kıskançlık mı, beklenti mi bilmiyordu.  Sepranski’nin görünüşünde onu hemen tanımamızı sağlayacak, kendine has bir şey vardı. Prens Andrey yaşadığı çevrede, bu kadar garip ve beceriksizce hareket eden birinin bu kadar sakin ve kendine

güvenli olduğunu görmemişti; yarı kapalı, hafif nemli gözlerin böyle kararlı ama yumuşak baktığını

görmemişti; hiçbir şey söylemeyen , sert bir gülümseme görmemişti., böyle ince, pürüzsüz, az çıkan bir

ses duymamıştı ve özellikle, böyle tatlı, beyaz bir yüze  ve biraz geniş ama beyaz ellere rastlamamıştı.

Prens Andrey böyle beyaz ve yumuşak bir yüzü uzun süre hastanede kalmış (637)askerlerde görmüştü. Bu adam devlet sekreteri , hükümdar raportörü, hükümdarın Erfurt’taki başlıca

yardımcısı ve orada defalarca Napolyon’la görüşüp konuşan Speranski’ydi.

… ..

  … ..Speranski’nin gülümsemesi biraz daha belirginleşti.

Her hecenin ve kelimenin üstüne basarak, “Askerî talimatname komisyonu başkanı  Magnitski iyi arkadaşımdır,” dedi. “İsterseniz sizi onunla tanıştırabilirim(Noktayı koyunca durakladı.) “sanırım siz de onu sempatik bulursunuz, akla, mantığa uygun her konuda katkıda bulunmak mister.”... ..

Sperenski’nin etrafında hemen bir daire oluştu, çalışanı Pryaniçnikov’dan  bahseden ihtiyar da Speranski’ye bir soru sordu:

Prens Andrey konuşmaya katılmıyor, Speranskiy’in daha önce  önemsiz bir papaz öğrencisi olan, ama şimdi Bolkonski’nin Rusya’nın kaderini ellerine, o beyaz tombul ellerde, olduğunu düşündüğü bu adamın her hareketini takip ediyordu. … ..

… ..

… .. (635) Bu tavrı Prens Andrey’in koltuklarını kabarttı “Sizden epeydir haberdarım: İlk olarak, köylüleriniz için yaptıklarınız dolayısıyla, sizin yaptıklarınız daha bir çok kişinin takip etmesini arzuladığımız  yolun ilk örneği; ikincisi saray trütbekleri hakkındaki , çeşitli söylentilere ve dedikodulara yol açan , yeni kararname nedeniyle kendini hakarete uğramış hissetmeyen saray nazırlarından birisiniz.

… ..

… .. (639) Prens Andrey, “Ben Montesquieu hayranıyım,” dedi, “ve onun monarşistlerin ilkesi şereftir düşüncesi bana inkâr edilemez gibi geliyor. Soyluların belli haklara ve ayrıcalıklara sahip olması bu duyguyu destekleyen unsurlardır gibi geliyor”

Sperenski’nin beyaz yüzündeki gülüseme kayboldu… .. Muhtemeler Prens Andrey’in düşüncesi ona ilginç gelmişti.

… .. Şerefin, devlet hizmetine zarar veren ayrıcalıklarla korunamayacağını, şerefin, ayıplanacak harekeketlerin yapılmasını engelleyecek olumsuz bir kavram ya da onu dışa vuracak onay ve ödüllerin alınması için bir rekabet kaynağı olduğunu söyledi.

… ..

“Rekabetin kaynağı olacak bir şerefi destekleyen kurum, büyük imparator Napolyon’un Legion d’Honneur’üne benzeyen, bir sınıf ya da saray ayrıcalığını değil, devlet hizmetinin başarılı olmasına yardım eden , ona zarar vermeyen kurumdur.”

… ..

… ..”Speranski, karşısındakini zor durumda bırakacak bir tartışmayı nazik bir biçimde bitirmek istediğini gösterir bir gülümsemeyle, “Ama siz bu ayrıcalıklardan faydalanmak istemediniz prens,” dedi. “Eğer çarşamba günü bana şeref verirseniz, “ diye ekledi,  “o zamana kadar Magnitski’yle konuşmuş olacağım için, sizi ilgilendirecek haberler verebilirim, ayrıca sizinle etraflıca konuşma zevkini de tatmış olurum.

… ..

… .. (641) Speranski çarşamba günü yaptıkları uzun konuşmada birkaç kez, “Biz kökleşmiş geleneklerin genel seviyesini aşan her şeyi değerlendiriyoruz…”ya da gülümseyerek, “Biz hem kurtların doymasını, hem de koyunların sağ kalmasını istiyoruz…”  … ..

… ..

… .. (643) Pren Andrey bir hafta sonra ordu talimatnamesini hazırlayan komitenin bir üyesi ve hiç beklemediği şekilde, komitenin kanunları hazırlayan komisyonunun başkanı oldu. … .. Speranski’nin ricasıyla hazırlanmakta olan medeni kanunun ilk bölümünü üzerine aldı ve Napolyon ve Justinianos kanunları’nı yardımıyla Kişi Hakları bölümü  üzerinde çalışmaya koyuldu.

… .. 

… ..… .. (644) İki yıl önce, 1808 yılında mülklerine yaptığı geziden Peterburg’a dönen Piyer, kendini istemeden Peterburg masonlarının başında bulmuştu. … ..  

... ..

(687) “Hükümdar doğrudan Şûranın ve Senatonun hükümdarlık yapısının esası olduğunu söyledi; yönetimin temelinde baskı değil sağlam ilkeler olmalıdır ded; hükümdar mali sistemin yeniden düzenlenmesi gerektiğini ve raporların halka

duyurulması gerektiğini söyledi,” diye anlatıyordu. “Bugün yapılanlar yeni bir dönemi açıyor,

tarihimizin en önemli dönemini,” diyerek sözlerini tamamladı.

… ..

(688) “Prens Andrey onun kahkahasını şaşkınlık ve kendisini üzen bir hayal kırıklığıyla dinliyor, gülen Speranski’yi izliyordu. Prens Andrey’e, karşısındaki Speranski değil de başkasıymış gibi glmişti. Daha önce Speransk’de gizemli ve ilgi çekici bulduğu her şey bir

anda gözlerinin önünde tüm gizemini kaybetmiş, çekiciliğini yitirmişti.

… ..

(689) “Prens Andrey gülmüyor, bu grubun keyfini kaçıracağından korkuyordu. Ama kimse onun

genel havaya uyum sağlamadığının farkında değildi. Hepsinin oldukça neşeli bir hali

vardı. 

Bir kaç kez konuşmaya katılmak istedi ama sözleri her defasında sudan seken bir

mantar gibi geri döndü; onların şakalarına katılamıyordu.



Cilt II

1811 yılının sonundan itibaren silahlanmaya ve kuvvetlerini toplamaya başladı; bu kuvvetler,

milyonlarca insan (askerî kuvvetleri nakledenler ve besleyenler de dâhil) 1812 yılında, Batı’dan Doğu’ya Rus kuvvetlerinin de 1811 yılından itibaren toplanmaya başladıkları

Rusya sınırına doğru ilerlemeye başladılar. Batı Avrupa kuvvetleri, 12 Haziran’da Rusya sınırını geçti

ve savaş başladı, yani insan aklına ve insan doğasına aykırı bir olay gerçekleşti. Milyonlarca insan birbirine karşı,

dünyanın bütün mahkemelerinin asırlarca uğraşsalar kayıt altına alamayacakları sayısız suç işledi,

bir birini aldattı, ihanet etti, hırsızlık, sahtekârlık, kalpazanlık, yağma, kundakçılık yaptı, cinayet işledi

ve bunları yapan insanlar suç işlemiş gözüyle bakılmadı.

Bu olağanüstü olaya ne yol açmıştı? Sebepleri neydi? Tarihçiler saf bir inançla bu olayın

sebeplerinin Oldenburg dükünün aşağılanması, kıta sistemine(1*) uyulmaması Napolyon’un hırsı, Aleksandr’ın katı tutumu, diplomatların hataları vb. olduğunu

söylüyorlar.


(1*) Fransa’nın kendi ekonomisini korumak, Büyük Britanya’nın ticari ve askerî anlamda gelişmesinin

önüne geçmek için ön ayak olduğu, Rusya’nın da 1807 Tilsit Barış Antlaşması’nın gereği katılmak

zorunda kaldığı kıtasal ambargo. Ama bu ekonomik ambargo gerek Rusya gerekse Fransız iç çevreleri

tarafından sık sık delinmişti.


O halde savaşın olmaması için Meternich, Rumyantsev ya da Talleyrand’ın , bir kabul töreniyle

ziyafet arasında, biraz gayret edip, ustaca bir not kaleme almaları ya da Napolyon’un Aleksandr’a

“Sevgili kardeşim, dukalığı Oldenburg düküne geri vermeyi kabul ediyorum” yaznası yeterli olacaktı. .

.. ..

Cilt II

ÜÇÜNCÜ KİTAP


1811 yılının sonundan itibaren silahlanmaya ve kuvvetlerini toplamaya başladı; bu kuvvetler,

milyonlarca insan (askerîi kuvvetleri nakledenler ve besleyenler de dâhil) 1812 yılında, Batı’dan Duğu’ya Rus kuvvetlerinin de 1811 yılından itibaren toplanmaya başladıkları Rusya

sınırına doğru ilerlemeye başladılar. Batı Avrupa kuvvetleri, 12 Haziran’da Rusya sınırını geçti ve

savaş

başladı, yani insan aklına ve insan doğasına aykırı bir olay gerçekleşti. Milyonlarca insan birbirine karşı,

dünyanın bütün mahkemelerinin asırlarca uğraşsalar kayıt altına alamayacakları sayısız suç işledi,

birbirini aldattı, ihanet etti, hırsızlık, sahtekârlık, kalpazanlık, yağma, kundakçılık yaptı, cinayet işledi

ve bunları yapan insanlar suç işlemiş gözüyle bakılmadı.

Bu olağanüstü olaya ne yol açmıştı? Sebepleri neydi? Tarihçiler saf bir inançla bu olayın

sebeplerinin Oldenburg dükünün aşağılanması, kıta sistemine(1*) uyulmaması Napolyon’un hırsı, Aleksandr’ın katı tutumu, diplomatların hataları vb. olduğunu

söylüyorlar.


(1*) Fransa’nın kendi ekonomisini korumak, Büyük Britanya’nın ticari ve askerî anlamda gelişmesinin

önüne geçmek için ön ayak olduğu, Rusya’nın da 1807 Tilsit Barış Antlaşması’nın gereği katılmak

zorunda kaldığı kıtasal ambargo. Ama bu ekonomik ambargo gerek Rusya gerekse Fransız iç çevreleri

tarafından sık sık delinmişti.


O halde savaşın olmaması için Meternich, Rumyantsev ya da Talleyrand’ın , bir kabul töreniyle

ziyafet arasında, biraz gayret edip, ustaca bir not kaleme almaları ya da Napolyon’un Aleksandr’a

“Sevgili kardeşim, dükalığı Oldenburg düküne geri vermeyi kabul ediyorum” yazması yeterli olacaktı.

… ..

Bu arada Rus imparatoru bir aydan fazladır Vilnius’taydı, teftiş ve tatbikatlar yapıyordu. … ..

Teklif edilen planlardanhangisinin kabul edilmesi gerektiği konusundaki kararsızlık, imparatorun genel

karargâhta geçirdiği bir aydan sonra daha da artmıştı. Üç ordunun hepsinin başkomutanı vardı ama

tüm orduların bağlı olduğu bir komutan yoktu ve imparator da bu sorumluluğu üstlenmemişti. … ..

Hükümdarın çevresindekilerden tüm isteği sanki hükümdarın hoşöça vakit geçirmesini ve yaklaşan

savaşı unutmasını sağlamaktı…. .. Leh general-yaverelerinden birinin aklına, general yaverlerinin

hükümdar onuruna bir yemek ve balo vermesi geldi. … . Hükümdar da bu fikri kabul etti. ..

… ..

… ..Aleksandr, Napolyon’un Neman’ın eçilmesi emrini verdiği birliklerin Kazakları püskürterek Rıs sınırını geçtikleri günün gecesini

Benigsen’in yazlık evinde, general yaverlerinin verdiği baloda geçiriyordu.

… ..

Gece saat  on ikide hâlâ  dans ediyorlardı. … ..

… ..

Hükümdar şahsen hakarete uğramış bir insan huzusuzluğuyla şunları söylüyordu:

“Savaş ilan etmeden Rusya’ya girmek. Ancak topraklarımda tek bir silahlı düşman kalmayınca

barış yaparım. … ..

… ..

Fransızların Neman’ı geçme haberi… ..

… .. Ertesi gün Napolyon’a şu mektup yazıldı:


Sevgili kardeşim, Majestelerine verdiğim taahhütleri sadakatle yerine getirmeme rağmen

birliklerinizin Rus sınırını aştıklarını dün öğrendim ve Petersburg'dan şimdi aldığım bir, notta … ..

… .. Aksi takdirde Majesteleri, hiçbir şekilde benim sebep olmadığım bir saldırıyı püskürtmek zorunda

kalacağım. Yeni bir savaşın insanlık için doğuracağı felaketleri önlemek i Majestelerinin elinde. (imza)

Aleksandr

.. ..

… .. “Evet, biliyorum, Moldova ve Eflâk’ı almadan Türklerle barış yaptınız. Finlandiya'yı verdiğim gibi bu bölgeleri de hükümdarınıza verebilirdim. Evet İmparator Aleksandr’a söz vermiştim ve Moldovay’la Eflak’ı verecektim ama artık bu güzel bölgelere sahip olamayacak. Oysa oraları kendi imparatorluğuna

katabilir ve hükümdarlığı döneminde Rusya’yı Botniya Körfezi’nden Tuna ağzına kadar genişletebilirdi. … ..

… ..






















… ..(sf.618)Rus komutanları arasında sadece Kutuzov bunu anlamıştı. Fransız Ordusu’nun Smolensk yolu

üzerinden kaçtığı belli olunca Konovitsın’ın 11 Ekim gecesi öngördüğü şey gerçekleşmeye başladı.

Ordunun üst düzey komutanlarının hepsi öne çıkmak, Fransızların yolunu kesmek, onları yakalamak,

esir almak, yok etmek taarruza geçmek istiyordu.

Sadece Kutuzov tüm gücüyle (her başkomutanın gücü oldukça sınırlıdır) taarruza engel olmaya

çalışıyordu.

… ..

Bu ordunun üçte biri, Moskova’dan Vyzama’ya gidene kadar, hiç çarpışmaya girmeden erimişken

bunlara ne gerek var?. Onlara, yaşının  gerektirdiği bilgelikle, anlayabilecekleri şekilde anlattı, altın

körprü(*)den bahsetti ama onlar Kutuzov’a güldüler, iftita ettiler ve ölmekte olan hayvan üzerinden

gösteriş yapmak için ileri atıldılar.

… ..


(*)Altın Köprü (Pont d’or): Düşmanın geri çekilmesini kolaylaştırmak anlamına gelen Fransızca bir tabir(ç.N.) 


… ..

Yolu kesmeye gelince, kimsenin yolunu kesmediler ve kimseyi yok etmediler. Tehliknin daha sıkı birleştirdiği Fransız birlikleri düzenli bir şekilde eriyerek, ölümcül yollarına Smolensk’e doğru devam ettiler.

... ..

… .. (sf.681) Gerçekte yaşananlar ile tarih tasvirleri arasındaki, şıu anda anlaşılması zor gelen, garip

çelişkinin nedeni bu olayları kaleme alan tarihçilerin, olayların tarihini değil çeşitli generallerin

güzel duygu ve sözlerinin tarihini yazmış olmalarıdır.

Miladoviç’in sözleri, şu ya da bu generalin aldığı madalyalar ve varsayımları onlara çok

eğlenceli geliyor; hastanelerde ve mezarlarda yatan elli bin kişi onları ilgilendirmiyor çünkü

inceleme alanlarına girmiyor.

Oysa raporların ve generallerin planlarının incelenmesinden vazgeçilip olayların içine doğrudan, yakından yer alan yüz binlerce insanın hareketlerinin derinlemesine incelenmesi,, daha önceden çözümsüz görünen sorulara birdenbire olağanüstü bir kolaylık ve basitlikle kesin cevaplar verilmesi için yeterli olacaktır.

... ..

(sf.796)... .. Güzellik için sevilmez, sevdiğin  güzeldir. (Nikoly-Marya)

... ..


*Savaş ve Barışı  &  L.N. Tolstoy

Türkiye  İş Bankası Kültür Yayınları

Özgün adı: Война и миръ (Voyná i Mir) 

Rusça aslından çeviren: Tansu Akgün

1.Basım: Kasım 2016, İstanbul



mazurka


(2)Saltıçiha: Serflerine gaddarca davranmasıyla ünlü Darya Nikolayevna Saltıkova’nın (1730-1801) isminden türetilmiş bir sözcük.(ç.n.)



Savaş ve Barış, Rus yazar Lev Tolstoy tarafından yazılmış ve ilk kez 1869 yılında yayınlanmış roman. Roman dünya edebiyatının en önemli başarılarından ve önemli eserlerinden biri olarak değerlendirilir[1][2][3]."Savaş ve Barış" L. Tolstoy'un diğer eseri olan "Anna Karenina" (1873 - 1877) ile birlikte yazarın edebi yaratıcılıkta zirvesi olarak kabul edilir.

"Savaş ve Barış" Rusya'nın Fransa tarafından istilası döneminde yaşanmış olayları ve Napoleon döneminin Rusya'da Çar toplumuna etkisini, bu etkinin doğurduğu sonuçları beş asil aileden örnekler vererek tarif etmektedir. Romanın ilk hali 1865 - 1867 yıllarında "Rus Haberci" gazetesinde dizi halinde "On yıl 1805"[4] adı ile yayımlandı. Roman tam olarak ilk kez 1865 yılında yayımlandı.[5] 2009 yılında "Newsweek" tarafından hazırlanan "Top 100 Kitaplar" listesinde "Savaş ve Barış" birinci oldu.[6]

Tolstoy, eser hakkında, "Savaş ve Barış" "roman değil, bir manzume, daha çok ise, tarihi günlüklerdir" demiştir. Romanın bazı bölümleri ise tasvircilikten tamamen uzak olmakla beraber, felsefi vatanperverlik karakteri taşır.[7]


Dünyanın uzun romanları arasında on yedinci sırada gösterilmiş "Savaş ve Barış", dünyada daha çok uzun roman olarak biliniyordu.[kaynak belirtilmeli] Roman dört kitap ve kapanıştan oluşur.

Tolstoy Kırım Savaşı'na iştirak etmiş ve önceden de savaş sahneleri ile zengin kısa hikâyeler yazmıştır. Romanı yazmaya, aile hayatı kurduktan sonra başlamıştır. Yazar eserin ilk bölümünü "1805" adı altında kaleme almıştır.


olstoy romanı Rus dilinde yazsa da, diyalogların büyük bir bölümü (açılış paragrafı da dahil) Fransızca'dır. Bu romanda anlatılan dönemin Rus aristokratiyasına özgü özelliğinden kaynaklanmaktadır. Öyle ki, bu dönemde Rusya asil ortamında Fransızca konuşmak prestij sayılır ve Fransız dili Rusçaya üstün tutuluyordu. Bu tamamen tarihi gerçeklere dayalı bir olaydır.[12] Öyle ki, hatta Fransa kralı XIV. Louis'in Rusya asalet temsilcilerini kabul etmesi sırasında, kendi ana dillerinde çok zayıf konuştukları ortaya çıkmıştır. "Savaş ve Barış" romanında da, örneğin, hanım kız Mariyanın arkadaşı Jüli Karagina kendi anadili olan Rusça öğrenmek için özel öğretmenin yardımı alıyordu.

Tolstoy'un karakterlerin dili ile Fransızca cümlelere yer vermekte, edebi açıdan daha canlı karakterler yaratmaktan başka, aynı zamanda romanın yazıldığı dönemde Rus dilinin halen Rusya'da hak ettiği pozisyonu alamamasına gizlice işaret etmek istediği düşünülüyor. Bu, Pierre ve diğer imgelerin Bonapartistlerle tartışması sırasında Fransız ifadelerine yer vermeleri ve kendi fikirlerini Fransızca ifade etmeleri ile ironik şekilde dikkate alınıyor. Bu bazen Napoleona karşı hiciv gibi de kullanılır. Romanda, PierreElene'ye evlenme teklif ederken Fransızca konuşuyor ve "Je vous aime" (Ben sizi seviyorum) diyor. Aynı zamanda evlilikten sonra, Ela'nın ihaneti ile ilgili skandal sırasında da, Pierre eleştirel ve sinirli fikirlerini Fransızca bildirir.

Fransızca olan diyaloglar olayların gelişimi sırasında, özellikle Fransa ile sorunun şiddetlenmesinden sonra azalır ve Moskova'nın yakılması ile yok seviyesine indiriliyor. Fransız dilinin romanda giderek azaltılması Rusya'nın kendisini Fransız kültürü'nün etkisinden muaf tutması anlamına gelir.


Eserde olaylar 1805 yılında Çar I. Aleksandr (Rusya) ın iktidara gelmesi ile başlar ve 1812 yılında Napolyon'un Rusya'ya saldırısı ile doruk noktasına ulaşır. Paris in Batı Avrupa uygarlığının merkezi olarak algılandığı[14] II. Katerina'nın hakimiyeti döneminde (1762 - 1796) ilişkiler henüz yeterince ılımlıydı. Yekaterina kendisi Fransız diline ve kültürüne meyilliydi. Ruslar'ı da büyük Avrupa ailesinin bir temsilcisi olarak görmeyi arzuluyordu ve Fransızcayı Rusya'da saray dili seviyesine yükseltmişti. Gelecek yüzyıl boyunca Fransızca konuşmak ve Fransız kültürünün taşıyıcısı olmak Rusya asaletinin temel özelliği gibi değerlendilirdi. İşte bu tarihi ve kültürel bağlam "Savaş ve Barış" romanına yansır. II. Katerina'nın torunu I. Aleksandr iktidara 1801 yılında, 24 yaşında gelmişti. Romanda onun annesi Mariya Fyodrovna Rusya'da iktidara etki imkânı olan, güçlü kadın olarak tasvir edilir.


(3*)Braunau am Inn, Yukarı Avusturya'da, Almanya sınırına yakın bir kasabadır. Braunau am Inn, 90 km Linz'in batısında ve yaklaşık 60 km Salzburg'un kuzeyinde yer almaktadır. 2001 yılında nüfusu 16.372'di.






59 yorum:

  1. Birinci cildin sonunu bulmadan, günlük Fransızcanın çok kullanılan cümlelerini öğreneceğim gibi görünüyor

    YanıtlaSil
  2. 1800'lrron başları; anlıyoruz ki Fransa-Napolyon, İngiltere'ye savaş açma hazırlığında.... Bi arada peterburg ve Moskova seçkinler kendi ışıltılı hayatlarını sürdürürlerken İngiltere yanında savaşa girilmesi yönündeki nedenleri tartışıyorlar... Çar'ın niyeti, "Avrupa'daki barışın sağlam temeller üzerine oturtulması"... İngiltere ile ittifakın gerekçesi aynı zamanda...

    YanıtlaSil
  3. Kont Bezuhov, ölüm döşeğinde can verirken etrafında mirasçılarının açık açık miras kavgası yapılmakta... kimleri kuzen, kimileri gayrimeşru çocuk, kimleri uzak yakın akrabaları...

    YanıtlaSil
  4. Seçkinlerden birinin gayrimeşru bir çocuğu olmanız, liyakatinize bakılmadan kendi seçeceğiniz bir göreve atanmanızın yeterli olduğu bir dönem anlatılıyor... yazık demek ki bunlar sadece o devir de de var ve emperyal güçlerin dağılmalarını anlamak için yeterli
    sebepler...

    YanıtlaSil
  5. Seçkinlerden birinin bırakacağı miras için "Kırk bin can ve milyonlar "ifadesi feodal / ağalık sistemini anlatıyor...

    YanıtlaSil
  6. Avusturya'ya kadar gelerek çarpışmalara katılan Rus Ordusu başkomutanı Kutuzov'un temsilcisi Prens Andrey, Avusturya İmparatoru Franz'a, muharebelerdeki son durumu anlatmak için yaptığı ziyaret sonrasında geceyi geçireceği arkadaşı Bilibin'e dönmeden önce bir kitapçıya uğrayarak sefer sırasında okumak için kitaplar almış ve kitapçıda epey vakit geçirmişti. ... BU durum batılıların kitaba yakınlığını ve Atatürk'ün de muharebelerde yanında kitap bulundurması, fırsat buldukça da okumasını akıllara getiriyor....

    YanıtlaSil
  7. Görevini gereğini yapmak yerine düşmanın aldatmacası karşısında ihanet edercesine, düşmanının geçişine engel olmak ve gerektiğinde havaya uçurulmak üzere her türlü hazırlığın yapıldığı Tabor Köprüsü'nü düşman birliklerinin geçişi için yanlış karar verenler ve muharebenin gidişini değiştirmek için canla başla kahramanlık yapanlar... .. her zaman olduğu gibi....

    YanıtlaSil
  8. Karşılıklı aldatma taktiklerinini heycanla okuyorum.... Napolyon'un mektubu ilginç....

    YanıtlaSil
  9. (76)(sf.260)Prens Murat’ya. Schöbornn, 25 Burumaire 1805, sabah saat sekiz.
    Duyduğum memnuniyetsizliği size anlatacak kelime bulamıyorum. Siz sadece benim kuvvetlerime komuta ediyorsunuz ve emrim olmadan ateşkes yapma hakkınız yol. Seferin kuvvetlerini kaybetmeme neden oluyorsunuz. Derhâl ateşkesi bozun ve düşman üzerine yürüyün. Bu teslim olma kararını imzalayan generale de böyle bir hakkı olmadığını , sadece Rusya imparatorunun buna hakkı olduğunu bildirin. Bununla birlikte, Rus imparatoru behsi geçen anlaşmayı tasdik ederse ben de ederim; ama bu sadece bişr aldatmaca. İlerleyin. Rus ordusunu imha edin… mühimmatını ve toplarını alacak konumdasınız.
    Rus imparatorunun yaveri tam bir … Subaylar yetkileri olmadıkları zaman bir hiçtir: Bunun da yok… Avusturyalılar, Viyana Köprüsünü geçerken onları aldatmamıza izin verdiler, siz de imparatorun yaverinin sizi aldatmasına izin veriyorsunuz.

    YanıtlaSil
  10. Tolstoy’un kelimelere döktüğü savaş psikolojisi ve muharebe meydanı son derece etkileyici; “… .. gençlerden oluşan askerler komutanlarına zor durumda kalmış çocuklar gibi bakıyor ve komutanlarının yüzündeki ifade onların yüzüne de geçiyordu.”

    YanıtlaSil
  11. Bir tarafta savaş ortamından kaynaklanan can pazarı, yaklaşan kışın arazi şartlarındaki ağırlığı, diğer tarafta ise; "ışıl ışıl yanan mumların aydınlattığı sofra takımlarının kristal ve gümüşlerinden yansımalar, kadınların takıları, parıldayan altın ve gümüş apoletler; masalar etrafında dolaşan kırmızı kaftanlı hizmetkârlar... safahat ortamı içindeki yaşam tarzı....

    YanıtlaSil
  12. Napolyon birlikleri ile beraber, Çar I. Aleksandr nerede...?

    YanıtlaSil
  13. Arada sosyal olaylar değinen Tolstoy; savaşın zorluklarından uzakta servetlerin hangi ellerde yönlendirileceği hesapları ile gerçekleştirilen evliliklere de (Prens Vasili'nin kızı Helene ve Kont Kiril Vladimiroviç'in ölümünden sonra tek mirasçısı olduğu anlaşılan -Anna Mihoylovna'dan olma- gayrimeşru oğlu Piyer...) yer veriyor

    YanıtlaSil
  14. Sırada, aynı anlayış gereği yapılacak Prens Vasilki'nin oğlu Anton ve Prens Nikolay Andreiç Bolkonski'nin kızı Mari var...

    YanıtlaSil
  15. Romanın üçüncü bölümü, ilerleyen sayfalarında dikkati çeken alıntıyı paylaşmak gerekirse; … ..orduya eşlik eden malı bol kantinlerde her türden ayartıcı şeyi sunan Avusturyalı Yahudilerin kampı doldurduğu o günlerde özellikle gerekliydi…. .. Olmütz’e yeni gelen Macar Caroline’in yeni açtığı ve kadın garsonların çalıştığı meyhaneye uğruyorlardı. Rostov teğmenliğe yükselmesini yeni kutlamış, Denisov’un atı Beduii’i satın almış, arkadaşlarına ve kantine gırtlağına kadar borçlanmıştı.

    YanıtlaSil
  16. Atlı muhafız üniforması giymiş, üçgen şapkası yana kaymış, yakışıklı, genç imparator Aleksandr güzel yüzü gür sesiyle dikkatleri üzerinde topluyordu. … .. Nikolay o ana kadar hissetmediği bir sevgi ve mutluluk duygusu hissetti. Onun her şeyi, yüzündeki her çizgi, her hareketi Rostov’u cezbediyordu.

    YanıtlaSil
  17. Nikolay Rostov
    Nicolas
    Nikolenka
    Nikoluşka
    Pavlograd Alayı,
    Prens Bagratin’un müfrezesine Nikolay Rostov’un da görevli olduğu Denisov süvari bölüğü ayın on altısında şafak vakti savaş meydanına doğru yola çıktı… ..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Vaftiz adı
      Baba adı
      Arkadaşlarını yaptığı sevgi belirten kısaltılmış yada ek takılmış ad

      Sil
  18. “Kobelnitz ve Sokolnitz arasındaki düşman mevzilerin salsırı planı, 20 Kasım 1805”
    Plan çok karışık ve zordu. Planın aslı şöyleydi.(s.392)
    … ..

    YanıtlaSil
  19. Romanı daha iyi anlayarak okumak için internetten bu savaş hakkındaki tarihi bilgileri okuduktan sonra; yukarıdaki savaş planının okuyan generalin söylediklerine katılmayan Rus orduları komutanı Kutuzov dahil icracıların planı gerçekçi bulmadıkları ama itiraz da etmemeleri... bu aşamada yorum yapma filmin sonunu bilen biri gibi düşünmeye benziyor; bu garip dumu için yorum yapmamayı tercih ediyorum.

    YanıtlaSil
  20. Dört yüzyetmiş bir; Piyer ve Dolohov arasındaki düello.... nabız yükselten, nefes kesen bir sahne ve gereksiz ölüm... peki Piyer mutlu muydu? Hayır, uğruna düelloya neden olduğu karsından ayrıldı....

    YanıtlaSil
  21. Marya
    Marie
    Maşa
    Maşenka
    Prenses Marya gözyaşlarını yengesinin dizlerine silerek, “Bir şeyim yok… biraz hüzünlendim… Andrey içinü” dedi… ..
    … ..
    “Andrey’den bişr haber aldınız mi?” dedi.
    “Hayır, sen de biliyorsun daha haber gelmez aman mon Pere emdişeleniyor, ben de biraz korkuyorum..” … ..

    YanıtlaSil
  22. Prens Andrey'in savaşta öldüğü haberleri sonrasında eve dönmesi ve eş zamanla doğum sırasında eşinin hayatını kaybetmesi ....

    YanıtlaSil
  23. Annesiz doğan bebek; Prens Nikolay Andreiç'i annesinin ölümünden beş gün sonra vaftiz ettiler. ...

    YanıtlaSil
  24. Düello sırasında Dolohov olmuş gibi bir algı vardı, ölmemiş

    YanıtlaSil
  25. Kont Piyer'in Peterburg'a giderken yolda karşılaştığı ve tanınmış masonların olan Osip Alekseyeviç Bazdeyev'le karşılaşması ile başlayan hür masonlar kardeşliği ile tanışması hayatinin akışını değiştirecek gibi görünüyordu.... kapalı kapılar ardında ilk öğrendiği "Süleyman Tapınağı 'nın yedi basamağına denk gelen ve her masonun bilmesi gereken yedi erdem.... Mevlana'nın öğretimini çağrıştırıyor gibi ....

    YanıtlaSil
  26. Kont Piyer'i tarikata girişte ilk olarak karşılayan ve bir sınavdan geçiren muhakkikin söylediği "mutluluğun kaynağı dışarıda değil içimizdeki...." sözü tanıdık geldi

    YanıtlaSil
  27. Piyer'in gözleri kapalıyken uygulanan garip ritueller

    YanıtlaSil
  28. Gözleri açıldığında da devam eden titueller sırasında bulunduğu odadaki insanların bir kısmını tanımıştı....

    YanıtlaSil
  29. Yapılan rituellerin onu şaşırtması, ciddiyetten uzak gibi geldi.....

    YanıtlaSil
  30. Yerdeki hali üzerindeki desenler; güneş, ay, tokmak, çekil mala, yontulmamış ve küçük bir taş, sütun, üç pencere vs.

    YanıtlaSil
  31. Piyer, ritueller tamamladığında locaya kabul edilmiş oldu

    YanıtlaSil
  32. İs bitince bağış istendi; bu iş biraz da bizdeki cami çıkışında çoğunlukla maruz kaldığımız durumu hatırlattı

    YanıtlaSil
  33. Savaşın Austelitz’deki bölüne kadar edinilen tecrübelerden, Rusların, müttefikleri Alman ve Prusyalılara duydukları güvende çıkarılması gereken dersler var. Öncelikle, müttefiklerden beklenen desteğin gelememesi ihtimaline karşı, kendi gücünün yeteceği hesaplı risk almak daha doğru olacaktı. Gelişmelerden anlaşılıyor ki, Napolyon’a karşı kendi sınırlarının ötesinde başlatılan savaş artık Rus topraklarına ulaşmak üzere (Şubat 1807)….

    YanıtlaSil
  34. Napolyon Fransa'sı ve Aleksandr Rusya'sı arasında 1800'lerin başlarında yapılan savaşlar ve sonucunda yapılan barış iki tarafı yıpratmış ve yeni sosyal gelişmelere de yol açmıştı. Daha biraz daha zaman isteyen, ama 1917 devrimine uzanan yolun başlangıcı olarak değerlendirilebilecek seçkinler arasında başlayan serflik konusunda gevşetilen kurallar yeni köylü ve işçi sınıfının doğmasının ilk adımlarını oluşturuyordu.....

    YanıtlaSil
  35. Tolstoy'un 'polenez' ve 'vals' dans sahnelerini anlatırken; insan müziği duyuyormuş, dans edenleri görüyormuş gibi oluyor, öte taraftan dans için davet bekleyen ama kendileriyle ilgilenilmeyen hanımların ruh halini de hissetmek mümkün oluyor.....

    YanıtlaSil
  36. Tolstoy’un mason tarikatı konusunda farklı bölümlerde verdiği uzun bilgiler, romanın bütünlüğüne katkı sağlamakla birlikte, anlamayı kolaylaştırma için yeterli olmanın sınırları aşan, özellikle ayrıntıları kapsayacak kadar geniş yer vermeyi hedeflemiş algısı ortaya çıkarıyor…

    YanıtlaSil
  37. Tolstoy, sanki, Bosna-Hersek'teki bir sosyal faaliyet sırasında maruz kaldığım duyguları anlatıyor : “Prens Andrey gülmüyor, bu grubun keyfini kaçıracağından korkuyordu. Ama kimse onun genel havaya uyum sağlamadığının farkında değildi. Hepsinin oldukça neşeli bir hali vardı.
    Bir kaç kez konuşmaya katılmak istedi ama sözleri her defasında sudan seken bir mantar gibi geri döndü; onların şakalarına katılamıyordu."

    YanıtlaSil
  38. Evli ve ölen ilk eşinden olma bir çocuk sahibi Prens Andrey’in; babasının dayattığı bir yıl sonra şartı… .. Nataşa ile evleninceye kadar bekleyecekleri süre okuyucu üzerinde üzüntü yarattığı kadar sürükleyicilik etkisi de ortaya çıkarıyor…

    YanıtlaSil
  39. (s.794-796) Piyer’in uzun uzun anlattıktan sonra “... .. herkesin kabul ettiği bu genel kandırmaca,her ne kadar alışılmış olsa da, her seferinde onu şaşırtıyordu. … ..” algısı ile ifade edilen ve hayata hakim olan “mış gibi yaşamı” sorgulayan, anlamlandırmaya çalışırken onu çaresizlik içinde bırakan hayatın gerçekleri karşısında kendini boşukta hissetmesini okuyucuyu da şaşırmasa gerek. Özellikle her şeyin hızla aktığı bu sürat çağında kalabalıklar içindeki yanlızlıklar, varlık içinde duygusal yoksunluklar ve aslında çok şeye sahip olan günümüz insanının da çoğunlukla maruz kaldığı duyguların, iki yüz sene önce de yaşandığını fark ediyoruz. Bir anlamda değişen pek bir şey yok demek ki…

    YanıtlaSil
  40. (s.846) Anatol , Nataşa’yı valse kaldırdı, vals yaparlarken Nataşa’nın belini ve elini sıkarak ‘büyüleyici’ olduğunu ve onu sevdiğini söyledi… .. Hızlı hızlı, “Bana böyle şeyler söylemeyin, ben sözlüyüm başkasını seviyorum…” dedi…; Bu durum; Tolstoyun anlatımında sıkca karşılaşılan bir durum ve seçkinlerin evlerinde düzenlenen kalabalık yemekler ve balolarda kadın-erkek ilişkilerindeki genel kabul görmüş sınırların nerelere kadar açıldığı hakkında fikir veriyor…

    YanıtlaSil
  41. (847)... .. Babası gitmeleri gerektiğini söyledi ama Nataşa kalmak için rica etti. Nerede olursa olsun, kiminle konuşursa konuşsun üzerinde onun bakışlarını hisssediyordu. ...

    YanıtlaSil
  42. (s.847) nitekim sınırlar da aşılır

    YanıtlaSil
  43. (848) "... Hem onu hem öbürünü seviyorsam ne yapayım? " Bu korkunç soruları kendi kendine soruyor ve yanıt bulamıyordu.

    YanıtlaSil
  44. (858) Marya ve Anatol arasındaki ilişkinin gelişimi korkunç; taraflardan biri "gözü dönmüş akılsız" diğeri "aptal"... . İstismar konusu ve üzüntü verici....

    YanıtlaSil
  45. "Kızı kaçıracaksın, tamam. Bunu yanına bırakırlar mı sanıyorsun_ Evli olduğun ortaya çıkacak. Ceza mahkemesine bile çıkabilirsin... "

    YanıtlaSil
  46. "Peki paralar bitince ne olacak?... .. "Ne mi olacak? Ha?" dedi. "Ne mi olacak? Orasını bilmiyorum... ..."

    YanıtlaSil
  47. Anatol'un evli olduğunu öğrenmek.... Nataşa, vurulup yaralanmış, yaklaşan avcılarave köpeklere bakan bir hayvan gibi bir ona bir öbürüne bakıyordu.

    YanıtlaSil
  48. Romanda aynı şahıslara hitap ederken, farklı kişilerin kullandıkları farklı isimler... ... Piyer'le parası için evlenen karsı ile Prens Anatol Vasilyeviç'in kardeş olduğunu olduğunu anlamak olup biteni anlamayı da kolaylaştırıyor.... kalite meselesi......

    YanıtlaSil
  49. Romanın birinci cildi, 1812 yılı ve Tolstoy'un ustalığını yansıtan muhteşem bakış açısı ile bitiyor...

    YanıtlaSil
  50. Napolyon'un 1812'de ikinci defa Rus topraklarına girmeden önce sahte Rus parası bastırması ve Smolensk'i geçip Moskova istikametinde ilerlemesi sırasında mahalli halktan satın aldığı malzeme bedellini bu paralarla ödemesi, sahte paraların farkında olmayan ve Fransızlarla ilişkiye giren ve köylerini terk etmeyen bazılarının bulunması dikkat çeken bir ayrıntı... ..

    YanıtlaSil
  51. Seçkinlerin, yaklaşan Fransız birliklerinden kaçtığı günlerde, yanlarında çalışan köylülerin bulundukları yerden ayrılmamaları ve eski efendilerine direnç göstermesi şaşırtıcı değil...

    YanıtlaSil
  52. 1812 Eylül... Piyer ve Fransız Yüzbaşı arasında geçen konuşmadan; " L'amour platonique, les nuages... -platonik aşk, bulutlar..." gecenin ilerlemiş saatinde dışarı çıktıklarında yangınların ortaya çıkardığı Moskova üzerinde ortalığı aydınlatan kızıllık...

    YanıtlaSil
  53. Romanın başındaki önsözünde, Tolstoy olaylara tarihçilerin ve sanatçıların farklı gözlerle bakabileceğini ve tarihe bakışları kağıda yansıtırken farklılıklar olacağını peşinen ifade etmekler beraber; yazdıklarını bir kütüphaneyi dolduracak kadar belgeye dayandırdığını da ifade ediyordu.... Anlıyoruz ki Fransızların Moskova'yı işgal edecek kadar ana vatanlarından uzaklaşması ve Rusların da aradaki müttefik ülkeleri geçerek kendi topraklarını ama özellikle aynı zamanda kutsal toprakları olan Moskova'yı savaşmadan düşmanlarına bırakarak geri çekilmelerinin arka planında askeri gerekçeler kadar onun paralellinde bu gücü etkileyen sosyal olayları da göz ardı etmemek gerekiyor.

    YanıtlaSil
  54. İşte, Fransızların Moskava önlerine yaklaşması durumunda Rus kuvvetlerinin savaşmadan geri çekilmesi, sadece askeri gerekçe dışındaki nedenlerle olduğu kadar benzer şekilde Fransızların da kontrol altına aldıkları Moskova'dan geri çekilmeleri de benzer nedenlere dayanıyor.... Fransızlar Moskova'ya girdiklerinde beklemedikleri bir tablo ile, yani nitelikli nüfuzun boşalttığı bir şehirle karşılaştılar. Tam da bu aşamada askerlerin disiplin kontrolü ganimet ve benzeri ahlaki bozulma Fransız ordusunda güç erozyonunun başlamasına neden oldu... aslında bu durum Moskava'ya girmeden önceki dönemde de kendisini göstermiş ama tedbir alınamamıştı.... disiplinin kaybolması, başka bir ifade ile sadece askeri güç değil, devlet yapısını ilgilendiren her alanda temel kuralların, temel prensiplerin yıpranmasına göz yumulması, günlük beklentilerle yetinilmesi, uzun vadeli planlamanın unutulması Fransızların o safhaya kadar olan başarılarının boşa çıkmasına nedenleri arasında sayabiliriz...

    YanıtlaSil
  55. İnsan sayısı ve silah üstünlüğünün bir faktör olması kadar halkın desteği ,(Moskova’ya kadar gelen Fransızların ( mahalli insanlar, yem olarak işe yarayacak samanlar dahil her yeri yaktıkları için …) Fransız ordusunun , atları için saman bulamaması, kendi lojistik zincirinin gücü dışına kadar ilerleyen kuvvetlerin mahallinden tedarik zorlukları, yabancı topraklarda savaşma azmi yıpranan güçler ile kendi topraklarını savunmak zorunda kalan mahalli insanların büyük güç karşısında küçük gruplarla uygulamaya koyduğu gerilla taktikleri …..sonuç olarak Tolstoy, Fransız Rus savaşının arka planına ışık tutuyor ibretlik dersler veriyor...

    YanıtlaSil
  56. Taarruz eden düşmanın geri bölgesinde kalan dost unsurların organize olması, küçük gruplar halinde olanlar dahil düşmana büyük zayiat verilmesini sağlayabilir.... Tolstoy'un x katsayısı ya da gerilla harekatı dediği, günümüzde ise kuvvet çarpanı, asimetrik savaş, son olarak da hibrit savaş olarak isimlendirilen kavramların önemi vurgulanıyor....

    YanıtlaSil
  57. İnsan sayısı ve silah üstünlüğünün bir faktör olması kadar halkın desteği ,(Moskova’ya kadar gelen Fransızların ( mahalli insanlar, yem olarak işe yarayacak samanlar dahil her yeri yaktıkları için …) Fransız ordusunun , atları için saman bulamaması, kendi lojistik zincirinin gücü dışına kadar ilerleyen kuvvetlerin mahallinden tedarik zorlukları, yabancı topraklarda savaşma azmi yıpranan güçler ile kendi topraklarını savunmak zorunda kalan mahalli insanların büyük güç karşısında küçük gruplarla uygulamaya koyduğu gerilla taktikleri …..sonuç olarak Tolstoy, Fransız Rus savaşının arka planına ışık tutuyor ibretlik dersler veriyor

    YanıtlaSil
  58. Savaşın açtığı yaraları, üzüntüleri, karamsarlığı kelimelerle ifade etmek, oyucusuna bunu hissettirebilmek.... bunu yanında yaptığı yorumların ikna ediciliği... sahneler gözlerinizin önünde canlanıyor, gerçekten yaşıyormuşcasına duygulara ortak oluyorsunuz.... Tolstoy'un usta kaleminin hakkını vermek gerekiyor...

    YanıtlaSil