11 Aralık 2019 Çarşamba

paris'te bir osmanlı sefiri*

Haziran 1721... Paris sosyetesi, kralı ve saraylıları bir kenera bırakıp yeni bir meraka düşmüştür. Elçi Yirmisekiz Mehmet Çelebi ve heyeti bu ilgiye yabancı değildir. Fransa’ya ayak bastıkları andan itibaren, halk onları seyretmek için geçtikleri yerlere akın etmektedir.
Çelebi, Fransızların savaş meydanlarındaki izlenimler üzerinden yarattıkları Türk imgesisinialt üst eder: Kültürü, yaşam tarzı, edebi bilgisi bu imgeenin eksik kalan taraflarını bütünler.
Ülkemizde Batı kültürüyle tanışmada öncü kabul edilen Çelebi Avrupa’da Turquerie’nin yolunu açmış; bu akımla modadan mimariye, müzikten resme pek çok alanda Türk tarzı ürünler verilmiştir.
Neredeyse üç asır önceki Fransa’nın gördüğü kısımlarını anlatan bu sefaretnemede Çelebi, itiraf etmek lâzımdır ki, iyi bir gazeteci kadar dikkatlidir. Karşılaştıklarını, sadece dış görünüşleriyle değil, mahiyetlerini de öğrennmeye çalışarak anlatmaya bilhassa ehemiyet verdiği sezinlenmektedir. En güzel tarafı da Avrupa’yı asırlar boyunca baskısı altında tutmuş muhteşem Osmanlı İmparatorluğu’nun  mümessili olarak Fransa’ya ayak basan Çelebi’nin önüne çıkan bütün yenilikler, Türkiye’de eşi olmayan gösterişli eserler karşısında ağır başlılığını muhafaza etmesi, bunların yapılabilir şeyler olarak sadece takdirle karşılanmasıdır.Kendine gösterilen büyük m isafirperverliği temsi,l ettiği devletin şanına lâyık bulduğu için hiç yadırgamayan, ömürlerinde Osmanlıgörmemiş olduklarını itiraf eden kimselerin tecessüs merakından gelen sıkıcı davranışlarına karşı da hoşgörülülüğü elden bırakmayan çelebi bu seyehatta gördüğü yenilikleri meleketine duyurmakla vazifeli aklı başında bir Türk’ün ruh halleri içindedir. Kendisine gezdirilen muhteşem saraylar, süslü bahçeler, emsalsiz havuzlar çocuk yaştaki Fransa kralının debdebesi onun gözlerini kamaştırmamış, hiçbir aşağılık duygusuna kapılmadan bunları sade bir üslup içinde anlatmıştır.  O kadar ki, kendisini en fazla tesiri altına bırakan, hayatında ilk defa gördüğü opera bile onu fazla şaşırtmış değildir. Bin yüz otuz iki senesi zilhiccesinin dördüncü Pazartesi (7 Ekim 1720) İstanbul’dan ... .. tüccar kalyonuna binip,  bin yüz otuz üç senesinin .. .. yirminci günü (21 Kasım 1720) .. ..Tulon şehri denilen mahalle dahil olduk. ... .. Bizim vardığımız esnada Allah’ın emriyle Marsilya’da büyük hastalık zuhur edüp, mazaallah seksen bin kadar nüfus telef olmuş; belki daha ziade olmak ihtimali de ola. ... ..


Kadınlara Gösterilen İtibar
Halkı ve kadınları seyrederek ineceğimiz yere indik. Hazır ettikleri saray, şekerhane imiş.... ..


Çelebinin hayatı
Çelebi Edirne’de doğmuştur, ancak doğum tarihi belli değildir. Sadece Paris’e gittiğinde ellili yaşlarını sürdüğü bilindiğinden 1660’ların sonuna doğru doğduğu söylenebilir. , babası Yeniçerilerin 71. Ortasının katar ağalarından seksoncubaşı Gürcü Süleyman Ağa idi. Seksoncubaş, Saksonya’dan getirilen av  köpeklerinden sorumlu birliklerin komutanıydı ve padişah ava çıktığında birliğiyle ona eşilik etmekle görevliydi.
Genç Mehmet Faiz de babasının izinden gitti. Zamanın gereklerine göre Endrun’da (sarat-y okulu) eğitim aldıktan sonra Yeniçerilerin 28. Ortasına katıldı. Hâlâ adıyla birlikte anılan lakabı da, görevli olduğu ortadan kalmadır. Ortassında çobacılığa ve muır ağalığına –yani mahkemeye işi düşenleren ve hukuk işleri,nden sorumluidareciliğe- yükseldi.
Ayrıca aldığı medrese eğitimi sayesinde hem yüksek düzeylerde görevler aldı, hem ‘çelebi’ ünvanını kazandı, hem de sefaretnamesine eşlikm edecek beyitlri yazacak düzeyde Farsça öğrendi. Orduda tophane nazırlığına-tophane kumandanı- dek yükseldi. Başarılı yöneticiliği sayesinde devlet çevrelerinde tanındı. Sivil görevlere atandı. Önce darphane nâzırı, ardından da şıkk-ı sâlis defterdarı oldu. Yani bugünün deyimiyle, öncedarphane genel müdürü, sonra da maliye bakanı ikinci yardımcısı idi.
III. Ahmet 1718’de, Çe3lebi şıkk-ı sâlis dfterdarı olduğu dönemde, onu Pasorofça Anlaşması müzakere heyetinde görevlendirdi. Çelebi’nin diplomasi kariyeri böylece başladı. 1716-24 arasında Fransa’nın İstanbul’daki büyükelçisiolan Maquis deBonnac, 1884’te Paris’ye yayımlanan anılarında, onun Pasorofça’daki diplomatik becerilerinden bahseder. Müzakerelere katılan Avrupalı soylular arasında büyük itibar kazandığını vurgular.
Pasorofça’daki başarıları onu sadece başmuhasebeciliğe (yani günümüzün sayışytay başkanlığına denk bir göreve) terfisine değil, Paris’e daimi büyükelçi olarak yollanmasının dakapılarını açmıştır.7 Ekim 1720’de 400 kişilik bir heyetle Frnasa’ya hareket eden Mehmet Çelebi 16 Mart 17202'de Frnasa’ya ulaşmıştı. 1721’e dek süren bu görevinden geriye kalan bu sefaretnemesi, Osmanlı tarihindeki kırkı aşkın sefaretnamenin ilki olmasa da en çok tanınanı olmuştur.
            Çelebi’nin Fransa seyahati, batılılaşmanın dönüm noktalarından biri olarak kabul edilir. Çelebi’nin gezip gördüğü eğitim ve bilim kurumları ile saraylar, parklar ve bahçeler hakkındaki izlenimlerinin Osmanlılar için model olduğu vurgulanır. ... ..
Öte yandan Çelebi’n in Paris’teki ikameti, Avrupa’da da yukarıdaki anlatılanlara paralelel bir etki yaratmıştı. Yirmisekiz Mehmet Çelebi, Avrupalıların sadece savaş alanlarıbdaki izlenimlerinden oluşan o zamanki Osmanlı imajının kültür, ilim, edebiyet, yaşama tarzı gibi eksik kalan taraflarının tamamlanmasında önemli rol oynamıştır.Çelebi’nin ‘Turquerie’ denen ve giyim modasından resme, mimarlıktan müziğe pek çok alanda etkili olan Türk Modası’nın doğuşunda önemli rolü olduğu kabul edilir. Mozart’ın, Çelebinin Paris’i zyaretinden neredeyse yarım  yüzyıl sonra bestelediği Saraydan Kız Kaçırma , Türk Marşı, ve başka ‘alla turca’ esreleri, bu modadan etkilenen sanat eserlerinin en meşhurlarındandır.

III. Ahmet’in 1730’da Patrona Halil İsyanı ile tahtan indirilmesinin ardından Yirmisekiz Mehmetg Çelebi de gözden düştü. Mısır’daki görevinden alındı. Son diplomatik görevi, I. Mahmut’un tahta çıkışını bildiren Lehistan’a (günümüzdeki Polonya) sunmaktı. Daha sonra, öncekilerle kıyaslanmayacak kadar sıradan bir makam, Kıbrıs valiliğine atandı ve 1732’de orada vefat etti. Mezarı Magosa’da, Sinan Paşa Camisi olarak da anılan Buğday Camisi’nin bitişiğindedir.


*paris’te bir osmanlı sefiri / yirmisekiz mehmet çelebi’nin fransa seyehatnamesi & şevket rado

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder