26 Şubat 2023 Pazar

Mengene Göçmenleri*


 

… ..

Bahattin elli yaşındaydı. Sakatlandığından beri askerliği terketmiş, Hacı Yahya Paşa’nın malını mülkünü idare işini üstlenmişti. Kereste fabrikası, şarap bağları ve tütün tarlaları, onun, son on altı senedir haşır neşir olduğu işlerdi. Hepsini özleyecekti. Üzüm bağlarının, taze kopan tütünün taze kerestenin kokusunu özleyecekti. Yanlarında götüremedikleri kızlarını özleyecekti. Özleyecekleri bir yana, şimdiye dek içini hiç böylesine bir endişe sarmamıştı. Ne Ruslar geldiğinde, ne isyancılar ortalığı kana buladığında.

Bahattin, 1876’nın mayısına kadar dinç, yakışıklı bir süvari subayıydı. O zaman, henüz otuz dört  yaşındaydı. O yıl Bulgaristan’da kan gövdeyi götürmüştü. 1860’lıo yıllarda Romanya’da çalışmaya başlayan gizli örgütlerin desteği v e teşviki ile güçlenen isyancılar, bu yıllar zarfında kendilerini Rodop ve Rila dağlarının kuş uçmayan, kervan geçmeyen yüksekliklerinde saklamışlardı. İsyancıların akınlar halinde kopup geldikleri gün, Ayşe, Süleyman'ın doğum sancılarını çekmekteydi. Bahattin ise, isyancılara karşı çarpışan Hacı Yahya Paşa’nın komutasındaki birliğin içindeydi. Balkan Dağları’nın kuzeyindeki çarpışmalar çok şiddetli geçmişti. Bahattin, o günü tüyler, ürpererek hatırlardı. Hâlâ nasıl yaşadığına inanamıyordu.

İsyancıların pes edip dağılmaya başlamalarına az kalmıştı ki, Bahattin’in atı, alnını ikiye ayıran bir kılıç darbesi ile, yere cansız yığılırken kendisi de boynuna dolanan kementle bir isyancının atının ardı sıra sürüklenmeye başlamıştı.  Uzun müddet, boynundaki düğümün sıkışmasını ve kendisini boğmasını önlemek için can havliyle kemente asılıp olağanüstü  bir gayret göstermişti. Taşların, vücudunun muhtelif eklem, kas ve kemiklerindeki kopmaları, kırılmaları ızdırapla hissetmiş ama inadı elinden bırakmamıştı. Ancak, çektiği acı onu bayılma raddesine getirip kendini çaresiz kaldığı ölüme teslim etmek üzereyken , Tanrı’nın bir lütfu olmalı, şansı dönmüştü. Bahattin, topraklara bulanmış,


taşlardan çizilmiş yüzünün buz gibi suya değmesi ile gözlerini zorlayarak açmış ve patlamış göz kapaklarının, yanaklarının üzerinde biriken kanların arasından önünü görmeye çalıştığında daha bir müddet kurtulabildiğine inanamamıştı. Boynunu, bileklerini kesen ip, birden gevşemiş, nehrin kıyısında vücudunun yarısı suyun içinde, bir kaya üzerinde asılı, uzanıp kalıvermişti.
Tuna’nın bir uzantısı olan Yantra’nın suları bu mevsimde buz gibi olurdu ama Bahattin’in gövdesi hiçbir şey hissetmemişti. Gözlerini kapayan kan çanağı arasından olup bitenleri anlamaya çalıştığında, onu ölüme çeken ipin ucunda kimseyi görememişti. Nehir boyu, kendisine doğru gelen atlıların sesleri, ona, emin ellerde olduğunu anlatmaya yetmişti. Bunlar, isyanı bastırmaya yardımcı gelen Çerkez, Pomak ve Tatar askerleriydi. Dağlardaki çete yuvalarını basmış, artık hiçbir şey duymayan vücudunun, parçalanmış yüzünün, başının, bir bütün halinde yaşayabileceğinden emin değildi. Doğum yatağında bıraktığı güzel on dokuzluk karısını, gül topu gibi üç çocuğunu gözlerinin önünden geçirirken  kendini kaybetmişti.

İsyan Plevne sancağına varmadan dağıtılmış, dağlardaki kartal yuvalarında üstlenen çetelerin elebaşlarından Vasil Levski yakalanıp idam edilmişti. Bu haberleri, Bahattin  aylar sonra öğrenmişti. Yarı ölü bir  halde uzun zaman yatmış, kendisinden umut kesildiği günler çok olmuştu. Vücudunun un ufak olmuş kemikleri, yeniden yavaş yavaş hayata dönmüştü. Ayşe, kocasının bakımını inatla bırakmamış, lohusa yatağını kapayıp kalkmıştı. Yeni bebesi kucağında, kâh onu emzirip, kâh pışpışlayarak, kocasının dizleri dibinde altı ay dualarla beklemiş, gerekince çılgınlar gibi koşuşturmuştu.

… ..

 Bu arada, Ferişte ile Süleymanın aşkı dillere destan olmuştu, Bandırma’da.  İşn garibi, küçük kasaba halkı onları ayıplamıyordu…. ..  Harb haberlerinin ortasında yaşanan bu aşk hgikâyesi,herkesiin hoşuna gitmiş, aşıkların adlarına türki bile yakılmıştı. … ..

… ..


Süleyman minareye çıkar

Ferişte pencereden bakar

Süleyman çok canlar yakar

Yandım yandım Ferişte’m

Kalk gidelim karanlık

Yak fenerin gidelim

Süleyman'ın mendili beyaz

Süleyman, Ferişte’den beyaz

Yandım yandım Ferişte

Kalk gidelim, karanlık

… ..




*Mengene Göçmenleri & Nermin Bezmen

Emre Matbaası

1994


*Silistre - Vikipedi (wikipedia.org)

*Silistre (Bulgarca: Силистра Silistra, Rumence: Dârstor), Bulgaristan'ın kuzeydoğu kesiminde, Romanya sınırında, Tuna kıyısındaki şehir. Aynı adlı Silistre ilinin idari merkezi olan Silistre, tarihî Güney Dobruca bölgesindeki en önemli şehirlerden biridir.








1 yorum:


  1. Osmanlı İmparatorluğu’nun “hasat” adam” günleri ve topraklarının giderek artan hızla elden çıkmaya başladığı günlerde Tuna boylarından, Silistre’den İstanbul’a göç etmek zorunda kalan bölünmüş bir aile ve kendileri gibi imparatorluğun başka köşelerinden Kırım, Ahıska, Rodos’tan kaçmak zorunda kalanlarla kurdukları yeni hayatlar ve izlerini bile kaybettikleri aile yakınlarının özlemleri ve savaş şartlarının getirdiği zorluklar ve geleceği inşa etmek için ayakta kalma çabaları….

    YanıtlaSil