19 Temmuz 2023 Çarşamba

Esir Bir Rus Diplomatın Gözünden İstanbul*

P.A. Levaşov’un Raporu ve Mektupları

Osmanlı Devleti’ndekiRus elçi heyetinin başına gelen musibetler hakkındaki hatıraların yazarı Pavel Artemyeviç Levaşov’un uzun bir hayat hikâyesi var. Moskovskiy Nekropol adlı eserde Levaşov’un 11 Temmuz 1820’de 121 yaşındayken vefat ettiği yazılmaktadır. Bununla birlikte onun 1700’de değil de 1719’da doğduğu bilgisi daha gerçekçi gözükmektedir. Ölümünden kısa bir süre önce kaleme aldığı hatıratında ise Levaşov şöyle yazmaktadır: “Daha çok gençken Azak şehrinde, akrabam Feldmareşal Vasiliy Yakovleviç Levaşov’un yanında bulunuyordum. 1738’de Kırım seferine katıldım ve subaylığa yükseltildim”. Burada muhtemelen yetişkin insandan  ziyade 19 yaşındaki bir gençten bahsedilmektedir.Onun daha geç tarihte doğduğuna dair bilgiyi doğru kabul etmemizin bir başka önemli nedeni de 1780-1790’lı yıllardaki aktif faaliyetleridir ki, söz konusu faaliyetler değil 90 yaşındaki, 70 yaşındaki bir insan için bile olağan üstüydü.

Levaşov’un nerede eğitim gördüğüne dair elimizde bir bilgi yoktur. Ancak eserlerinden anlaşılacağı üzere iyi eğitimli biri olup, İtalyanca, Fransızca ve Almanca biliyordu. Askeri hizmete ise 6 Ocak 1737’de başlamıştır. … ..

… ..19 Ağustos 1763’te kançılarya danışmanı Levaşov’un İstanbul’a maslahatgüzar olarak atandığına dair emir çıkartılmıştır. İstanbul’daki büyükelçi, A.M. Obreskov’ın yerine geçmesi düşünülüyordu. Ancak Levaşov’un Osmanlı başkentindeki işleri iyi gitmemiştir. Osmanlı Levaşov’u resmen tanımamıştır. A.M. Obreskov, bunda Fransız,Elçisi Vergennes’in (Verjen) faaliyetlerinin etkili olduğunu ileri sürmüştür: “Bizim düşmanlarımız, sultana Levaşov’u olumsuz tesvir etmeyi başarmışlardır”.... ..

… ..

Bu aradaTürk-Rus münasebetleri, savaşa doğru gidiyordu. 25 Eylül 1768’de resm-i kabul sırasında A.M. Obreskov tutuklanmıştır. Ardından neredeyse bütün büyükelçilik görevlileri Yedikule'ye atılmıştır. P.A. Levaşov, dışarıda kalmıştı ve “savaşın ilanından sonraki gün Sultan III. Mustafa’nın Tatar bir haberciyle Kırım Hanı Giray’a  hatt-ı hümâyûn gönderdiğini, ona 100 bin Tatar’la Rus sınırına saldırmasını

ve Volga’dan(İdil) Dinyeper’e (Özü) kadarki bölgeyi, Tatar kılıcının ulaşabileceği her yeri yakıp yıkmayı emrettiğini” öğrenmişti. P.A. Levaşov, hayatını riske atarak iki ulak aracılığıyla (Kievli Genel Vali voeykov ve Varşova’daki büyükelçi Knez Repnin) bu haberlerle ilgili şifreli yazıları Rusya’ya göndermiştir.

… ..

… .. II. Katerina 15 Kasım 1771 tarihli isme muharrer emriyle P. A. Levaşov, devlet konseyi üyesi seçilmiştir. Dışişlerinde de tercümanların yetiştirilmesinden sorumlu olmuş, bakanlık için Türkler’le savaştan önceki durum, Kırım ve Kuban’ın önemi ve bu bölgeleri ele geçirme yöntemi hakkında düşüncelerini kaleme almıştır.  … ..

… ..

1774’te P.A. Leraşov,  “X. Yüzyılın Ortasında Başlayıp Neredeyse 800 Yıl Boyunca Kesintisiz Devam eden Tatar ve Türkler’in Rusya’ya Yaptıkları Bütün Saldırıların, Burada Gerçekleştirdikleri Hırsızlık ve Yıkımların Tasviri” adlı kitabı kaleme almıştır.Çalışmanın ön sözünde Leraşov, eseri kaleme almasındaki amacın, Rusya’nın kalabalık, vahşi ve zararlı olan düşmanlarına karşı soydaşlarının dikkatini daha fazla çekmek isteği olduğunu yazmıştır. Kitabın temelini, Ruslar’ın Kıpçak ve Tatarlarla yaptıkları savaşlara dair yıllıklarla, tarih çalışmalarından alıntılar ve Kont Osterman’ın Osmanlı sadrazamına gönderdiği 1736 tarihli mektup oluşturmaktadır…. .. Ona göre Ruslar’ın ataları çok uzun süre bu yarımadada yaşamışlardır. Ayrıca Leraşov, Çerkez knezlerı, ve Çar IV. İvan’ın eşi Maria Temrükovna dolayısıyla yarımadanın Ruslar’a miras kaldığını ileri sürmektedir. Ancak en önemli argümanını Leraşov, sonuç bölümünde açıklamaktadır. “Yukarıda Rusya’nın Kırım ve Kuban’a sahip olma haklarını açıklamıştık. Bunlardan başka Rusya’nın bu bölgeler üzerinde en önemli ve en eski hakkı, Ruslar’ın Tatarlar üzerindeki üstünlükleridir. Bu hakkı da onlar her zaman kendi yararlarına çekinmeden kullanmışlardır….”

1787 yılında başlayan yeni Türk-Rus savaşı, Levaşov’un heyecanını daha da artırmıştır. o, biçok kez G.A. Potemkin ve onun yardımcılarından biri olan Vasiliy Stepanoviç Popov (feldmareşal kaçılaryasoın başkanı) ile görüşmüştür. Onlarla yaptığı görüşme sırasında ve onlara yazdığı mektuplarda Hacıbey İskelesi’nin olduğu yerde büyük bir limanın (1795’ten itibaren Odessa) inşasına ve Karadeniz ticaret kolonisinin kurulmasına dair planlar yapmıştır. Burada Kuzey Karadeniz bölgesinin geniş çapta kolonileştirilmesi ve “üç deniz”de ticaretin geliştirilmesi söz konusuydu. Böylece “Rus ticaret filolarının dünyanın dört bir tarafından seyrüseferde bulunmaları” ve “Rusya’nın Doğu ülkeleri  ile bütün Avrupa ülkeleri arasında bir köprü vazifesi görerek bütün ülkelerden büyük zenginlikler çekmesi” amaçlanmıştır. Levaşov, V.S. Popov ve G.A. Potemkin’in desteğiyle Odessa şehrinin ticari işlerinden sorumlu başkanlığın başına geçmek istiyordu.

Türkiye ile yapılan savaş P.A. Levaşov’un eski çalışmalarını yeniden güncel hale getirmiştir. 1790’daP. Bogdanoviç’in matbaasında yukarıda adı geçen kitabının kısaltılmış ve biraz düzeltilmiş hâli basılmıştır. Kitap,İstanbul’da Bulunan ve Daha Sonra Türk Ordusuyla Birlikte Seferlere Sürüklenen Maslahatgüzar P… L…’un Türklerle Yapılan Son Savaş Sırasında, Savaşın İlanından 1773 Yılına Kadarki Zamanda Meydana Gelen Bazı Olaylar Hakkında Günlük Notları adıyla yayımlanmıştır. … ..

… ..

Yazar aşağıdaki tezi savunmaktadır. Ruslar, eski müelliflerin İskit ve Sarmat olarak adlandırdıkları halkla aynı köktendir ve bunlar o kadar eski halktır ki, kutsal kitapta yazılanlar hesaba katılmadığı takdirde bunların tarihi, yeryüzünün tarihi kadar eskidir. Kronolojik bilgilere göre Rus halkı Nuh’un torunu, Yafes’in oğlu Magok’un soyundan gelmektedir (çünkü Ruslar’ın ataları olan İskitler, onun soyundandırlar). … ..


Birinci Mektup

Eski ve Şimdiki Türkler Arasındaki

Farklılıklar Hakkında

Hükümdarım!

Rusya’nın, son 300 yıl boyunca neredeyse bütün Asya v e Avrupa’nın batı kısmındaki halkların iteaat ettiği Osmanlı Devleti’ne karşı elde ettiği zaferin kutlandığı bu günlerde bunun öncesine ilişkin konulardan bahsetmemin yararı vardır. … ..





*Esir Bir Rus Diplomatın Gözünden İstanbul &  Rusça Yayına Hazırlayan Aleksey Vigasin

Özgün adı: Puteşestviya po Vostoku v Epohu E II

Çevirenler : İlyas Kemaloğlu (Kamalov) Eduard Khusainov

Editör: Erhan Afyoncu - Uğur Demir

Yeditepe Yayınevi



*Kitabın ilk sayfalarında eserin editörlüğünü yapan Erhan Afyoncu ve Uğur Demir’in ön sunumunda(s.vııı.) “ 18 Yüzyılın, âdeta bir Osmanlı-Rusya savaşları tarihidir. Osmanlı İmparatorluğu, 1711’deki Prut Seferi’nde kazandığı zaferden sonra, 1768-1774 ve 1787-1792 savaşlarında büyük mağlubiyetler aldı. Tarihinin en ağır maddelerini ihtiva eden anlaşmalartınıda bu mağlubiyetlerden sonra imzaladı. Bu yüzyıl, Rusya’nın bir dünya gücü haline geldiğine şahit olurken buna mukabil Türk tarafının “Şark Meselesi” çerçevesinde varlığını devam ettirme mücadelesi verdiği bir dönemi ifade eder.


Osmanlı-Rus ilişkilerinde asıl kırılma noktası 1768-1774 Savaşı’dır. Yanlış bir hesaplama ve zamanla bizzat Türk tarafının başlattığıbu savaşta, Osmanlı İmparatorluğu ağır bir mağlubiyete uğrayarak, Küçük Kaynarca Anlaşması gibiağır şartlar ihtiva eden bir anlaşmayı imzaladı. Savaş, ciddi itirazlara rağmen ecdadı Kanunî’ye benzediği vehmine kapılan ve bunu her fırsattadile getiren III. Mustafa’nın harp arzusu ile başlamış, ancak sultan savaşın sonlarına doğru “Kızıl Elma’yı Boğdan’dan gelen al yanak elma” ile karıştırdığını anladığında artı iş işten çoktan geçmişti.


Savaşın yüküne daha fazla dayanamayan III. Mustafa’nın barışı görmeden vefat etmesiyle, Küçük Kaynarca gibi bir yüz karasını kabul etmek, yeni padişah I. Abdülhamid’in üzerine kaldı. I. Abdülhamid’in 1768 Savaşı’nı başlatanlara bir hatt-ı hümâyûnnda şu şekilde beddua ederek içinde bulunduğu duyguları ortaya koymuştu: “Asr-ı MUstafa Hânî’de bu seferin nakz-ı ahdine sebep olup dünyadan gidenler azâb-ı Kebrden necât bulmasunlar ve rûz-ı cezâda dahi şefâ’atden dûr ve cehennem azâbıyla muhalledü’n-fi’n-nâr olsunlar. Devlet-i Osmmâniyye’ye tamâm hıyânet eylediler…” vurgusu yapılıyor.




*
Yedikule - Vikipedi (wikipedia.org)

*Yedikule, İstanbul'un Fatih ilçesine bağlı mahallelerden biridir. Eski bir Rum semti olan Yedikule, Marmara Denizi kıyısında, Fatih'in Kocamustafapaşa ve Zeytinburnu'nun Kazlıçeşme semtleri arasında yer alır. Adını, tarihî yarımadayı çevreleyen İstanbul surlarının semtte bulunan yedi kulesinden almaktadır.

Semtte, Bizans döneminde beş kule bulunduğu ve semtin benzer biçimde Beşkule, (Yunanca: Penta prikyor) olarak adlandırıldığı rivayet edilmektedir.[kaynak belirtilmeli] İstanbul'un Türklerce ele geçirilmesinin ardından semtteki kulelere iki yeni kule daha eklenmiş ve toplam 7 kule barındıran semt bu dönemden sonra Yedikule olarak adlandırılagelmiştir. Osmanlı egemenliğinde, semtteki kuleler uzun yıllar zindan olarak kullanılmış; bu zindanlarda özellikle devlet görevlileri ve hanedan üyeleri tutulmuştur.

Yedikule semti surların, kulelerin ve çok sayıda tarihî Osmanlı evinin yanı sıra onlarca tarihî cami ve çeşmeye de ev sahipliği yapar. Semt mimarisinde Bizans döneminden kalıntılar da gözer çarpar. Yakın zamana değin önemli bir gayrimüslim nüfus barındıran semtte Rum ve Ermeni kiliseleriyle azınlık okulları da bulunur. Özellikle Suriye İç Savaşı'ndan beri çok sayıda Orta Doğu ve Afrika'dan düzensiz göç almıştır.

İstanbul banliyösünün Sirkeci-Halkalı hattı bu semtten geçer ve semtte aynı adlı bir de istasyon bulunur. Yedikule Hayvan Barınağı, Yedikule Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Yedikule Mezarlığı) semt sınırları içinde yer alır. Ayrıca 1944 yılında kurulmuş olan Yedikule GSK de semtin takımıdır.


*Prut Savaşı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Rusya, Osmanlı Devleti ile mücadelesinde kendi lehine bir zemin yaratmak istiyordu. Osmanlı içinde yaşayan Ortodoks toplumları kışkırtarak Osmanlı Devleti'ni zayıflatacak ve yapacağı savaşlarda daha önce kaybettiği toprakları geri alacaktı. Eflak ve Boğdan Beylerini Osmanlılara karşı kışkırtan Rus Çarı I. Petro, Poltova Muharebesi'nde İsveç Kralı Demirbaş Şarl'ı yenince, XII. Karl Osmanlılara sığındı. İsveç Kralı'nı kovalayan Rus birliklerinin Osmanlı topraklarına akınlar düzenlemesi ve Bender'de mülteci bulunan Karl'ın İstanbul'a yazdığı mektuplarla Rusya aleyhine yaptığı kışkırtmanın etkisi ile Sultan III. Ahmed 1710 yılında Rusya'ya karşı savaş ilan etti.[6]

… ..

Berâil Kuşatması:

Savaşın Kazanılması:

… …  Baltacı Mehmed Paşa, Deli Petro'nun ordusunun etrafını sarmışken, isyan belirtileri gösteren Yeniçerilere güvenmemesi nedeniyle barışı kabul etmiştir. 22 Temmuz 1711'de taraflar arasında bir antlaşma yapılmıştır. … ..

Prut Anlaşması:

… ..



*Giray Hanedanı - Vikipedi (wikipedia.org)

*Giray Hanedanı (Kırım Tatarcası: Geraylar) ya da Âl-i Cengiz, Kırım hanlarının mensubu bulunduğu hanedanın adı (15-18 yüzyıl). 'Cengiz Han'ın soyundan gelen Giray Hanedanı'nın kurucusu olarak 1449 tarihi temel alınır ve kurucusu I. Hacı Giray Han kabul edilir. Cengiz Han geleneğinden gelen Altın Ordu Hanlığının, Kazan Hanlığı ve Kırım Hanlığı olarak bölünmesi üzerine, 'Giraylar' tarih sahnesine çıkar. Giraylar'dan seçilen hükümdar 'Han' unvanını taşır. Hanlığın merkezi bu gün Ukrayna sınırları içerisinde kalan, Kırım'ın Bahçesaray şehridir. Bahçesaray'da bulunan ve günümüze kadar korunabilen Hansaray hanların yönetim merkezidir. Hanedanda, Han'dan sonra tahta geçecek veliaht Kalgay unvanına sahiptir.

I. Mengli Giray döneminde Osmanlı İmparatorluğu 'na bağlanır. Sahip Giray Hanlığın baş kentini Eski Kırım şehrinden Bahçesaray'a taşır.

Giray hanedana mensup hanlardan sonra hükümdarlığı üstlenecek 'Kalgay'ın kim olacağı, Kırım'da Mirza adı verilen (Şirin, Barın, Кıpçak, Argın) gibi diğer 'soylu' ailelerin temsilcileri tarafından seçilir. Kalgay adaylarına Nureddin adı verilirdi. 'Mirzalar' adı verilen bu ailelerin mensubu beyler, Kırım'daki iktidarın 'Hanla' birlikte diğer unsurlarıdır.

Osmanlı Dönemi:

Osmanlı Diplomasisi ve Giraylar:

Hanedanın Düşüşü:


*Kırım Giray - Vikipedi (wikipedia.org)

*Kırım Giray (ö. 1769), 1758-1764 ve 1768-1769 yılları arasında hüküm sürmüş olan Kırım hanı.

Kırım Giray'ın ikinci saltanatı 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı'na rastladı. Savaşın başlarında Kırım Giray Şubat 1769'da Güney Rusya'ya başarılı akınlar yaptı. Ancak Kırım Giray'ın ölümünden sonra Rus orduları Kırım'a girdiler

 


*Osmanlı-Rus savaşları - Vikipedi (wikipedia.org)

*Osmanlı-Rus Savaşları, 16. yüzyıl - 20. yüzyıl arasında Osmanlı Devleti ile Rusya Çarlığı ve daha sonra bu devletin büyümesi ile bu devletin yerine geçen Rus İmparatorluğu arasında yapılmış savaşlardır. 12 tanedir. 7 tanesi Rus üstünlüğüyle sonuçlanmıştır. Bu savaşlar şunlardır:



*Küçük Kaynarca Antlaşması - Vikipedi (wikipedia.org)

*Küçük Kaynarca Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu ile Rusya arasındaki 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı’nı sona erdiren ve Osmanlı Devleti‘nde önemli toprak kayıplarına yol açan antlaşmadır. Güney Dobruca’daki Küçük Kaynarca kasabasında imzalandığından bu adı almıştır.

1768-1774 Osmanlı-Rus savaşı:

Antlaşmanın koşulları:

Antlaşma sonuçları:































*III. Mustafa - Vikipedi (wikipedia.org)

*III. Mustafa divan edebiyatındaki mahlasıyla Cihangir; (28 Ocak 1717 Edirne – 21 Ocak 1774 İstanbul), 26. Osmanlı padişahı ve 105. İslam halifesi.[1]

Babası Sultan III. Ahmed, annesi Emine Mihrişah Kadın'dır. Babasının 1730'da padişahlıktan çekilmesinden sonra yirmi yedi yıl kafes hayatı yaşamıştır. Amcasının oğlu III. Osman'ın ölümü üzerine 1757'de tahta geçmiştir.

Saltanatı: Başa geçtikten sonra sadrazam Koca Mehmed Ragıp Paşa'yı görevde bıraktı. Malî durumu düzeltmek için sarayın giderlerini azalttı ve yolsuzlukların üzerine gitti ancak başarılı olamadı. Orduda topçu sınıfını düzeltmek için Baron de Tott'a "Sürat topçuları" adında askerî bir birlik kurdurdu. Rusların 1770'te Çeşme'de Osmanlı donanmasını yakmaları üzerine yeni bir donanma hazırlanmasına çalıştı. Bu donanmanın subaylarını yetiştirmek üzere 1773 yılında Mühendishane-i Bahr-i Hümayun'u kurdurdu. Laleli Camii'ni yaptırdı. Ayrıca depremde yıkılan Fatih Camii'ni yeniden yaptırdı.

Saltanatının son dönemine 1768-1774 Osmanlı-Rus Savaşı hâkim oldu. III. Mustafa ordusunun zayıflığını bilmekle beraber II. Katerina döneminde Rusya'nın Lehistan'a yaptığı müdahaleler yüzünden Rusya'ya karşı savaş ilan etti. Savaş sırasında Baltık Denizi'nden yola çıkan Rus Donanması Çeşme'de Osmanlı donanmasını yaktı. III. Mustafa savaşı bitirmek için girişimlerde bulundu ancak başarılı olamadı. Savaş sürerken hayatını kaybetti. Laleli'de kendi yaptırdığı Laleli Külliyesi içindeki III. Mustafa Türbesi'nde yatmaktadır.[2][3]


*I. Abdülhamid - Vikipedi (wikipedia.org)

*I. Abdülhamid  (20 Mart 1725 – 7 Nisan 1789), 27. Osmanlı padişahı ve 106. İslam halifesidir. III. Ahmet'in oğlu ve III. Mustafa'nın kardeşidir.[1][2]

Sultan I. Abdülhamid, siyasi ve askerî ıslahatlara girişti. Bugün İstanbul Teknik Üniversitesi olarak bilinen okulu kurup Yeniçeri Ocağı'na ve donanmaya yeni bir çehre kazandırmaya çalıştı. Yeniçerilerin sayımını yaptırdı ve gereksiz yere fazla para alanları tespit ettirdi. Bu faaliyetleri yürüten Sadrazam Halil Hamit Paşa, menfaati bozulanlar tarafından padişaha şikâyet edildi. Sultan Abdülhamid'i devirerek onun yerine Selim'i tahta çıkarmak istediği suçlamasıyla yaptığı tüm olumlu çalışmalara rağmen Halil Hamit Paşa, Sultan I. Abdülhamid'in emriyle idam edildi.[3] 1782 İstanbul yangınında itfaiye çalışmalarına katılmasından dolayı halkın sevgi ve takdirini kazanmıştı.[4]

Sultan I. Abdülhamid, bütün başarısızlıklara rağmen Osmanlı padişahları arasında iyi niyeti ve gayreti ile anıldı. Merhametli, nazik ve şefkatli kişiliğiyle takdir topladı.[4] Padişah olduktan sonra 49 yıllık saray hayatının ardından İstanbul'da sık sık dolaşmış, değişik semtleri ziyaret etmiş, farklı kıyafetlerle tebdil çıkarmıştır.[5] Bunun yanında esnaf ve halkın derdini de dinlerdi.[2]

Adaletli ve merhametli bir padişah olan I.Abdülhamid, Beylerbeyi'nde bir cami ve okul, Bahçekapı'da bir sebil, bir imaret, bir kütüphane ve bir türbe (Şimdi bunların yerinde Dördüncü Vakıf Han vardır.) Emirgan'da bir cami ile çeşme ve Medine'de yaptırdığı bir medrese ile mimari çalışmalarda da bulunmuştur. Kendinden sonra oğulları IV.Mustafa ve II.Mahmut da padişah olabilmiştir.

Küçük Kaynarca Antlaşması

1774-1779 Osmanlı-İran Savaşı

Aynalıkavak Tenkihnamesi ve Rusya'nın Kırım'ı işgali

Rusya ve Avusturya Savaşı

Yangınlar

Mimarî çalışmalar

Ölümü :1787-1792 Osmanlı-Rus savaşında Özi Kalesi'nin Rusların eline geçtiği ve kale içindeki halkın Ruslar tarafından katledildiği haberini duyunca sağ tarafına felç geldi ve 64 yaşında iken 7 Nisan 1789'da öldü. Cenazesi Bahçekapı'da kendi yaptırdığı türbesine defnedildi.




*
Horses of Saint Mark - Wikipedia

*The Horses of Saint Mark (Italian: Cavalli di San Marco), also known as the Triumphal Quadriga or Horses of the Hippodrome of Constantinople, is a set of bronze statues of four horses, originally part of a monument depicting a quadriga (a four-horse carriage used for chariot racing). The horses were placed on the facade, on the loggia above the porch, of St Mark's Basilica in Venice, northern Italy after the sack and looting of Constantinople in 1204. They remained there until looted by Napoleon in 1797 but were returned in 1815. The sculptures have been removed from the facade and placed in the interior

of St Mark's for conservation purposes, with replicas in their position on the loggia.





*Theodosius Forumu - Vikipedi (wikipedia.org)

*Theodosius Forumu (Yunanca: φόρος Θεοδοσίου Foros Theodosiou) bugün kısmen Beyazıt Meydanı'nın olduğu alana tekabül eden Doğu Roma İmparatorluğu meydanıdır. Bu bölgeye bir forum yapılması ilk olarak bu alanın I. Konstantin zamanında şehrin sınırları içine katılmasıyla beraber kararlaştırılmıştır. I. Theodosius döneminde Roma’daki Trajan Forumu’ndan ilham alınarak yoğun bir şekilde yapılaştırılmış ve bu dönem sonrası Theodosius Forumu olarak isimlendirilmiştir. Forumun büyüklüğü tam belli olmasa da şehrin en büyük forumu olduğu tahmin edilmektedir.[1]

Aynı Konstantin Forumunda olduğu gibi bu forumun arazisi de Konstantinopolis’in kurulmasından önce Byzantion şehrinin nekropolisi olarak kullanılıyordu. I. Konstantin zamanında forum yapılması için ayrılan alanda Valens döneminde 372/373 yıllarında bir çeşme inşa edilmiş ve forumun inşası için gerekli ön adımlar atılmıştır.[1]

Asıl inşaatlar Theodosius döneminde gerçekleşmiştir. Foruma şu an tam yeri belli olmayan Theodosius Bazilikası inşa edilmiştir. Bu bazilika yaklaşık 28x80m büyüklüğünde üç nefli bir kiliseydi.[1]

Forumdaki zafer sütununun inşasına 386 yılında başlandı, bunun aynı yıl gerçekleşen zafer töreniyle bağlantılı olması muhtemeldir. Theodosius Sütunu olarak bilinen bu anıtsal sütunun açılışı 393 yılında I. Theodosius’un oğlu imparator Arkadius döneminde gerçekleşti. Sütunu saran rölyeflerde Theodosius’un barbarlara karşı kazandığı zaferler resmedilmişti. İçinde bulunan sarmal bir merdivenle sütunun tepesine çıkılabiliyordu ve burada Theodosius’un bir heykeli yer almaktaydı. Sütunun yakınlarında ayrıca imparator Hadrian’ın heykeli, Theodosius’un atlı heykeli ve Theodosius’un oğulları Arkadius ile Honorius’un heykelleri dikildi. Bunlar dışında foruma ilerleyen zamanlarda başka heykeller de eklendi.[1]

407 yılındaki depremde forumdaki bazı yapılar hasar gördü, 447 yılındaki depremde ise forumun bir kısmı çöktü. 465 yılındaki büyük şehir yangınında Theodosius Bazilikası hasar gördü. 480 yılındaki bir depremde ise Theodosius’un gümüş heykeli yıkıldı.[1]

İmparator I. Anastasius 506 yılında sütunun tepesindeki Theodosius heykelinin yerine kendi heykelini yerleştirdi, ancak daha 512 yılında bir ayaklanma sırasında bu heykel kaldırıldı. 557 yılında forumdaki Arkadius heykeli bir depremde yıkıldı. 569/570 yıllarında foruma II. Jüstinyen tarafından bir hamam yaptırıldı.[1]

8. yüzyıldan itibaren forumun bir kısmı dana pazarı olarak kullanılmaktaydı, bu sebeple forum aynı zamanda Forum Tauri olarak da anılmaktadır. 10. Yüzyıldan sonra bu pazar alanları yapılaşmaya başladı. 1204’teki Latin işgalinden hemen sonra son imparator V. Aleksius halkın gözü önünde anıtsal sütundan aşağı atıldı. İşgalciler Theodosius’un atlı heykelini söküp erittiler.[1]
































4 yorum:

  1. Kitabın ilk sayfalarında eserin editörlüğünü yapan Erhan Afyoncu ve Uğur Demir’in ön sunumunda; (s.vııı.) “ 18 Yüzyılın, âdeta bir Osmanlı-Rusya savaşları tarihidir. Osmanlı İmparatorluğu, 1711’deki Prut Seferi’nde kazandığı zaferden sonra, 1768-1774 ve 1787-1792 savaşlarında büyük mağlubiyetler aldı. Tarihinin en ağır maddelerini ihtiva eden anlaşmalartınıda bu mağlubiyetlerden sonra imzaladı. Bu yüzyıl, Rusya’nın bir dünya gücü haline geldiğine şahit olurken buna mukabil Türk tarafının “Şark Meselesi” çerçevesinde varlığını devam ettirme mücadelesi verdiği bir dönemi ifade eder.

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Osmanlı-Rus ilişkilerinde asıl kırılma noktası 1768-1774 Savaşı’dır. Yanlış bir hesaplama ve zamanla bizzat Türk tarafının başlattığıbu savaşta, Osmanlı İmparatorluğu ağır bir mağlubiyete uğrayarak, Küçük Kaynarca Anlaşması gibiağır şartlar ihtiva eden bir anlaşmayı imzaladı. Savaş, ciddi itirazlara rağmen ecdadı Kanunî’ye benzediği vehmine kapılan ve bunu her fırsattadile getiren III. Mustafa’nın harp arzusu ile başlamış, ancak sultan savaşın sonlarına doğru “Kızıl Elma’yı Boğdan’dan gelen al yanak elma” ile karıştırdığını anladığında artı iş işten çoktan geçmişti.

      Sil
    2. Savaşın yüküne daha fazla dayanamayan III. Mustafa’nın barışı görmeden vefat etmesiyle, Küçük Kaynarca gibi bir yüz karasını kabul etmek, yeni padişah I. Abdülhamid’in üzerine kaldı. I. Abdülhamid’in 1768 Savaşı’nı başlatanlara bir hatt-ı hümâyûnnda şu şekilde beddua ederek içinde bulunduğu duyguları ortaya koymuştu: “Asr-ı MUstafa Hânî’de bu seferin nakz-ı ahdine sebep olup dünyadan gidenler azâb-ı Kebrden necât bulmasunlar ve rûz-ı cezâda dahi şefâ’atden dûr ve cehennem azâbıyla muhalledü’n-fi’n-nâr olsunlar. Devlet-i Osmmâniyye’ye tamâm hıyânet eylediler…”

      Sil
  2. Kitap derslerle dolu da; Mehmet Akif'in vurguladığı üzere:
    Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
    Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
    "Tarih"i "tekerrür" diye tarif ediyorlar;
    Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?

    YanıtlaSil